Can Atalay’dan Mehmet Pehlivan’a tutuklu avukatlar, açık görüşten açlık grevine Türkiye’nin ağırlığını sırtında taşıyan evlatlar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Can Atalay’dan Mehmet Pehlivan’a tutuklu avukatlar, açık görüşten açlık grevine Türkiye’nin ağırlığını sırtında taşıyan evlatlar

Ankara’da madenci babalarının açlık grevine gözyaşlarıyla destek veren evlatlar, doğum günlerini hapiste kutlayan evlatlar, okul kantininde veresiye defterine borç poğaça yazdıran evlatlar… Ağır bir süreçten geçiyor Türkiye ve ‘ağır’lık en çok çocukların-gençlerin sırtına yükleniyor. Bugünden ve gelecekten umudu yitiren çocuklar-gençler…

Can Atalay’dan Mehmet Pehlivan’a tutuklu avukatlar, açık görüşten açlık grevine Türkiye’nin ağırlığını sırtında taşıyan evlatlar

İBB davasını izlemek için Silivri’deyim. ‘Gazeteciliğimi’ kanıtlamaya çalışma aşamasından sonra girdiğim mahkeme salonunda meslektaşlarımın arasında değil, yönlendirildiğim ‘izleyiciler’ tarafında oturuyorum. Yaşananlara tanıklık etmek istiyorum; o yüzden vazgeçmeyeceğim, gelmeye, anlamaya, anlatmaya devam.

Bulunduğum kısmın önünden cübbeleriyle avukatlar kendi yerlerine oturmak üzere geçiyor. İçlerinden genç bir avukatı tanıyorum. Geçmişe gidiyor hafızam. 2011 yılı... Fetullahçıların kurguladığı, iftira-yalan dolu davalardan biri; Oda TV davası. Çoğu gazeteci tutuklular var. O günlerde sık şahit olduğum bir görüntü... Haftalık görüşlerde babasını ziyaret için annesiyle beraber Silivri’ye gelen bir çocuk dikkatlice izliyor etrafı. Adeta kafasına notlar alıyor. Gazeteci Ahmet Şık ile Yonca Şık’ın evladı Mina... Aradan 15 yıl geçmiş, avukat olmuş, davalara giriyor. Şimdi o da haksızlığa uğrayanlar için adaletin peşinde. Seslenmek istiyorum, boğazıma bir şey takılıyor, sesim çıkmıyor. Duruşma arasında koridordayım. Davayı izleyen meslektaşım Fatoş Erdoğan bizi tutuklu belediye başkanı İnan Güney’in eşi ve kızı ile tanıştırıyor. Güney’in kızı da hukuk okuyor. Tanıdığım pek çok siyasetçi, insan hakları savunucusu, gazetecinin (benim de) evladı avukat. Tunç Soyer’in kızı Defne mesela. Ne çok örnek sıralayabilirim. Elbette hukuk saygın bir bölüm ama avukatların tutuklu anne-babalara daha sık ulaşma şansı var. Tercih sebeplerinden biri de bu.

Davayı izlediğim gün avukatlar için daha da özel bir anlam taşıyor. Meslektaşları, Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan savunma yapıyor. Pehlivan, savunmasında, kısa bir süre önce Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan ‘Yargı Silahı’-Lawfare kitabına da atıf yapıyor. Brezilya’da Lula da Silva’ya yönelik ‘yargı silahı’ sürecinin nasıl kurumsal bir düzene dönüşebildiğini anlatan çarpıcı benzerlikler ortada. Uygulamanın bir devlette kurumsallaşmasıyla birlikte iki ‘ölüm’ şeklinden bahsediyor satırlar. Kitaptan aynen aktarıyorum (Sayfa 26):

"Hukuki ölüm: Çoğunlukla yargı savaşı yoluyla gerçekleşir ve hedef alınanların siyasete katılma olasılığını ortadan kaldırmayı amaçlar. (Arjantin’de Amado Boudou vakası). Uç durumlarda bu Bolivya’da Evo Morales örneğinde olduğu gibi bir kişinin aday olmasının engellenmesini veya Brezilya örneğinde olduğu gibi İşçi Partisi’ni tasfiye etmeye yönelik topyekün bir saldırı ve Lula da Silva’nın hem seçim yarışından ekarte edilmesi hem de tutuklanması şeklinde gerçekleşebilir.

Siyasal Ölüm: Muhalefetin kamuoyu nezdindeki imajlarının soruşturmalar ve dava kuşatmasıyla zedelenmesi ve siyasi itibarının yok edilmesidir. Arjantin’de Cristina Fernandez de Kirchner’in maruz kaldığı durun buna örnek olarak gösterilebilir."

32 yaşında genç ama bilgili, dik duruşlu bir avukat Mehmet Pehlivan. Kitabını kızı Alina’ya ithaf etmişti. Kızının doğum gününü tutukluluğunun 200. gününde açık görüşte kutlamış, kısa sürede birkaç oyun oynamaya çalışmıştı. Yazdığı kitapla da duruşmadaki şu sözleriyle de ‘not düştü tarihe’:

“Madem tarihe not düşüyoruz, madem buradayız; sözlük anlamıyla aktarıyorum: Bahane, bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek, ileri sürdüren uydurma sebep anlamına gelir. Kapatılmamızın gerçek sebebi ne? Benim kapatılmamın da bu salonda bulunan herkesin de kapatılmasının gerçek sebebinin ne olduğunu milyonlar biliyor. Ortada bir delil olmadığı için de kapatılmamıza bahane aranıyor.’

Bir diğer avukattan, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’dan bahsetmek istiyorum şimdi de. Özgür günlerinde nerede bir haksızlık varsa; Çorlu Tren Katliamı’ndan Soma’ya hep oradaydı. Tutukluluğunun dördüncü yılı bitiyor. Eminim dışarıda olsa Ankara’da haklarını arayan madencilerin yanında olur, oradan hiç ayrılmazdı. (TİP Genel Başkanı Erkan Baş madencilerle beraber açlık grevine başladı.)

Atalay, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a bir dilekçe yazarak çağrı yaptı. Dedi ki: "Bir milletvekilinin Anayasa'nın hükümlerine ve AYM'nin kararlarına karşın hapiste tutulması, 106. yıldönümünde TBMM için varoluş nedeniyle apaçık bir çelişkidir. Kurtulmuş'un bağlılık yemini ettiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın halen yürürlükte olduğunu hatırlaması için daha kaç mahkeme kararı yazılması gerekiyor?"

Hukuku savunan avukatlardan haksızlığa uğradıkları için hukukları savunulan avukatlara. AYM kararları AİHM kararları yok sayılarak siyasi gerekçelerle içeride tutulanlar. Kendisi aynı zamanda avukat da olan Selahattin Demirtaş’tan Selçuk Kozağaçlı’ya.

AYM ve AİHM kararları demişken... Bugün Gezi Davası’nda özgürlüklerini kaybedenlerin hapiste dördüncü yılı doldu. Ve; Can Atalay ile Tayfun Kahraman için (içerik ve şekilleri farklı) iki AYM kararı var, uygulanmıyor. Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in dosyaları 2023’ten beri AYM’de bekliyor. Osman Kavala için (o dokuzuncu yılında hapiste) iki AİHM ihlal kararı var, uygulanmıyor. Mater’in geçtiğimiz günlerde yayınlanan yazısındaki şu soru haklı değil mi?

"Madem uygulamayacaksınız bu kararların turşusunu mu kuralım?"

Bitirirken…

Bir süredir bir tartışma sürüyor. Davaları az kişi mi izliyor, çok kişi mi? Toplumsal ilgi azaldı mı, isimler unutulmaya mı başladı? Ben hem mesleki tecrübemle hem de dünyadaki örneklere bakarak şunu söyleyebilirim. Bir yerde bir haksızlık-hukuksuzluk varsa onun duyulması, onun er ya da geç toplumun geniş kesimlerince anlaşılıp hukuksuzluğa itirazın yükselmesinin önünde hiçbir engel duramaz. Sessizliğe bakarak halkın ikna edildiğini düşünenler hep yanıldılar. Seçimler-sandık; ne yaparlarsa yapsınlar vazgeçilmez olduklarını düşünenlerin sonuçları er ya da geç gördükleri yerdir. Silivri’den, Edirne’den, Bakırköy’den, Kandıra’dan, ülkenin dört bir yanındaki hapisteki siyasi tutuklulardan ve ailelerinin yaşadıklarından kamuoyuna yansıyanlar parti ya da ideoloji ayrımı olmadan pek çok kişinin vicdanını kanatıyor.

Fotoğraf: Dicle Sezen Öz/Evrensel

Ve evlatlar…

Ankara’da madenci babalarının açlık grevine gözyaşlarıyla destek veren evlatlar, doğum günlerini hapiste kutlayan evlatlar, okul kantininde veresiye defterine borç poğaça yazdıran evlatlar… Ağır bir süreçten geçiyor Türkiye ve ‘ağır’lık en çok çocukların-gençlerin sırtına yükleniyor. Bugünden ve gelecekten umudu yitiren çocuklar-gençler…

İlgili İçerikler