Helâl rüşvet, şüpheli kazlar ve Diyanet’te 270 bin dolar: Bir ülke hikâyesi
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Helâl rüşvet, şüpheli kazlar ve Diyanet’te 270 bin dolar: Bir ülke hikâyesi

Dünyayı değiştirmek için hayal kurmaktan vazgeçmeyen ve birbirini insanca kucaklayabilen herkese…

Helâl rüşvet, şüpheli kazlar ve Diyanet’te 270 bin dolar: Bir ülke hikâyesi

Ülkenin bitmek bilmeyen ‘olağanüstülülük hâli’nin yaşandığı sıradan bir haftasında, sıradan(!) felaketlerin yaşandığı birkaç günü daha geride bıraktık…Şaşırmayı unuttuğumuz bu iklimde, emeğimizin soframıza yetmemesine, gözlerimiz yangın dumanına, kulaklarımız tutuklanma haberlerine, kalbimiz ise sürekli sıkışmaya alıştı.

Bu sıradan(!) mevzulardan biraz uzaklaşmak için, her yeni haftaya aynı gezegende fakat paralel evrenlerde yaşadığımız diyarları gezerek başlamak âdetimdir.

Mesela paralel evrenlerin birinde, İsviçre’de; memleketim İsviçre’de, enflasyonun ‘0’ olduğu İsviçre’de, insanların toplu taşıma yerine eşyalarını su geçirmez çantalara doldurup işe koyulmak için kendilerini nehre bıraktıkları İsviçre’de çekilmiş bir videoyu izleyerek başladım bu haftaya.

Ama artık o eski heyecan kalmadı!

Ne demişler: Gidemediğin yer senin değildir… Olsa olsa ya kur krizine ya da vize mevzuatına yakalanmış hayalî bir mekândır artık.

Evet, gidemediğimiz yer bizim değildir belki ama kaldığımız yer fazlasıyla bizimdir; vergisiyle, zammıyla, kayyımıyla, gözaltısıyla, yangınıyla, yokluğuyla…

Bir yanda Meclis’te zeytinliklerin dibine kibrit suyu dökülürken, diğer yanda ormanlarımız yanıyor; ağaçlar tutuşmasın diye çırpınan insanlar, ihmaller zincirinde ölüyor… Ama yine tek bir suçlu bulunamıyor. Oysa memlekette failden yana sıkıntı yok; yeter ki suçun faili kime göre belirlenecek, ona karar verilsin.

Üstüne bir de Orman Bakanı çıkıp Teyakkuzda olun” diyor. Yani her zamanki gibi, ihmal devletin, sorumluluk bizim. Yangını da biz söndürelim, travmayı da biz taşıyalım.

Bu kadarına da ‘pes’ dediğimiz her şeyi yaşıyoruz bu ülkede. Yine bir gün, faşizmin ezelden beri önemli bir aparatı olan ‘gizli bir tanık’, kazlar denize girdiği için MERe şikâyet ediyor. Tutukluluk(!) hâline karar verilen kazlar kümese kapatılıyor. Çünkü kazlar sistem için büyük bir tehdit unsuru! Sekiz kaz, sıcak hava ve stresten ölüyor. Bunu, ördek gibi kendilerini nehre atan İsviçrelilere gel de anlat, anlatabilirsen!

Oysa alenî bir şekilde tehdit edenler baş tacı… Bir savcı, bir zamanların faili meçhul sembolü; kimin kapısında duracağı belli olmayan, kapısında durduklarına da ölüm getiren ‘Beyaz Toros’ maketininin direksiyona geçmiş, adalet makamının cenazesini kaldırıyor, kayıpların sembolüyle kendi mafyatik tehdit yöntemlerinin sopasını sallıyor!

Emine Ocak

Tam da bunlar konuşulurken,1995’te gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın annesi, Cumartesi Anneleri’nin sembollerinden Emine Ocak, 30 yıllık mücadelesiyle bir vicdan gibi duruyor ‘Beyaz Toros’un karşısında. Tam 86 yaşında…

Eğitimdeki çürüme, LGS skandalı karşısında Bakan’ın “Geri zekâlıya anlatır gibi anlatıyorum” sözündeki açıklama diline tezahür ediyor; yargıda rüşvet, tuzak kurularak sistematik hâle getiriliyor, adliyesine göre de rüşvet tarifesi uygulanıyor, ki bu işler ‘hem rüşvet yiyip hem de hak yolundan ayrılmadan yapılan akçeli işlerdir ve helâl kesim önemlidir. (Rüşvet çarkında helal kesim olmasa yemek yemeyen bir ahlak!)’, Diyanet İşleri Başkanlığı Mekke sorumlusu, para sayma makinesi gibi dolar sayıyor; hem de öyle 3-5 bin değil, 270 bin dolar! Ve tek korkusu, dolarları sayarken videoya kaydedilmek oluyor. İşte tam da bu zihniyetle yürütülen ülkede, ‘ahlak mı, inanç mı? sorusu, derin bir gerilim olarak duruyor orta yerde.

Tüm bunlara itiraz edenler, terörist ilan ediliyor, hain ilan ediliyor. Yandaş olmayının da canı cehenneme… Ama yandaşlık baş tacı! Baş tacı edilenlerle, hainlerin(!) durumunu şu videoda özetledim…

 

Kümese hapsedilen kazların hikâyesi aslında bizim hikâyemizdir…Ülke ise kocaman bir kümestir!

Böyle böyle gidemediğimiz yerler hayal olurken, kaldığımız yerler kâbusa dönüşmüşken önüme bir kitap serisi çıktı: Tuğçe Tatari’nin Politik Çocuk serisi…

Politik Çocuk Serisi: Değerler, duyarlılık ve umut üzerine bir yolculuk

Tuğçe Tatari'nin, Literatür Çocuk Yayınları'ndan çıkan ve Aysun Altındağ'ın illüstrasyonlarını yaptığı beş kitaplık ‘Politik Çocuk’ serisi, çocukları anlaşılır, yalın ve doğrudan bir dille; adalet, empati, eşitlik, barış ve çevre bilinci gibi temel toplumsal kavramlarla tanıştırıyor. Her anlatıdan sonra onlara alan açarak, bu konuları kendi algıları etrafında sorgulamalarına önayak oluyor.

Serideki kitaplar ve derinleşen temaları

Biri ve Diğeri kitabı ile 7 yaşındaki mülteci bir çocuk olan Maram’ın hikayesi üzerinden göç meselesini, Benim Yeşil Gezegenim ile Cem’in daha yaşanabilir bir dünya tahayyülünü,  Gerçekten Eşit miyiz?’de ikiz kardeşler Zeynep ve Ali üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliğini, Savaş'ın Barış Hali kitabı ile, adı ironik bir şekilde ‘Savaş’ olan bir çocuğun dünyasından barış savunuculuğu ve şiddete karşı duruşu, 'Nedir Birbirimizden Farkımız?da ise Berfin’in kendi evi ile yan komşusunun evi arasındaki yaşam farkına neden olan gelir adaletsizliği gibi konuları ele alıyor. Bu kavramları, çocukların pedagojik olarak anlayabileceği ve kaldırabileceği sadelikle, dikte etmeden; düşünmelerine alan açan bir yöntemle anlatıyor…

Bu seri, derin empati ve eleştirel sorgulama gücüyle, çocuklara çözümün bir parçası olabilecekleri fikrini düşündürten; kümesin kapısına bırakılmış bir pense gibi… Bu topraklarda insana yaraşır bir yaşamı mümkün kılacak anlayışın yerleşmesi için, bir gün mutlaka okul müfredatında yerini almalıdır.

“Dünyayı değiştirmek için hayal kurmaktan vazgeçmeyen ve birbirini insanca kucaklayabilen herkese…”

 

 

İlgili İçerikler