Giriş
Geçtiğimiz hafta Uluslararası Gençlik Haftası idi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yolsuzluğa Karşı Küresel Koalisyon, 12 Ağustos Uluslararası Gençlik Haftası vesilesiyle yolsuzluklardan en çok gençlerin etkilendiğini ileri sürerek duyarlık geliştirmeye çalıştı. Yolsuzluk Karşıtı Küresel Koalisyonun yaptığı çalışmalar, gençlerin yolsuzluğa yetişkinlerden daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor. Örneğin, yüksek riskli eğitim sektöründe yolsuzluk, kayıtlarda rüşvet ve iltimas, sınavlarda gizli hile, ihaleye fesat karıştırma ve okul malzemelerinin sağlanmaması ve benzeri konuları içerebiliyor. Koalisyona göre, yolsuzluk, gençlerin potansiyellerine ulaşmalarını engelleyebiliyor. Eğitime ve sağlığa ayrılacak kaynaklar yolsuzluk nedeniyle başka yerlere transfer ediliyor. Yolsuzluklar gençlerin karşılaşacağı fırsatları engelliyor ve güveni aşındırıyor.[1]
Kamu bütçelerini takip ederek, kamu verilerini inceleyerek, konuşarak ve şeffaf politikalar izleyerek ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesini talep ederek gördükleri adaletsizliklere meydan okumak için yurttaşların harekete geçmeleri şart! Dünyanın pek çok yerinde bu çalışmalar yürütülüyor. Türkiye’de de benzer bir yolsuzluk ve yozlaşmaya karşı bir gençlik mücadelesi gerekiyor; çünkü gençlerin hayatları çalınıyor. Gençlerin emekleri, emekleriyle sahip olacağı kimi haklar, sorular çalınarak, diploma hırsızlığı yapılarak ellerinden alınıyor. Tüm bunlar 3Y, yani yolsuzluğu, yoksulluğu ve yasakları ortadan kaldıracağı vaadiyle ilk girdiği seçimleri kazanan siyasal iktidar döneminde yaygın biçimde yaşanıyor.

Kavramdan gerçeğe! Yolsuzluktan yozlaşmaya doğru yolculuk!
Diplomalar, kişilerin mesleki ve insani niteliğini, kişinin sahip olduğu bilgileri, becerileri ve tutumları güvenceye alan belgelerdir. Kişisel ilişkilerimizde, “Bak okumuşsun, üniversite mezunusun, nasıl yaparsın bunu?” dediğimiz anları bir anımsayalım. Buradaki varsayım şudur: Diplomaları olan kişiler, insani bir gelişmişlik düzeyini, mesleğin gerektirdiği yeterlikleri ve etik duyarlıkları taşırlar. Bu açıdan bu belgeler, toplum tarafından üzerinde uzlaşılmış yasalar, normlar ve kurallarla edinilebilir.
Gerekli koşulları karşılamamış ve fakülteye adım bile atmamış bir kişiyi diploma sahibi yapmaya çalışmak, eğer içinde yer aldıysa kamu görevlisinin yolsuzluğu iken sahte diplomayı alan ve kullanan kişi açısından resmî belgede sahtecilik suçu söz konusu olur. Sahte diploma basma ve satışı, sürecin içindeki kamu görevlilerinin çerçevesi çizilmiş yoldan sapmaları olarak değerlendirilir. Yani sözü edilen kamu görevlileri ‘yolunu kaybetmiş’tir, yolsuzdur; kamu görevlileri kamu yararını, kamu görevini suistimal etmiştir. Peki bunu yapma nedeni nedir? Kişisel olarak maddi gelir veya statü kazanmak veya farklı nedenlerle (tehdit, şantaj vb) bunu yapmaya zorlanma nedenleri ile yapabilir görevli. Yolsuzluk ağı içine giren kamu görevlisi, rüşvet, kayırmacılık ve görevini kötüye kullanma gibi pek çok davranışı sergiler.
Yolsuzluk, art niyetli kişilerin içinde yer aldığı münferit olaylardan ibaret olabilir. Yozlaşma ise bu sürecin yaygın, kapsamlı ve sistematik hale gelmesidir. Bir başka deyişle, yozlaşma, bir ülkedeki ekonomik, politik, hukuki ve sistemin duygu ve düşünce dünyasının bozunuma uğraması demektir:
“Yolsuzluk ve yozlaşma arasındaki ortak nokta, yasa dışı, haksız veya zararlı olmasıdır. Gerek yolsuzluk gerekse yozlaşma, en temel güdüde, “insanların yasaları kabul etmediği için veya tercih ettikleri veya uymak zorunda oldukları başka çıkarları veya arzuları olduğu için ihlal etmesi” durumunda ortaya çıkmaktadır.”[2]
Son cümle özellikle önemlidir ve Türkiye’deki yolsuzluk ve yozlaşmayı anlatır niteliktedir. Bu iki olgunun temel güdüsüyle, insanlar yasaları kabul etmedikleri için bunu yapıyor olabilirler. 2011 yılında soru çalmayı meşru gören kişinin sözleri bu bağlamda ilginçtir: ‘Bugüne kadar hep sol kesim atandı. İnançsız insanlar kurumlara yerleşti. Bizim de oralarda olmaya hakkımız yok mu?’[3] Bu ifade de mevcut düzeni olumsuzlama ve hatta reddetme tavrı hakimdir. Ayrıca ideolojik ve politik derinlikten yoksun bu bakış açısı, siyasal iktidarın yıllardır yapmaya yaratmaya çalıştığı iki büyük kutbun yasal olanını meşru görmemesi, yasal olmayanı ise meşru görmesidir. Yani bu yasal düzenlemeler içinde “her şey mubahtır”. Kimi milliyetçi muhafazakâr kesimler, “öncekiler de çalıyordu; bunlar da çalıyor ama çalışıyorlar da!” diyerek yolsuzluk ve yozlaşmayı normalleştiriyorlar. Toplumsal kutuplaştırmanın sonucunda, hınç ve kin siyaseti ile “kendinde her hakkı görme” anlayışı giderek yaygınlaşıyor. Kamu görevlerine girişte sıkça bahsedilen mülakatlarda da açıktan, göz göre göre, kulaklar duya duya kayırmacılık yapıldığı biliniyor ancak yukarıdaki anlayış devreye girdiği için karşı koyuş çok zayıf olabiliyor.
Soru çalmayı münferit bir grubun faaliyeti olarak adlandırmak buzdağının görünen yüzü ile uğraşmak anlamına gelir, buzdağının altında yatan ise kamu yönetiminde ve kamu kurumlarındaki yozlaşmadır. İlki için soruşturmalar yapılır, Devlet Denetleme Kurulu devreye girer, birkaç kişi cezalandırılır, bunlar itirafçı olup serbest de bırakılabilir, bu şekilde kamuoyu yatıştırılır, ancak yozlaşma olanca hızıyla devam eder. Ne yazık ki böyle oldu soru çalma olaylarında.
Bu savımızı desteklemek için 2024 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne bakalım.[4] Endekse göre Danimarka 90 puanla birinci sıradadır, bu ülkeyi 88 puanla Danimarka, 84 puanla Singapur, 84 puanla Yeni Zelanda izlemektedir. Türkiye 180 ülke arasında 34 puanla 107. Sırada yer almıştır. Bu puan 2012’de 48’lerdeyken, yani daha az yolsuzluk yapılırken darbe girişiminin ardından gelen otoriterleşme ve muhalefetin üzerindeki baskıyla 34’e kadar gerilemiştir. Türkiye’de yolsuzluk algısı yaygındır ve kamu yönetiminde yozlaşmayı da göstermektedir.
Diplomaların değersizleştirilmesi ne zaman ve nasıl başladı?
Eğitimde yolsuzluk ve yozlaşmanın önünü açan eşitsizlikler, yükseköğretim hakkının kamuca karşılanmayarak yükseköğretimin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi politikaları ile başladı. Yükseköğretime girerek diploma edinme ve üniversite mezunu sayısını artırma arzusu pek çok dönemde çeşitli politikalarla özendirildi. 1960 yılından 1973 yılına kadar geçen sürede 1965 yılında çıkarılan 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası ile özel yüksekokullar açılmaya başladı. Böylece gerekli puanı alarak devlet üniversitelerine giremeyen birçok öğrenci bu okullara girdiler. Yükseköğrenim talebinin artmasına bağlı olarak bu okulların sayısı da hızla arttı. Ancak 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin ilgili yasada özel yüksekokulların açılmasına ilişkin maddeyi iptal etmesi üzerine bu okullar kapatılmıştır. Kapatılma nedenlerinden arasında düşük nitelikli eğitim verilmesi ve ticari bir faaliyet haline gelmiş olması eleştirisidir.[5]
12 Eylül askeri darbesinden sonra “vakıf üniversiteleri” adıyla yükseköğretimin özeleştirmesi politikasına yeniden dönüldü. İlk vakıf üniversitesi, 1985 yılında, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı tarafından açılmış, sonra sayıları hızla artmıştır.[6] Vakıf üniversiteleri, devlet üniversitelerine giremeyen, gelir düzeyi kısmen yüksek gençlerin görece daha rahat bir biçimde diplomaya erişmelerini sağlamıştır.
Bu gelişmeler AKP’den önceki dönemde yaşandı. Ancak piyasacı muhafazakâr anlayış daha da derinleşerek devam etti. AKP döneminde, hiçbir kritere bakmaksızın birçok ilde yeni üniversiteler açıldı.[7] Her yeni üniversite iktidarın kadrolaşmasına, şehrin ekonomisini geliştirmeye ve gençleri o kentte tutmaya hizmet etti. Üniversite, fakülte ve dolayısıyla öğrenci sayısındaki nicel artış, eğitimin niteliğine ilişkin sorunlar yok sayarak yapıldı. 2024-2025 öğretim yılında 129 devlet üniversitesi, 75 vakıf üniversitesi ve 4 vakıf meslek yüksek okulu bulunuyor.[8]
Kamu ve devlet üniversitelerinin diplomaları denk olmasına karşın gelişmiş devlet üniversitesi diplomalarına verilen değer görece daha yüksek, ancak konu iş bulmaya geldiğinde sosyal ağları daha geniş olanların şansı yüksek oldu. Gerekli kriterlere uymadan açılan üniversiteler, uzaktan öğretim, ikinci öğretim, tezsiz yüksek lisans programları, paralı öğretmenlik sertifikası programları ve benzeri yollarla üniversiteler gelir yarattı ancak gençlerin işsizliği devasa bir düzeye ulaştı.
Diplomalıların sayısı giderek artıyor ancak diplomaların niteliğinin düşmesinden dolayı kullanım değeri ve çok sayıda mezun olmasından dolayı eğitimin piyasa değeri, pek az üniversite dışında düşüyor. Eğitime ilişkin sosyal talep karşılanıyor gözükse de eğitimin niteliği de çok hızlı bir biçimde düştü. Yüzbinlerce işsiz Eğitim Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi mezunu, yüzbinlerce İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu, on binlerce hukuk fakültesi mezunu işsiz, alanı dışındaki işlerde çalışıyor veya çok düşük ücretlerle mezun olduğu alanın dışında işlerde görev yapıyor. “Boşuna mı Okuduk? Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği”[9] araştırmalar ve kitaplar kitapevleri raflarına uzun zaman önce girdi. Diplomalı işsizlik ve işsizlerin çığlığı yükseldikçe devlet yetkilileri, “devlet istihdam kapısı değil” dedi, ancak bir biçimde devlete girişin arka kapıları açıldı. Bu dönem AKP’nin çıraklık döneminin politikasıydı. Popülist eğitim ve sağlık politikaları siyasal iktidarın toplum nezdinde kabul edilmesine hizmet etti, ta ki eğitim ve sağlık hizmetlerinin niteliğindeki düşüş fark edilene dek.

AKP’nin çıraklık ve kalfalık döneminde eğitimde yolsuzluk ve yozlaşma
Bir kez daha ifade edelim, diplomalar, iş ve/veya mesleklerde belli bilgi, beceri ve tutumların edinildiğini güvencesini veren belgelerdir. Diplomalar, verildiği veya alındığı dönemdeki kültürün izlerini taşırlar, yani kültür taşıyıcılarıdır. Uzun zamandır Batı eksenli modern kültürden hoşnut olmayan bir siyasal anlayış iktidardaydı. Merkez sağ ile farkını bu zeminden beslenerek ortaya koyuyordu. Bu yaklaşımı, Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Bülent Arı’nın 2016’daki sözlerinden anlıyoruz; "Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor, ben her zaman cahil halka güvendim…. Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır" demişti.[10] Bu zat halihazırdaki üniversite ve lise eğitimine sıfır not vermekteydi. Rektör yardımcısının bakış açısında diplomaların hiçbir değeri yoktu. Bu ve benzeri sözler farklı cümlelerle de olsa devam etti.
Erdoğan, Ensar Vakfı Genel Kurulu’ndaki konuşmasında (2017) şunları söyledi: "Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var" dedi.[11] Bu sözlerden kasıt eğitim ve kültür kurumlarının geliştirdiği kültürü reddetmesiydi. Bu sözlerden üniversitelerin verdiği diplomaların temsil ettiği niteliklerden hoşnut olmadığını anlıyoruz; diplomaların değerini sorgulayan cümlelerdi bunlar. Farklı bir kültürel inşanın ürettiği nitelikleri güvenceye alan diplomalar gerekliydi. Bunun için eğitim programları değiştirildi, tarikat ve cemaatlerin okullara girişini sağlayan protokoller imzalandı, Diyanet İşleri Başkanlığı devasa kamu bütçesi ile her gün yaydığı hutbeler ile toplumsal yaşama müdahaleleri hızlandırdı.
Cumhurbaşkanlığı önceki İletişim Başkanı Fahrettin Altun da yakın bir zamanda “siyasi hegemonyanız bitti, kültürel hegemonyanız da bitecek” diyerek kısmen yol alındığını ifade eden bir çıkış yapmış ve iddialı bir hedef belirlemişti. Sonrasında, festival ve konserlerin yasaklanması, şarkıcı ve oyuncuların konuşmaları sebebiyle adli kovuşturmalarla karşı karşıya bırakılması gibi hamleler geldi.[12] Sahte diplomalarla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi İdris Bozkurt “Kişinin hak etmediği işe girmesinin kul hakkı ve günah olduğunu hak edilmeden girilen işte çalışmanın karşılığı olan kazancın helal olduğunu” belirtiyor. Bu açıklama cezasızlığın devam edeceği biçiminde mi anlaşılmalı? Çünkü suç ve ceza, yapı ve özne etkileşiminin sonucunda oluşuyor. Bireyler bir sistemin, bir yapının içinde devinirler. Sahte diploma suçu gibi suçlar, uygun yapısal koşullar olduğunda, sistemin buna uygunluğu, zayıflıkları ve zafiyeti görüldüğünde ortaya çıkar. Ayrıca suç ortaya çıktığında, hukuk sisteminin işlemediği ve ceza alınmadığı düşüncesine sahip olunursa suçun yayılımı daha kolay olur. Bu durumda, yüksek kazançlı bir yasa dışı bir sektörün oluşması ve bu sürece kamusal alanın içinden ve dışından kişilerin, sıradan insanların, yani öznenin dahil olması muhtemeldir.
Tüm bu kişilerin sözlerini sıradan insanlar nasıl anlarlar? Bu sözlere kulak veren milliyetçi muhafazakâr taban mevcut diplomaları veren kültüre ve kurumlara hiç değer vermeyebilir, ancak diplomaların yolunu açtığı toplumsal konumları da arzu ediyor olabilir. Ayrıca eğitim kurumlarını değerli bulmadığı, kendi kültürüne uymadığı için girmek istemiyor ya da içinde yaşadığı habitusun okumayı yeterince teşvik etmemesi nedeniyle sınavları geçerek istediği üniversitelere giremiyorlar. Bu durumda, bu kesime göre, laik, özgürlükçü ve demokrat kesimlerin çocukları nitelikli lise ve üniversite sıralarını daha çok dolduruyorlar. Proje okulları konusundaki kavganın nedenlerinden birisi de budur. Diplomaların bu kesimde bir değeri olmasa bile belli konumlara erişim için, değiştirilmesi güç yasal düzenlemeler var. Bunları aşmak da o kadar kolay değil. O halde bu diplomalara erişmenin yolları aranmalı! Bu ihtiyacı görüp değişimi iş edinen hem siyasal hem de piyasacı yapıların ortalığa çıkması mümkün oluyor.
AKP’nin çıraklık ve kalfalık döneminde ortağı olan Gülen Cemaati bu ihtiyacı gördü. AKP’nin yeni açılan üniversitelerde, üniversite yönetimlerinde yer almak üzere hazır kadroları olan neredeyse tek cemaatti. Gülen cemaati, çok sayıda dershane, özel okul ve vakıf üniversitesi açtı. 15 Temmuz 2017 Darbe Girişimi sonrasında, bu hareketin finansmanını sağladığı 2284 özel okul[13] ve 15 üniversite kapatıldı.[14] Eğitimin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesinin yol açtığı acı bir sonuçtu bu. Ancak Türkiye kamuoyunda eğitimin özelleştirilmesinin ve ticarileştirilmesinin çok yönlü tartışması neredeyse hiç yapılmadı.
Eğitim alanında, siyasal iktidar ve ortakları, yasal piyasa faaliyeti olarak görülebilecek bu gelişmelerle yetinilmedi. Gülen cemaatinin, yeşil sermayenin sahip olduğu özel okullara ve vakıf üniversitelerine giremeyen öğrencilerin devlet okullarına girişini sağlayacak bir soru çalmanın da önü açıldı. Dershaneler yoluyla çocuklarla ve gençlerle buluşuluyor ve bu çocuklara ve gençlere (belki çeşitli nedenlerle seçtikleri bazı öğrencilere) çeşitli yollarla sınavda çıkacak sorular veriliyordu. Kendi tarihsel ayrımlarına göre 2007-2011 yılları arası yozlaşmış faaliyetler AKP’nin kalfalık dönemine karşılık geliyor kanımca. Bu döneme AKP’nin Gülen Cemaati ile paylaşım kavgasının öncesi de denilebilir. 2017 yılında “Yeni Nesil Terör: FETÖ’nün Analizi” başlığıyla yayımlanan bir Polis Akademisi raporunda, 2000-2013 yılları arasında KPSS, ÖSS, ALES, Askeri Liseler, YDS sınavları gibi ÖSYM koordinatörlüğünde yapılan tüm sınav sorularının Gülen örgütlenmesi tarafından çalındığı ifade edildi.[15] Şimdi arama motorlarında bu rapora ulaşılamıyor.
Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre[16] Gülen Cemaati soru çalmayı stratejik biçimde yürütüyordu, sınırlı sayıda sınav şampiyonu adaylar çıkarılarak. Cemaat dershanelerinde sorular kısmen verilerek sınav sisteminin aşırı bozulması ve sorgulanmasının önüne geçildiği anlaşılıyor. İstifa eden ÖSYM Başkanı Yarımağan, 2011 soru hırsızlığını “örgütlü hırsızlık” olarak tanımlamış, uzun süreli sessizlikten sonra da 2011’de şunları söylemiştir [17] :
”… Sorular sınavdan önce, büyük olasılıkla ses kaydı alınarak veya uzaktan dinleme yoluyla elde edilmiş ve 2-3 bin kişilik bir gruba sınavdan önce, örneğin bir deneme sınavında ulaştırılmış olabilir. Bu adayların tümü sınavda aynı yanıtları vermemiştir. Ancak sınavdan önce soruları çözdükleri için, diğer adaylara göre daha başarılı olmuşlardır... Soruları çalan kişiler ÖSYM dışından profesyonel kişilerdir. Ancak bu kişilerin ÖSYM içinden işbirlikçileri de olabilir.” “Sınavdan önce soruları gören ve sayıları 2-3 bin dolayında olduğu tahmin edilen adayların da ağzı çok sıkı kişiler olduğu anlaşılmaktadır. Sınav yapılalı 9-10 ay geçmesine rağmen bu adaylar arasından pişman olan, itirafta ya da ihbarda bulunan çıkmamıştır. Kısaca gerek kopya olayını organize eden kişilerin, gerekse soruları sınavdan önce gören adayların çok örgütlü oldukları söylenebilir. Basın tarafından ‘KPSS Skandalı’ diye adlandırılan olay, kanımca örgütlü bir hırsızlık olayıdır.”
Habere göre, ÖSYM Başkanlığı Soru Hazırlama ve Geliştirme Daire Başkanlığı sistemin merkeziydi. Kullanılan ara yüz sayesinde her sınavdan önce kriptolu bir flash belleğe alınan sorular matbaaya ulaştırılıyor. Buradan da Türkiye’deki sınav merkezlerine dağıtılıyordu. Böylece her yıl düzenli olarak çeşitli sınavlarda Gülen Cemaati kadrolarınca seçilen kişilere soru ulaştırılıyor ve sınavı geçmesi sağlanıyordu. Sınav başarısı yüksek görülen cemaat okullarına da ilgi artıyor, dershaneler ciddi gelir sağlıyor ve tanınıyordu. Yarımağan’ın bu sözlerine hükümetten tepki geldi. Hükümete göre sınavda olanların sorumlusu Yarımağan’dı.
17-25 Aralık 2013 günlerinde, yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna kadar Gülen Cemaati ile AKP’li diğer cemaat ve yapılar arasında oldukça büyük bir gerilim yaşanmış olmalı. 17 Aralık’ta bu süreç zirve yapmıştı. Gülen dershanelerini meşru gerekçeler bularak ortadan kaldıracak düzenlemeler, bu sıralarda yapıldı. İktidar 2013’te dershanelerin kapatılmasına yönelik kanun tasarısını gündeme getirdiğinde Gülen Cemaati ile AKP arasında gerilim arttı, 2015’de dershaneler kapatılarak eğitim tarihinin en tuhaf lise türü olan temel liselerin önü açıldı, sonra bunlar da kapatıldı. 15 Temmuz 2017’de darbe girişiminin ardında cemaate ait tüm okul, üniversite, yayınevleri, dernek ve vakıflar kapatıldı.
Sıradan liberal, milliyetçi-muhafazakâr insanların bu yolsuzluğa, suça ortak olması nasıl mümkün oldu? Bu sorunun yanıtı oldukça önemli. Yozlaşmaya ortak olmanın gerekçelerinden birini, ifadesine başvurulan kişi şöyle açıklıyor: ‘Bugüne kadar hep sol kesim atandı. İnançsız insanlar kurumlara yerleşti. Bizim de oralarda olmaya hakkımız yok mu?’ İşlenen suçun meşrulaştırılması, kamunun inançlı ve inançsız olarak ayrıştırılmasıyla mümkün oluyor. Bilerek ve isteyerek soruların kendisine verildiği kişiler, bilerek ve isteyerek soruların peşine düşen kişiler, Fethullahçıların dershanelerine başarılı buldukları için çocuklarını kaydettirenler, bir rastlantıyla çocuklarını bu dershanelere kaydettirenler… Bu liste uzayıp gider ancak 500 bine yakın kişinin çalıntı sorularla haksız biçimde bir yerlere yerleştirildiği, cemaate borçlandırıldığı iddia ediliyor. Nihayetinde, “Hiç çalışmadan 97 aldım” diyen insanlar var yaşamımızın içinde. Bu süreç kamu görevlerine girişte “mülakat” süreçleriyle de devam ediyor, ta ki diploma satışı gündeme gelene dek.
Gelişmeler bunlarla sınırlı kalmadı. 2011’de Ünal Yarımağan’ın yerine ÖSYM Başkanlığı’na hükümet tarafından Ali Demir atandı, bu kişi daha sonra gözaltına alındı. Ancak soru hırsızlığı bilinmesine karşın Ali Demir’in görevi süresince sorular yine çalındı. Demir’in görev süresince çalınan sorularla ilgili soruşturma 2020 başında tamamlandı ve eski ÖSYM Başkanı’nın 18,5 yıla kadar hapsi istendi. Toplam 60 sınavın konu edildiği soruşturma sürecinde Demir garip biçimde ev hapsi şartıyla serbest bırakıldı. Demir’in itirafçı olduğu, birçok kritik ismi verdiği, bazı milletvekillerinin gözaltındayken kendisini ziyaret ettiği ve bazı isimlerin ifadesinden çıkartıldığı iddia edildi, Ankara Emniyeti bu iddiaları yalanladı.[18]
Bu gelişmeler, merkezi sınavların sorularına Gülen cemaati örgütlenmesi kanalıyla ulaşarak hiçbir emek vermeden üniversitelere, kamu görevlere, istediği konumlara erişen yüzbinlerce kişinin varlığı ile diplomaların ciddi biçimde değer kaybına uğradığını görüyoruz. Ancak bununla da yetinilmedi.

Yolsuzlukta pik seviye! Diploma satışı ve alışı!
Önce diploma satın alma ihtiyacının nasıl ortaya çıktığını sorgulayalım. Parayla sahte diploma satın alanlardan biri şöyle anlatıyor kendi hikayesini[19]: “Üniversite sınavını kazanamadım, 3 saatte inşaat mühendisi oldum!” Haberlere göre, en az 3 kişi Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, en az 1 kişi Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi diploması, en az 1 kişi Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği, en az az 1 kişi Atatürk Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği diploması aldı. Ayrıca en az 1 kişi Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği, en az 1 kişi Atatürk Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü diploması aldı. Bunlar buzdağının görünen kısmında yer alanlar.
Bu konuda diploma piyasası ya da diploma borsası oluşturmak isteyenler, açık açık sosyal medyadan ‘Devlet onaylı sertifikalar’ başlıklı bir reklam yapabiliyorlar. Facebook’un mesaj kısmına yönlendiriliyorlar, 100 bin lira karşılığında T.C. kimlik numarasını ve telefonuna gelen kod numarasını istiyorlar. Sonra kişiyi e-devlet uygulamasına yönlendiriyorlar. E-devlet hesabına girip mezuniyet durumu sorgulandığında kişi örneğin ‘Atatürk Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’ mezunu yapıldığını görüyor. Fiyatları 100 binlerle ve milyonlar arasında değişen diploma alışverişi yapılıyor. Rast gele tanışılan kişiler, bazen bir okul müdürü, bazen bir yakının tanıdığı diploma piyasasında diploma almak isteyenlerle sahte diploma satmak isteyenleri buluşturabiliyor. Türkiye dışında açılmış kimi üniversiteler de bu sürecin parçası oluyor.[20]
Sonuç yerine
Türkiye’de insanların birkaç saat içinde sahte diplomaya sahip olduğu ve birkaç ay içerisinde de usulsüz olduğu iddiasıyla diplomasının siyasi amaçlarla geri alınabildiği bir dönem yaşadık, yaşıyoruz. Gelişmeler karşısında şaşırmayanların çoğaldığı tuhaf zamanların içindeyiz. Hak, hukuk, adalet, eşitlik ve özgürlüğe ilişkin ilkelerimizle gelişmelere şaşırıp ne yapılabileceğimizi düşünmeliyiz.
Küçük adımlarla başlayalım. Yazımızın girişinde bahsettiğimiz Uluslararası Şeffaflık Derneği Yolsuzluğa Karşı Küresel Koalisyon’un gençlere önerilerine kulak verelim: Kamu bütçesini, diğer bir deyişle kamu gelir ve giderlerini, eğitim kurumlarının harcamalarını takip edin, dijital aktivizmle yolsuzlukları ifşa edin, mizah, oyunlar ve spor kanalıyla yolsuzluk karşıtı duyarlık geliştirin, örgütlenin, protesto edin, imza kampanyaları yapın, seçimlerde yolsuzluk karşıtı vaatleri güvence altına alın.[21] Türkiye’de kamu kurumlarına girişte mülakatlar yoluyla siyasal kayırmacılık ve ayrımcılık yapıldığı açıkça ifşa edildi. Sosyal medya aktivizmi ile gençler haksızlık karşısında geri çekilip susmadılar. Bu ifşa süreçleri ile mülakatların, yani sözlü sınavların iktidar tarafından politik bir seçme/sınıflandırma aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı.
Ancak bunların yanı sıra sahte diploma yolsuzluğunu unutmayalım, soruşturma ve dava süreçlerini izleyelim. Olayın belgede sahtecilikten daha derin ve yaygın bir konu olduğunu, bir yozlaşma ve çürüme girdabının dibine doğru gitmekte olduğumuzu hatırlatalım. Diplomaların değersizleştirilmesi karşısında değerini ortaya çıkaran kamu yönetimi işleyişleri ve özerk, demokratik özgürlükçü üniversite mücadelesi içinde yer alalım. Demokratik, sosyal, laik bir cumhuriyet ve hukuk devleti kavgasına tüm gücümüzle katılalım.
[1]https://more.transparency.org/webmail
[2] https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1534575
[3] https://t24.com.tr/haber/kpss-de-orgutlu-hirsizlik-3-bin-229-gorunen-sampiyon-sayisi-sinav-yenilenince-76-ya-dustu-suc-vardi-itiraf-vardi-suclu-vardi-ceza-yoktu,968166
[4] https://www.transparency.org/en/cpi/2024/index/tur
[5] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1444683
[6] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/115742
[7] https://bianet.org/yazi/akp-iktidarinda-universiteler-225404
[8] https://istatistik.yok.gov.tr
[9] Tanıl Bora, Necmi Erdoğan, İlknur Üstün, Aksu Bora (2011) Boşuna mı Okuduk? Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği: İstanbul: İletişim Yayınları.
[10] https://www.sozcu.com.tr/rektor-yardimcisi-bulent-aridan-skandal-sozler-ulkeyi-ayakta-tutmak-icin-cahil-nesil-lazim-wp1147218
[11] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-sosyal-ve-kulturel-iktidarimiz-konusunda-sikintilarimiz-var-40472482
[12] https://www.birgun.net/makale/kulturel-iktidar-magdurlari-463891
[13] https://www.birgun.net/makale/2-bin-284-cemaat-okulu-kapatildi-egitimi-feto-ye-teslim-etmisler-263477
[14] https://www.hurriyet.com.tr/galeri-iste-ohal-kararnamesiyle-kapatilan-15-universite-40168377/2
[15] https://t24.com.tr/haber/kpss-de-orgutlu-hirsizlik-3-bin-229-gorunen-sampiyon-sayisi-sinav-yenilenince-76-ya-dustu-suc-vardi-itiraf-vardi-suclu-vardi-ceza-yoktu,968166
[16] https://t24.com.tr/haber/kpss-de-orgutlu-hirsizlik-3-bin-229-gorunen-sampiyon-sayisi-sinav-yenilenince-76-ya-dustu-suc-vardi-itiraf-vardi-suclu-vardi-ceza-yoktu,968166
[17] https://t24.com.tr/haber/kpss-de-orgutlu-hirsizlik-3-bin-229-gorunen-sampiyon-sayisi-sinav-yenilenince-76-ya-dustu-suc-vardi-itiraf-vardi-suclu-vardi-ceza-yoktu,968166
[18] https://t24.com.tr/haber/cemaat-osym-bilgisayarlarini-kopyaladi-neredeyse-butun-kamu-sinavlarinda-calinan-sorularla-500-bin-kisi-devlete-sokuldu,968606
[19] https://t24.com.tr/haber/timur-soykan-sahte-diploma-skandalini-yazdi-3-saatte-nasil-insaat-muhendisi-oldum,1254877
[20] ttps://www.birgun.net/makale/3-saatte-nasil-insaat-muhendisi-oldum-644985
[21] https://www.transparency.org/en/news/international-youth-day-15-ways-young-people-can-fight-corruption?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=weekly-15-08-2025


