Radikal dincilerin ve aşırı sağcıların yönettiği üç ülke arasındaki savaş küresel depreme yol açtı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Radikal dincilerin ve aşırı sağcıların yönettiği üç ülke arasındaki savaş küresel depreme yol açtı

Türkiye’nin zaten kırılgan olan ekonomisi, ekstra olarak İran savaşından olumsuz etkileniyor. Özellikle Kürecik radar üstü ve ayrıca İncirlik hava üssü, Türkiye’yi hedef haline getiriyor. Türkiye savaşın bir an önce sona ermesini istiyor ama bu politikanın Trump’ı üstümüze sıçratmayacak ve son dönemde ABD’yle ilişkilerde sağlanan nispi iyileşmenin zarar görmeyecek şekilde yürütüldüğü görülüyor

Radikal dincilerin ve aşırı sağcıların yönettiği üç ülke arasındaki savaş küresel depreme yol açtı

ABD’nin çok değişik başkanı Trump İran’ı birkaç gün içinde dize getireceğini ilan etmişti, ancak savaş dördüncü haftasına girdi.

Yıllardır süren yaptırımlara rağmen savunma yeteneklerini geliştirdiği ve bu günlere hazırlandığı anlaşılan İran planlı bir strateji çerçevesinde savaşı bölgeye yaydı.

Enerji arzını ve sevkiyatını etkileyen gelişmeler neticesinde petrol fiyatları 110 ile 120 dolar arasında seyrediyor, gaz fiyatları da neredeyse iki katına çıktı. Küresel ekonomi ciddi bir krizin eşiğinde. Olay bu seyrinde sürerse bunlar daha  iyi günlerimiz. 

ABD ve İsrail, ruhani lider Ali Hamaney başta olmak üzere İran’ın en üst düzey siyasi ve askeri yetkililerinin öldürülmesinin ve yoğun bombardımanın İran silahlı kuvvetleri içinde bölünmeler yaratacağını, rejim muhaliflerinin ve halkın sokağa döküleceklerini ve rejimi alaşağı edeceklerini düşünüyorlardı ama bugün itibarıyla bu beklentiler gerçekleşmedi

Trump, İsrail'in etkisi altında savaşa girdiği,  yanlış hesaplar yaptığı ve iyi bir planı olmadığı için eleştiriliyor.

ABD’nin ulusal güvenlik mimarisinin en üst düzey yöneticilerinden biri, üstelik kariyerden gelen ve saha/savaş tecrübesi bulunan bir güvenlik uzmanı olan Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, ABD’nin bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığını açıkladı ve görevinden istifa etti.

Hem kendi ülkesinde hem uluslararası düzlemde siyaseten zor durumda kalan Trump’ın, savaşın seyrini lehine değiştirmek ve İran’ı en kısa zamanda çökertmek amacıyla oyun değiştirici yeni yöntemler bulmaya çalıştığını, hem bölge içinden hem de dışından ülkelerin katılımıyla uluslararası bir koalisyon kurmaya çalıştığını izliyoruz.

ABD’nin, Suriye ordusunun tercihen Lübnan ordusuyla birlikte Hizbullah’a karşı operasyon düzenlemesi, İran’a karşı operasyonlar için Türkiye dahil muhtelif ülkelerdeki hava üslerinin kullanılması ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak amacıyla  NATO üyesi ve diğer ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerinin devreye sokulması gibi çeşitli seçenekleri hayata geçirmek amacıyla yoğun bir ikna diplomasisi yürüttüğü bildiriliyor.

Riyad’da bir araya gelen Körfez ülkeleri ve Türkiye dahil 12 ülkenin İran’a saldırılarını durdurma çağrısında bulunması, İngiltere’nin ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki İran hedeflerine saldırı düzenlemek amacıyla İngiliz üslerini kullanmasına izin vermesi ve Japonya Başbakanının bazı ifadeleri Trump’ı ümitlendirmiş olabilir.

Ama Trump’ın destek arayışlarının önündeki en önemli engel, savaşın yasal zeminine yönelik ciddi kuşkuların yanısıra, bizatihi kendisinin çelişkili politikaları ve herkesi ve her ülkeyi aşağılayıcı tavırlarıdır.

İran’a saldırı planları konusunda NATO müttefiklerini bilgilendirmeye tenezzül etmeyen  Trump, sonradan yaptığı destek talebine olumlu yanıt vermedikleri için müttefiklerine sert çıkıp, onları korkak olarak nitelendirme hakkını ise kendinde görüyor.

ABD’nin İran’ın enerji kaynaklarının olduğu bölgelerle sınırlı veya daha geniş çaplı bir kara harekâtı yapabileceği sıkça telaffuz edilmeye başladı.

Bu senaryo gerçekleşirse, İranlı Kürtlerin de yerel müttefik olarak devreye sokulması çok muhtemeldir.

İsrail kendi çıkarları için bölgeyi ateşe veriyor

İran’la savaş, İsrail'in uzun süredir uyguladığı, Orta Doğu’yu kendi vizyonuna ve güvenlik önceliklerine göre yeniden şekillendirme stratejisinin bir parçasıdır.

Bu savaş er veya geç çıkacaktı ve Netanyahu, öyle veya böyle, Trump’ı ikna ederek, ABD’yle birlikte savaşı başlattı.

İki ülke İran’da bir çok yeri bombalayarak harabeye çevirdiler, binlerce insan da hayatını kaybetti ama İsrail de çok zarar gördü.

İran füzeleri ve insansız hava araçları İsrail’in hava savunma kalkanını delerek bir çok şehri vurabildi. İsrail hükümeti, hasarın boyutunu gizlemek için sansür uyguluyor. Körfez ülkeleri ve ABD de aynı kaygılarla sansür uyguluyorlar.

Kendi halkından on binlercesini öldürebilen, Türkiye dahil birçok ülkenin içişlerine müdahalede bulunan, İran’daki teokratik dikta rejiminin savunulacak yanı bulunmuyor ama İsrail’in izlediği politikaların da bir çok açıdan onlardan geri kalır yanı yok.

Netanyahu iktidarı hesapsız ve sınırsız bir rahatlık içinde yürüttüğü saldırgan politikaları ve uygulamalarıyla en yakın müttefikini bile (ABD) zor durumda bırakıyor. İsrail son olarak İran’ın Güney Pars doğal gaz sahasını hedef alarak Trump‘ı, bir kez daha, çileden çıkarttı.

Netanyahu’nun İsrail'in güvenliği ve güvenlikli geleceği için yaptığını söylediği her şey aslında ülkesinin geleceğini tehlikeye atıyor ve dünyada İsrail karşıtlığını ve anti-semitizmi körüklüyor.

Savaşın diğer ülkelerdeki yansımaları

ABD’nin İran’la meşgul olması, ABD ile Kanada ve Avrupalı müttefikleri arasında görüş ayrılıkları yaşanması, dünyanın ekonomik darboğaza sürüklenmesi Rusya’yı mutlu eden gelişmeler.

Körfez ülkeleri ilk kez bu çapta ve bu yoğunlukta saldırılara maruz kaldılar. İran ve İsrail topraklarının yanısıra savaş Körfez ülkeleri toprakları üzerinde cereyan ediyor. Körfez ülkelerinde telafisi yıllarca sürecek olan ciddi maddi kayıplar meydana geldi.

Hizbullah’ın İran’a destek vermesiyle Lübnan da bir kez daha İsrail’in şiddetli bombardımanına maruz kaldı, onbinlerce Lübnanlı evlerinden oldu ve İsrail'in güney Lübnan’ı işgali yine sözkonusu.

Suriye savaşa bulaşmamak için titizlikle hareket etmesine mukabil İsrail bombalarına hedef oldu. İsrail uçakları Dürzi sivillere saldırı olduğu bahanesiyle Suriye’nin güneyini bombaladılar. 

Savaşın Türkiye açısından düşündürdükleri

Türkiye’nin zaten kırılgan olan ekonomisi, ekstra olarak İran savaşından olumsuz etkileniyor.

Özellikle Kürecik radar üstü ve ayrıca İncirlik hava üssü, Türkiye’yi hedef haline getiriyor. 

İran’dan Türkiye’ye atılan füzeler “Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO unsurları”, yani Amerikan savaş gemilerinden atılan SM-3 füzeleri ile etkisiz hale getirildi.

Irak ve Suriye'den sonra İran’da da Kürtlerin savaşa dahil edilmeleri, sadece İran’a etkileri bakımından değil, hem Suriye’de zar zor varılan ve hala kırılgan olan uzlaşıya, hem Türkiye’deki sürece etkileri açısından yeni meselelere yol açabilecektir.

Türkiye, bu savaşta, siyaseten her tarafı idare etmeye çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmalarında savaştan tek başına İsrail’i sorumlu tutarken, Dışişleri Bakanı Fidan İran’ın saldırılarını kınayan ama İsrail ve ABD’ye değinmeyen Riyad bildirisine imza attı.

Türkiye savaşın bir an önce sona ermesini istiyor ama bu politikanın Trump’ı üstümüze sıçratmayacak ve son dönemde ABD’yle ilişkilerde sağlanan nispi iyileşmenin zarar görmeyecek şekilde yürütüldüğü görülüyor.

Umalım ki olaylar siyasi ve diplomatik cambazlıkların yetersiz kalacağı ve Türkiye’yi kesin bir tercih yapmak zorunda bırakacak bir noktaya gelmesin. 

Savaş nasıl sona erecek?

ABD ve İsrail, “savaşın berabere bittiği” veya “saldırganların püskürtüldüğü” zannıyla İran rejiminin ileride daha da fütursuzca hareket etmesine alan açacak bir şekilde sonlanmasını istemeyecektir.

Özellikle İsrail, bu defa, rejim düşene veya İran çökene kadar savaşa son verilmemesi gerektiğini açıkça söylüyor ama bunu ABD’siz yapamaz.

Dolayısıyla, belirleyici unsur ABD'nin kararı olacaktır.

ABD ve İsrail için ideal senaryo, molla rejiminin devrilmesi ve yerine “dost bir yönetimin” geçmesidir ama muhtelif mecralarda dillendirilen olasılıkların ne derece gerçekçi olduğu tartışılır.

Dost yönetimden kast edilen devrik Şah’ın oğlu ise, buna karşı hem şahıs bazında hem tarihi arka plan itibarıyla çok argüman vardır.

Öte yandan, ABD’nin sponsorluğundaki yöneticilerin iş başına getirildiği Irak ve Afganistan örnekleri ABD’nin bu konularda da güvenilir olmadığına dair uyarıcı örneklerdir.

Bu seçeneklerin yanında, hiç beklenmedik bir anda, İran rejiminin ateşkes için masaya oturmaya hazır olduğunu açıklaması veya Trump'ın, gerçek durum ne olursa olsun, İran'ın yenildiğini ve savaşın bittiğini ilan etmesi de sürpriz olmaz.

İran’da sağlıklı bir sisteme geçilmesi dışarıdan askeri müdahale ve dayatmayla değil, İranlıların kendi kaderlerini belirlemek için inisiyatifi ellerine almalarıyla mümkün olabilir.

İran’daki rejim ideolojik ve sair nedenlerle birliğini koruduğu sürece, böyle bir savaşla yıkılması imkansız olmasa da çok güçtür.

Ancak rejim bünyesindeki ılımlı, sağduyulu ve ideolojik olmayan vatansever unsurlar sorumluluk almaya ve mücadeleye girişmeye karar verirlerse durum değişebilir.

İran’da bir iç savaşa yol açabilecek hamleler ise (bazı enerji bölgelerine asker çıkarılması, geniş çaplı bir kara operasyonu yapılması, İranlı Kürtlerin sahaya sürülmesi gibi) bölge ülkelerini de içine çekerek, Suriye benzeri ama Suriye’den çok daha ağır sonuçları olabilecek bir krizi beraberinde getirecektir.

İlgili İçerikler