12 Nisan 2024

Bayramda dikkat çeken iki çıkış: Bahçeli'nin "rejim" tahkim çalışması, İmamoğlu'nun "taban ittifakı" vurgusu

Bayram sonrası iktidar cephesinde de muhalefette de kritik başlıklar olacak. İktidar kendi içindeki yapıyı (bileşenler) seçimden çıkan sonuçlara göre nasıl yeniden şekilleyeceğini tartışacak. Bu halde kalmayacağı neredeyse kesin. Ana muhalefet ise hem pek yakında gündeme gelecek Anayasa değişikliği için ön almaya hem de kendi içinde yönetsel-sözel bir bütünlük kurmaya çalışacak

Devlet Bahçeli - Ekrem İmamoğlu

Tatilin değil ama bayramın son günü. Bayramda CHP Genel Başkanı Özgür Özel "makama saygı" diyerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a Sabah Gazetesi üzerinden verdiği mesajın karşılığını "telefon ile aranarak" almış oldu. "Makamın sınırlarının dışına taşmış-sınır bırakmamış" yönetim tarzına rağmen, Özel'in Erdoğan ile bir diyalog yolu arayışı-çalışması sonucu yapmış olduğunu düşündüğüm "yukarıdan" kutuplaştırmayı kırma hamlesi ne kadar başarılı olur bilinmez. Kendisinin de grup başkanvekili olarak deneyimlediği süreçler vardır elbet. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı verilen ve her geçen gün demokrasi-adaletten uzaklaşılan "sistemin" son seçimden galibiyetle çıkmış ana muhalefetçe meşrulaştırılmasını doğru bulmuyorum. Siyasette diyalog ile çizgileri silikleşmiş yönetimin-makamın gücünün altının çizilmesi-kabullenilmesi arasında bir fark olmalı.

Bu arada 31 Mart sonrası Erdoğan'ı bir daha seçim kazanma ihtimali düşük bir lider olarak algılamak-hafife almak da son derece yanlış. Erdoğan anayasa değişikliği çalışması sırasında yapacağı hamleler ile muhafazakârları bir araya getirecek-bir arada tutacak yeni bir yol bulabilir. İktidar ortağı MHP ile kurduğu-uzun süredir yönettiği "devlet çarkı" - rejim unsurları kimi formüller geliştirecektir.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bayramın birinci günü verdiği mesaj hem yeri hem içeriği itibariyle önemlidir. Bahçeli, Alpaslan Türkeş'in mezarını ziyaret ettikten sonra İYİ Parti'nin 27 Nisan'da yapacağı olağanüstü kurultayla ilgili şunları söyledi:

"Çoklu adaylar, çoklu bölünmelere de vesile olabiliyor. Küsmeler, kırılmalar, ayrışmalar partiyi küçültme gibi gayretler olabiliyor. Önümüzdeki siyasi istikrarı, siyasi partilerdeki istikrarla ilişkilendirerek, Sayın Meral Akşener hanımefendinin ayrışma kararından vazgeçerek partinin başında devamında, onunla beraber aday olmayı düşünen, partiye güç verme kararını alan, proje sahipli arkadaşların da etrafında kenetlenerek Türkiye'nin meselelerini, Anayasa değişikliğinden tutun her türlü konu üzerinde çaba gösteren bir parti konumuna gelmesini düşünmekteyim. Ne de olsa geçmişte ilişkilerimiz olan, geçmiş dönemlerde kardeşliğimiz bulunan, geçmiş dönemlerde siyasi hareketlerde komşuluk imkanını bulmuş olan bu siyasi partinin, böyle bir oyuna, böyle bir tahrike düşmeden, kararını vermek suretiyle 27 Nisan'da Türk siyasi hayatındaki faaliyetlerini gözden geçiren bir olağan kongreyle genel başkan seçeceği yerde, istişarelerle partilerini güçlendirebilecek bir yola girmelerini tavsiye ediyorum. Kabul ederler, etmezler ama benim düşüncem budur."

Kendi partisinden ayrılma sürecinde yaşanan tartışmalar, mahkeme kararıyla ertelenen kongrelerden sonra 25 Ekim 2017'de İYİ Parti'yi kuran Akşener'e, o partidekilere Bahçeli'nin çağrısı ilk değil. Daha önce iki kez "eve dön" çağrısı yapmıştı. Bu kez "partini bırakma" diyor. Bahçeli 24 Aralık 2020'de yaptığı çağrıda "güçlendirilmiş parlamenter sistem"e dönüş tartışmaları arasında "cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin devletin istikrar ve dengesinin yegane güvencesi olduğu" vurgusunu yapmıştı.

Devlet Bahçeli'nin; ayarlarını-kontrolünü kendi yaptığı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de şu an partisinin yargıdan emniyete artırdığı gücüyle de kaybetmediği-sabit kalan oy oranıyla da mevcut düzenin değişmesini istemeyeceği ortada. Erdoğan'ın ise seçimlerdeki yüzde 50 artı 1'den sistemde kimi revizyonlara bir arayış içinde olduğu konuşuluyor. Bahçeli'nin Akşener'e "bırakma" İYİ Parti'dekilere etrafında kenetlenin derken "Anayasa değişikliği sürecini vurgulamasını da" anlamlı buluyorum. Bahçeli kurulmasında şu an itibariye kalıcılaşmasında etkisi-emeği bulunan sistemin-rejimin sürmesi için kendi saflarına eski yol arkadaşlarını çağırıyor. Çağrısı karşılık bulur mu? İYİ Parti'nin yaşadığı zemin-oy kaybı sonrası anayasa süreciyle başlayacak ileri de daha kurumsal-yakın hale gelebilecek iktidar ilişkilerine uzak kalmayacak bir grubun olma olasılığını yüksek görüyorum.

Bitirirken…

Bayram sonrası iktidar cephesinde de muhalefette de kritik başlıklar olacak. İktidar kendi içindeki yapıyı (bileşenler) seçimden çıkan sonuçlara göre nasıl yeniden şekilleyeceğini tartışacak. Bu halde kalmayacağı neredeyse kesin. Ana muhalefet ise hem pek yakında gündeme gelecek Anayasa değişikliği için ön almaya hem de kendi içinde yönetsel-sözel bir bütünlük kurmaya çalışacak. Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP için açtığı; muhafazakârdan Kürtlere helalleşen-ayrıştırmayan, memleketin her kesmine dokunan partisi olma-büyütme yolunda yeni adımlar atacak. Bu adımları alanda hayata geçiren en önemli isimlerden birisi Ekrem İmamoğlu oldu. Toplumun her kesimiyle iletişim kurabilen memleketin en yakıcı sorunu yoksulluğa karşı da en kalabalık metropolde başarılı çözümler üreten bir isim… The Economist'te yayımlanan yazısında benim için öne çıkan şu satırlar oldu:

"Yönetim için tutarlı ve inandırıcı alternatifler sunulduğunda, seçmenler tercihlerini değiştirmeye ve popülist otoriterliği reddetmeye isteklidir.

Yerel seçimler aynı zamanda yurttaşların siyasi elitlerden çok daha güçlü ittifaklar kurabileceğini gösterdi. Partiler ve siyasi liderler demokrasiye olan umutlarını kaybetseler bile yurttaşlar kaybetmiyor. Türkiye'nin demokratları olarak bu taban ittifakını genişletmeye kararlıyız. Türk demokrasisinin geleceği ve ülkenin refahı buna bağlıdır."

İmamoğlu'nun deyimiyle "popülist otoriterliğin reddi"; oluşturulan - var olan sistem ile, onun kurumları ile uzlaşarak - meşrulaştırarak değil, demokratik mücadeleyle, yeni politikalar - seçenekler oluşturularak gerçekleşir. Taban ittifakının ne denli değerli olduğu son seçimde ortaya çıkmıştır.

Murat Sabuncu kimdir? 

Murat Sabuncu İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı.

Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı.

En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360'da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı. 

T24'te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay'ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bekliyor.

Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini "Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi" adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü sahibi. Sorbonne'da hukuk doktorası yapan bir oğlu, Nuri isimli bir kedisi var.

 

Yazarın Diğer Yazıları

AKP halktan uzaklaşıyor, CHP yakınlaşıyor; tıkanan sistem için erken seçim gerekliliği

‘Parti liderleri görüşmeli’ tavrı yanında, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini daha çok sorguladığı, yerine yeni-kapsayıcı bir çözümü önerdiği bir sistemi hazırlamaya-toplumla paylaşarak son şeklini vermeye başlamalı

1000’inci kez ve hep sorulacak: Devlet ‘insanını’ kaybeder mi; kardeşim, babam, oğlum nerede?

Bu hafta Galatasaray Meydanı’nda 1000’inci kez sorulacak. Türkiye’de, Arjantin’de, Gazze’de… Galatasaray Meydanı’nda, Plaza de Mayo’da… Evlatlarının izindeki tüm annelerle dayanışma önemli. Bandista’nın ‘Benim Annem Cumartesi’ parçasını da bu yıl Teoman söyledi...

Futbolda stat basma, yumruk atma, düelloya çağırma ya da futbol fena halde hayata benzer…

Yöneticiler, taraftarlar, sloganlar... Türkiye'de hayatın geneli gibi… Gücü gücüne yetene dönemi… Peki ne olacak, nereye gidecek bu süreç? Haklıyı kim ortaya çıkaracak?