İlk bakışta sözdizimsel bir oyun gibi duran başlıktaki soru, bilimsel merceğe tutulduğunda kimlik, göç ve halkların en eski belleklerinin sesle nasıl örüldüğünü gösteren kapsamlı bir çalışmanın aslında hem başlangıcı hem de sonucu. Türk müziğinin kökenleri üzerine yirmi yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü multidisipliner araştırmalarını tamamlayan Müzikbilimci Prof. Dr. Atilla Sağlam, çalışmalarını altı ciltlik bir kitap serisi olarak hazırladı. Serinin ilk üç cildi; “Ezgi, Dil ve Genetik İlgileşimler” üst başlığı altında “Yalıtılmış Halklar”, “Konargöçer Halklar” ve “Türk Dilli Halklar” adlarıyla geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Prof. Dr. Sağlam’a göre, “Müzik (küy), yalnızca incelikli bir ses, çalgı ve ezgi nesnesi değil konargöçer toplulukların ata yurduyla ve göç güzergâhlarıyla kurduğu tınlayışsal tapu senedi. ‘Biz kimden geldik, neye inandık, belleğimizi nasıl oluşturduk, nasıl yaşattık?’ sorularına verilen en eski ve sesli yanıt.” Prof. Dr. Sağlam, kitaplarının ilgili dünya kaynaklarında Türkçe ve yabancı dillerde hazırlanmış ilk bütüncül “küy filogenisi” (ezgisel ağaç/soybilim) çalışması olma özelliğini taşıdığını belirterek eserlerinin, dil bilimi, nüfusların genetiği ve etnomüzikolojinin (Küy Kökenbiliminin) kesişiminde, ezgilerin yer-konum ve tarihsel göç yollarıyla olan kopmaz bağını ampirik verilerle kanıtladığını vurguluyor. Prof. Dr. Sağlam’ın, sesin arşivlendiği, dilin müziğe, müziğin de genetik izlere dönüştüğü bir yolculuğun izlendiği çalışması, yalnızca müzik tarihçileri için değil kimlik, göç ve kültürel süreklilik üzerine kafa yoran okurlar için de bir başyapıt kimliğinde duruyor. Prof. Dr. Atilla Sağlam ile uzun yıllar süren çalışmalarından yeni bilimsel bulguları kamuoyuyla paylaştığı kitapları üzerine konuştum.

“Her şey basit bir soruyla başladı”
Prof. Dr. Sağlam, “Her şey yaklaşık yirmi yıl önce Bursa'da halktan birinin yönelttiği sade ama derin bir soruyla başladı: "Türk müziği nedir?" O an, büyük bir yolculuğun ilk adımını attığımı bilmiyordum çünkü "Türk" tanımı yalnızca yerküresel ya da siyasi bir sınır değil dilin, törenin, inancın ve sesin binlerce yıllık birikimiyle örülü bir bütündü” diyor: ”Birinci cildin çıkış noktası, Tayvan'ın dokuz yerli boyundan derlenen 220 küy ve 640 mtDNA verisiydi. Sayısal çözümlemeler, ezgi yapıları ile kalıtımsal çeşitlilik arasında r=0,417 (p=0,015) düzeyinde anlamlı bir ilgi olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, küyün yalnızca ses, çalgı ve ezgi incelikli bir sanat değil kişioğlu-kızı tarihinin işitsel bir kalıntısı olduğunu gösterdi. İkinci cildin odağını, göç hâlindeki halklar oluşturdu: Konargöçerler. Göç, yalnızca yer küresel bir konum değişikliği değil sesin, çalgının, ezginin, sözün ve soyun birlikte sürüklendiği evrimsel bir düzenektir. Pamjav ve arkadaşlarının ezgi ile genetik arasında bulduğu %77’ye ulaşan uyum oranı, "göç eden küy, genle birlikte yol alır" savını sayısal olarak doğruladı. Üçüncü ciltte ise 25 Türk budununun Y-DNA, dil ve küy töre verileri "TÜRK K.A.SI" (Türk Küyünün Kayın Ağacı Sınıflaması) çerçevesinde bir araya getirildi. Beni tüm bu çalışmayı sürdürmeye iten asıl güdü ise Türklerin küyünün Anadolu'yu aşan, inançları dışlamayan, her Türk dilli budunun sesini ve sese bağlı dil ile töre unsurlarını eşit değerde gören bir uygarlık dili olduğunu kanıtlamaktı. Bu kanıtları dünyada henüz hiçbir dilde yayımlanmamış bütüncül bir bilimsel çalışma olarak Türk dilinin Oğuz budağının, Türkiye Türkçesiyle sunmaktı.”
Peki Prof.Sağlam’ın kitaplarında söz ettiği özgün yöntem tam olarak neydi? Bu yöntemi var olan bilimsel yaklaşımlardan ayıran en önemli noktalar nelerdi? Prof. Sağlam, araştırmalarındaki özgün yöntemi "TÜRK K.A.SI" (Türk Küyünün Kayın Ağacı Sınıflaması) adlı yaşam ağacı modeli” olarak tanımlıyor: “Bu model, 25 Türk budunundan derlenen 329 ses kaydı, 115 nota, 49 çizelge ve 34 küme ağacını; Y-DNA oranları, dil budakları ve küy töreleriyle algoritmik (bir sorunu çözmek veya bir hedefe ulaşmak için belirlenen sıralı, mantıksal ve adım adım izlenen kurallar bütünü) ve sınanabilir biçimde eşleştirir. Var olan çalışmalardan en büyük ayrılığımız şudur: Küyü "benzerlik" düzeyinde değil "evrimsel budaklanma" düzeyinde modelledik. Bu, dünyada Türkçe ve başka dillerde yapılmış ilk bütüncül küy filogenisi (Ağaçsal soybilim) çalışmasıdır. YouTube kayıtlarını akademik veri olarak işleyen ve kültürel / ekinsel koruma açısından da yeni bir ölçüt oluşturan eşsiz bir yöntemdir. Küy, "Biz kimden geldik, nasıl inandık, nasıl yaşattık?" sorusunun sesli yanıtıdır. Kaybolduğunda, bir halkın yaşanmış ve yaşamsal ekin belleği de sessizliğe gömülür.”
“Dil hızla değişiyor ama ezgi daha derin akıyor”
Prof. Atilla Sağlam’ın rahatlıkla ömürlük eserler kategorisine alınabilecek bu çalışmasında onu en çok şaşırtan bulgu neydi? Beklentilerinin tamamen dışında gelişen bir sonuçla karşılaşmış mıydı? Şunları söylüyor: “Beni en çok şaşırtan, Sibirya Kam gelenekleriyle Kuzey Amerika yerlileri arasındaki köprüydü. Alaska Atabaskan tsi'niy törenleri ile Kazak jar-jar düğün ezgileri arasındaki % 89’a ulaşan yapısal benzerlik, Bering kara köprüsünden geçen sesli mirasın beş bin yıl sonra hâlâ canlı olduğunu kanıtladı. Bu, küy tarihinin en büyük gizemlerinden birini çözdü: Amerika'nın yerli budunlarının küyü neden Asya'nın en eski Kam küyü gelenekleriyle bu denli benzerlik gösterir? Şunu da saptamak gerekir: Türk dilli halkların en eski inanç, dil, oyun ve küy (ezgi, çalgı ve küycülük özellikleri) taşıyıcılarının yığıldığı erkek ata kökü soybilimsel verisinin yaşı en geç 8 bin yıl iken Türk dilli halkların en yeni dil, gelenek, inanç ve küy özellklerini taşıyan örneğin Oğuz dili halkların baskın erkek ata kökü yaşı en erken 30 bin yıllıktır. Bu, yalıtılmış halklardaki eskiliğin genetik yaş ile değil ıssız ve uzaklıkla ortaya çıkan diğer halklarla temassızlığın bir sonucu olarak ellerindeki tüm uygarlık birikimlerinin donmuş bir biçimde saklanmasından kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca bu sonucun zıttı olarak en eski erkek ata kökü soybilimsel verilerini taşıyan halkların en güncel en çeşitlenmiş ve gelişmiş küy ve dil özlerini taşıması da onların genlerinin eskiliğiyle değil diğer halklarla olan geniş etkileşimleriyle açıklanabilir.”
Prof. Dr. Atilla Sağlam, araştırmalarında şaşırtıcı olanın, eserlerinin birinci cildinde yer verdiği üzere, küy ile dil arasındaki ilgileşimin istatistiksel olarak anlamlı çıkmaması olduğunu söylüyor: “Aynı dili konuşanların aynı ezgi kalıplarını paylaşacağı beklenirken veriler tam tersini gösterdi: (r=0,411, p=0,085). Dil hızlı değişip dış etkilere açıkken, ezgi genetik akışla birlikte çok daha derin ve kararlı bir katmanda ilerliyordu. İkinci ciltte en büyük sürpriz, Lemnos yazıtlarının Türkçe okunabilmesi ve "As'ın atası, Kam, has babam" gibi ifadelerin ortaya çıkmasıydı. Dilbilimde "Etrüskçe yalıtılmış bir dil" kabulü egemenken, bu bulgu dil-genetik-töre üçlüsünün ne denli iç içe geçtiğini somutlaştırdı. Mitokondriyal DNA'nın küy benzerliğiyle % 77 uyum göstermesi de anne hattının ezgi aktarımındaki rolünü beklenenden çok daha güçlü biçimde ortaya koydu. Üçüncü ciltte ise "Türk Müziği" kavramının Anadolu'yu bile aşamadığı gerçeği şaşırtıcıydı. Veriler, Türk dilli 25 halkın küyünün tek bir şemsiye altında toplanamayacak kadar zengin ve dallanmış olduğunu gösterdi. R1a, J2 ve N1c gibi ata kökleri ile ezgi biçemleri arasındaki r>0,85 ilgileşimleri ise beklentilerimin çok ötesinde bir matematiksel kesinlik ve evrimsel tutarlılık sundu.”
Prof.Sağlam, ilk üç cildini yayınladığı bu bilimsel çalışmasının, Türk müziğinin kökenleri açısından yeni tartışmalar başlatacağını düşünüyor: “Tartışmaların kesinlikle başlayacağını öngörüyorum. Her şeyden önce, "Türk müziği / küyü" adı yerini "Türklerin küyü" gibi daha kapsayıcı bir şemsiye ada bırakacak; her budunun küyü ya kendi adıyla (Kazak küyü, Türkmen küyü, Azerbaycan küyü vb.) ya da kitabımızdaki sınıflamaya uygun biçimde Ogur, Kıpçak, Altay-Sayan, Karluk, Yakut ya da Oğuz Türk küyü adıyla anılmaya başlanacaktır. Bugün "Türk müziği / küyü" denildiğinde yalnızca Türkiye Türk küyünün anlaşılması, "Türklük" adını yalnızca Türkiye Türklerine özgü bir tekele dönüştürmekte ve Türk dilli halklar arasında bir tür ayrışmaya yol açmakta. Türk küyünün kökenleri tartışmaları bundan böyle yalnızca Osmanlı ya da Anadolu merkezli değil Sibirya'dan Balkanlara, Çin'den Alaska'ya uzanan bir ağ üzerinden yürütülecektir. TÜRK K.A.SI (Türklerin Küyünün Kayın Ağacı Sınıflaması) modeli, UNESCO gibi kuruluşların "somut olmayan kültürel miras" ölçütlerine genetik-dil-töre üçlüsünü uyarlama olanağı sunuyor. Küy biliminde "Küy Genetiği" ya da "Türk Küy Ağaçsal Soy bilimi" gibi yeni alanlara zemin hazırlanırken, küycülere de notaların ötesinde "ezginin belleğini" Türk halklarının seslendirme biçemindeki çeşitliliği dikkate almalarını sağlayacak. En kalıcı etki belki şu soruda yatıyor: Anadolu Türk küyü mü, yoksa Türklerin küyü mü? Bu soru, ekinsel siyaset ve eğitim müfredatlarında köklü değişimlere kapı aralayabilir.”

Kıpçak beşlisinden Anadolu rock’a, Itrî’den modern pop’a
Bu denli kapsamlı bir çalışmanın karşısında insan yeni meraklar sahibi oluyor. Prof. Sağlam’ın bulguları günümüz Türkiye müzik kültürünü nasıl etkiliyor ya da etkileyecek? Örneğin Itrî’den Türk halk müziğine, oradan da bugünün popuna uzanan yapısal bir süreklilikten söz edilebilir mi? Prof. Sağlam’ın yaklaşımı şöyle:
“Günümüz Oğuz Küyü bağlamının bir kolu olan Türkiye müzik /küy ekini, bu en eski küy kökünden çıkan bedenin yaşayan en geniş ve gönençli dallarından biri. Oğuz budağındaki makam ve uzun hava / çalgısal doğaçlama geleneği, Osmanlı klasiğinden Türk sanat ve halk müziğine akar. Kıpçak beş seslisi ve destan töresi, âşık geleneğinden Anadolu rock ve folk türlerine siner; Kam kökünün gırtlak tınısı ise deneysel ve dünya müziği sahnelerinde yeniden can bulur. Itrî’nin inanç küyü üzerinden gerçekleşen küysel bellek ve makam geçişlerindeki iniş eğilimi, Türk halk müziğindeki doğaçlama ve süslemeler, hatta günümüz Türk popunun bazı ezgisel çekirdekleri; bunların tümü konargöçerlerin "sekizli aralıktan iniş" biçeminin güncellenmiş yansımalarıdır. Q-M242 ya da N-M231 hatlarıyla ilişkili gırtlak tınısının, kam davul vuruşlarının ya da eklemeli küy yapısının izlerini bugünün çok sesli pop düzenlemelerinde bile duymak olanaklıdır. Bugünün pop ya da güncel küydeki ölçü kalıpları, doğaçlama süslemeler ve çalgı tınıları, aslında beş bin yıllık evrimsel akışın en güncel belirteçleridir. Popüler ekin bu unsurları ticarileştirse de altta yatan ‘sesli genetik belirteçler’ varlığını koruyor.”
“Göç kaybetmek değil dönüştürerek taşımaktır”
Prof. Atilla Sağlam, günümüz "Türk müziği" adı ile anılan kavramın tüm Türk dünyasını kapsamakta yetersiz kaldığını; "Anadolu Türk küyü", "Kafkas Türk küyü" ya da daha geniş anlamda "Türk dünyası küyü veya Türk Dilli Halkların / Budunların Küyü" olarak yeniden tanımlanması gerektiğini söylüyor.
Okuyucuların, yayınlanan bu kitaplarını yalnızca bilimsel bir çalışma olarak değil "bir uygarlığın sesli, sözlü ve biyolojik/canlı yolculuğunun yaşayan haritası" olarak okumaları gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Sağlam; “Her küy bir kökün fısıltısı, her dil bir dalın uzanışı, her gen kökten günümüze uzanan bir yaprağın damarı olarak değerlendirilmeli. Bu kitapların ardından okuyucuların küyü yalnızca işitsel bir haz değil tarihsel ve biyolojik / yaşamsal bir belge olarak dinlemelerini; dil ile törenin korunmasının aslında bir halkın varoluşunu sürdürmek anlamına geldiğini fark etmelerini; genetik ile ekinin aynı kayın ağacının kök ve dalları olduğunu anlamalarını umuyorum. Konargöçerlerin bize öğrettiği derstir: Göç, kaybetmek değil dönüştürerek taşımaktır. Bir kayın ağacının kökleri ne kadar derinse, dalları o kadar uzağa uzanır” diyor. Prof. Dr. Atilla Sağlam’ın “Türk müziği”nin kökenlerine dair bildiğimiz her şeyi yeniden sorgulatan kitapları, bilimsel derinliği edebi bir akıcılıkla buluşturan çığır açıcı bir okuma deneyimi sunuyor.

Prof.Dr. Atilla Sağlam kimdir?Yeni usuller keşfetti, aktarımlı piyano klavyesini buldu, özgün yöntemi 130’dan fazla ülkede kabul gördü. Küy (Müzik) eğitimine 1980 yılında Gazi Yüksek Öğretmen Okulu Müzik Bölümünde başlayan Prof. Dr. Atilla Sağlam'ın 42 yıllık çalışmaları, onu Türk küy geleneği ve armoni kuramının öncü araştırmacılarından biri haline getirdi. Uludağ ve Trakya üniversitelerinde akademik görevler üstlenen Sağlam, Kemal İlerici'nin kuramını çözümleyerek bunun Batı armonisi türevi olduğunu bilimsel dayanaklarla ortaya koydu. "İslam'da Müzik Yasaklandı mı?" başlıklı çalışmasıyla, din ve küy arasındaki yanlış kanıları kökten sarstı. Edirne Kırkpınar Yağlı Güreş küy geleneğinde Türkiye Türklerinin usul kuramında yer almayan Pehlivan Ağırlaması ve Cengi harbisi adıyla iki usul keşfetti ve bu usulleri kuramsal olarak ilgili bilim çevrelerine duyurdu. İngiltere Leeds Üniversitesi'nde Prof. Philip Wilby ile Ultra Modern bestecilik yöntemleri ve Bursa'da Alexander Mekaev ile Rönesans ve Barok Bestecilik yöntemleri üzerine bestecilik çalışmalarını yürüten Sağlam, Bulgaristan'daki -1.lik ödülünün verilmediği- uluslararası yarışmada İkincilik Ödülü kazandı. Ezan seslendirmelerini notaya alarak eski sözlü doğaçlama ezgi töresinin yazılı küy kaynaklarına kazandırılmasına katkı sağladı. Avrupa tonal küyü üzerine piyano eğitimine başlayacaklar için "Aktarımlı Piyano Klavyesi" buluşunu geliştirdi; Türk Armoni öğretim dili adlı özgün öğretim yöntemi 130'dan fazla ülkede ilgi gördü. Köbürge'nin İslam öncesi Türk töresinin özgün Ordu, Kağanlık ve Halk küyü topluluğu olduğunu belgeledi. |


