23 Nisan 2023

Ahmet Türk: Kemal Bey'i Kürt ve Alevi videoları için kutluyorum, beklentiyi büyüttü, ama kararlı durmazsa umutsuzluk başlar

"TİP'in kararlarına saygı gösteriyorum ama bana göre yanlış bir karardı. Aynı ittifak içinde olsaydık daha güçlü olurduk. Yan yana duruyoruz tabii yine ittifak içinde, ama korkarım ki farklı listeler birçok sandalye kaybetmemize neden olabilir..."

DERİK-MARDİN

Tam yarım asırdır siyasette. CHP'de SHP'de siyaset de, yaptı milletvekili de oldu; HEP'ten HDP'ye kurucu, eş başkanlık da, son süreçte kayyum atanana kadar Mardin'de belediye başkanlığı da yaptı. Diyarbakır Cezaevi'nde ağır işkencelerden geçti. Ağırbaşlı ve saygı duyulan bir siyasetçi. Kendisiyle Derik'teki köyünde buluştum. Aslında bir akrabasını kaybetmişti ve taziyeler için gelenlerle ilgileniyordu. Yine de zaman ayırdı, biraz konuştuk. Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemde yayınladığı Kürtler ve Alevilikle ilgili sözlerini çok önemsediğini anlattı. TİP'in kimi yerlerde ayrı listelerle seçimlere girmesinin sandalye kaybettirme riski olduğunu söyledi. Bir de şunu ekledi:

"Zaman zaman iktidar, özellikle ırkçı milliyetçi kesim şunu kullanıyor: ‘Türkiye bölünecek'. Kürtlerin böyle bir talebi yok ki. Kürtler adalet, eşitlik, ortak demokratik değerler etrafında buluşmayı esas alıyor, bunu istiyor."

Derik'ten Urfa'ya seçim nabzı için çalışmaya geçiyorum ve kendi kendime soruyorum: Eşitlik, adalet, barış içinde yaşamak… Çok mu?

- Ahmet Bey 50 yıldır aktif siyasetin içindesiniz. CHP'de, SHP'de tabii HEP'ten HDP'ye Türkiye siyasetinin önemli partilerinde kurucu, eş başkan, yöneticilik de yaptınız. Diyarbakır Cezaevi'ni de Silivri'yi de gördünüz. Yarım asırlık bu siyasi geçmişle son yıllarda yaşananları karşılaştırarak nasıl bir siyasi tablo çiziyorsunuz?

1973 yılında parlamentoya girdim. O dönemlerde gerçekten parlamentonun bir etkisi ve karşılıklı bir saygı, bir diyalog ortamı vardı. Her ne kadar siyasi partiler arasında zaman zaman tartışmalar olduysa da Türkiye'yi gerginleştirecek bir durum ortaya çıkmadı. Ama daha sonraki dönemlerde bakıyoruz ki Türkiye'yi gerginleştiren, halkları karşı karşıya getiren bir siyasetin izlendi. Bugünle dünü karşılaştırdığımız zaman; 12 Eylül'ü de yaşadık, askeri rejimleri de yaşadık ve açıkçası söyleyeyim, o dönemdeki yargı bile şu andaki yargıdan daha bağımsızdı, daha vicdan sahibi olan insanlar vardı. Bunu defalarca sanık olarak yaşadık. Şu anda bütün kurumlar bir tek kişinin kontrolünde. Tekçil bir anlayışın etkisinde hareket eden yargısıyla, Türkiye'yi faşizme götüren bir faşist düşüncenin, iktidarın egemen olduğu bir noktaya getirdi bizleri. Bugün gördüğünüz gibi maalesef artık sadece Kürtlere değil, demokrasiden yana muhalif olan herkese karşı güçlü bir karşı duruşun ortaya çıktığını görüyoruz. Geçmişte Kürtler her zaman sanık sandalyesindeydi veya Kürtler mağdur edilmiş bir halk ama bugün bakıyoruz, demokrasiden yana, hukuk devletinden yana, adalet ve eşitlikten yana herkes hedef hâline gelmiş durumda.

Ben geçmişte mesela bazı şeyler yaşadım. Samsun'da bir saldırı oldu. Süleyman Bey'den (Demirel) bütün siyasi partilerin liderlerine daha yoldayken beni aradılar geçmiş olsun dediler. Yine Batman'da böyle bir saldırıya uğradım. Yine bütün liderler aradı. Ama şu anda bir siyasi partinin genel başkanı linç edilmek isteniyor veya bir saldırı oluyor bakıyorsunuz iktidardan, cumhurbaşkanından, iktidar mensuplarından, bakanlardan geçmiş olsun bile demeyi düşünmeyen bir dönemi yaşıyoruz. Gittikçe faşizmin kurumsallaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Tabii ki ileriye dönük hiçbir zaman umudumuzu kaybetmedik, kaybetmeyeceğiz. Bunun mücadelesini veriyoruz.

Uzun süre Kürtleri yalnızlaştırma politikası izlendi ama bugün görüyoruz ki bir değişim, bir dönüşüm var. Akademisyenden, sosyalistlerden, devrimcilerden Kürtlerle beraber bir demokrasi mücadelesinin o ortak değer etrafında halkların buluşmasını isteyen ve bu konuda çaba gösteren bir kesimin gittikçe güçlendiğini görüyoruz. Bu bize mutluluk veren bir şey. Yani siyasiler, devrimciler ve akademisyenler demokratlar da bugün artık geçmişte Kürtlerin yalnızlaşma politikasına karşı bir duruş gösterdiklerini görüyoruz. Bu çok önemli ama Türkiye'de tam tersi apolitik kesimleri, milliyetçi kesimleri tekelinde tutmak isteyen, tahrik eden bir iktidarla da karşı karşıyayız. Çünkü toplumun bu apolitik kesimin gerçekleri görmesine izin vermeyen ve gözünün kapalı kalmasını isteyen ve bu nedenle hep Kürt meselesini, Kürtleri terörist gösteren, bölücü gösteren bir söylemi ve o kesimi elinde tutmak isteyen bir anlayış var.

- Ahmet Bey kimlik siyaseti üzerinden gelişen bir kutuplaşma tartışmalarını mı söylüyorsunuz?

Bugün de, her zaman da çok açık söylerim; bizim talebimiz adalettir, eşitliktir. Şimdi tabii ki zaman zaman kimlik siyasetinden söz edilir. Biz kimlik siyaseti yapmıyoruz ki. Kimliğimizin inkâr edilmesine karşı çıkıyoruz. Burada bir kimlik siyaseti yok. Dilimizin yasaklanması, kimliğimizin yasaklanması, kültürümüzün yasaklanması karşısında duruyoruz. Diyoruz ki, bu yanlıştır. Hukuk devletinde, demokraside bunlar yok. Şimdi bu bir kimlik siyaseti değil ki. Kimliğimizi inkâr edenler aslında kimlik siyasetini yapıyor, etnik siyaset yapıyor. Bizim böyle bir tavrımız yok. Çünkü biz her zaman halkların kardeşliğini esas alan, ancak halkların uzlaşmasını sağladığınız gün her türlü sorunun çözüleceğine inanan bir mantığa sahibiz ve bugün bunun mücadelesini veriyoruz. Türkiye halkının demokrasiye kavuşması, Türkiye halkının güçlenmesi, Türkiye'nin Orta Doğu'da güçlü bir devlet olmasını istiyoruz, ama adaletin olduğu, hukukun olduğu, eşitliğin olduğu, inkârın olmadığı bir Türkiye istiyoruz. 

- Siz 2017'de Kemal Kılıçdaroğlu ile 'Adalet Yürüyüşü'nde beraber yürüdünüz. Bugün Kemal Bey'i hâlâ net olarak ismini vermediniz ama destekliyorsunuz parti olarak. Kılıçdaroğlu'ndaki değişimi ve seyrettiğinizi düşündüğüm Kürtler videosunu nasıl buldunuz?

Hem Kürtlerle ilgili hem Alevilerle ilgili iki videosunu da seyrettim. Kendisini kutluyorum. Gerçekten Türkiye'nin gerçeklerine parmak basan bir noktada olduğunu gördüm. Keşke daha önce bunlar olsaydı, daha önce bu meseleleri tartışmaya açsaydık. Toplumun bu sorunlar üzerinde, Kürt meselesi, Alevi meselesi üzerinde tartışabilecek bir zemin yaratılsaydı daha faydalı olurdu ama sonuç olarak kutluyorum kendisini. Gerçekten çok güzel ifade ederek iki meseleye de parmak bastı. Umut ediyorum ki bugün ortaya koyduğu tavrı yarın iktidara geldiklerinde de sürdürür. Çünkü Türkiye'nin insanları, halkları kucaklaştırmaya, bütünleştirmeye, değerlerine saygı gösteren bir sisteme, bir yönetime ihtiyacı var. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türkiye değişmek zorunda. Türkiye'nin bugün yürüttüğü siyasetin, normların kökten değişmesi lazım. Farklılıkları zenginlik gören bir anlayışın olması lazım. Bütün bunları gündeme taşıyarak ve toplumu da yavaş yavaş dönüştürerek bu sorunların çözümüne katkı sunulabilir. Elbette bir günde olacak işler değil. Çünkü toplumu da değiştirmek, geliştirmek lazım. Eğer toplumu değiştiremezseniz, dönüştüremezseniz pek çok sorunu çözemezsiniz. Özellikle Kürt sorunu gibi bir sorunu. Ama tabii ki bu sorunun bu noktaya gelmesinde siyasetçilerin büyük rolü var. Birkaç oy için bunları kaşıyarak, halkları birbirine karşı getiren mantığın yarattığı bir durum yaşanan. Tabii ki toplumda bunun etkisinde kalmış, ama inanıyorum ki doğru reçetelerle topluma gidildiği zaman çok kısa bir süre içinde herkes gerçeği görmeye başlayacak. Ben hatırlıyorum mesela, eskiden bir Türk bir yere gittiği zaman evini komşusu Kürt'e emanet ederdi veya Kürt, Türk komşusuna emanet ederdi ama öyle bir noktaya getirdiler artık halkları düşmanlaştıran bir siyasetin sonucu olarak bugün maalesef çok kötü bir dönemi yaşıyoruz.

- Kemal Kılıçdaroğlu bir süredir sözel ve Adıyaman Kahta'da gördüğümüz gibi fiziksel saldırı teşebbüsleriyle, provakasyonlarla karşı karşıya kalıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugünkü siyaset anlayışından kaynaklanan süreçle provokatörlerin cumhurbaşkanı olma potansiyeli yüksek bir insana nasıl saldırdığını görüyoruz. Toplumun değerleriyle oynayan, bu değerler karşısında yobaz, ırkçı bir siyaset isteyen bazı kesimlerin devreye girdiğini görüyoruz. Yani bütün bunlara baktığımızda işlerin çok kolay olmadığını görüyoruz. Ama kararlılıkla bu işin üzerine gidildiği zaman çözülebileceğine inanıyorum. Tabii ki zaman ister, sabır ister, altyapının çok iyi hazırlanmasını ister. Ama burada kararlı olmak lazım. Kararlı olmadığınız zaman olmaz.

Bir anımı anlatayım. Kürt sorununun çözümü konusunda ilk çalışmaya başladığımızda Cumhurbaşkanı -o zaman Başbakan- Erdoğan'la bir görüşmemiz oldu. Bu konuda kararlı olduğunu ifade etmişti. O zaman fazla konuşmadık, kendisini dinledik. Bir şey söyledim orada. Dedim ki, "kurtlar puslu havayı sever, kararlı olmayacaksanız hiç başlamayın bu işe". Tayyip Bey "çok kararlıyım" şeklinde bir yanıt vermişti. Yani bugün de evet toplumun büyük bir kesimi tartışıyor. İnsanlar son dönemdeki gelişmeleri izledi. Kılıçdaroğlu'na hem saldırıyı, hem Kürt meselesini, Kürtlerle ilgili durumu gündeme getirmesini, hem de Alevi konusunu... Medyada çok büyük bir yankı buldu, çok büyük bir izleyici buldu. Şimdi bütün bunlardan sonra eğer bir kararlılık gösteremezse inanın ki toplumda yeniden bir umutsuzluk başlar. Sözler yerine gelmezse, iktidara gelseler bile bunun çok uzun ömürlü olacağını sanmıyorum. Bunu da açıkça ifade etmek istiyorum. Yani beklentiler büyüdü. Yapılan açıklamalardan sonra toplumun, Kürtlerin, demokratların, aydınların, Alevilerin beklentileri daha da büyüdü. İşte bütün bunlara yanıt verecek bir tutumun, bir davranışın içinde olmaları bence önemlidir ve bu konuda kararlılık da önemlidir diye düşünüyorum.

- Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kazanırsa cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Meral Akşener olacak. Milliyetçi gelenekten gelen bir kişi. Onun şu ana kadar götürdüğü tavrı nasıl buluyorsunuz?

Son günlerde mesajları biraz daha olumlu ama biliyorsunuz çok farklı ideolojiden gelen altılı bir masa var. İleride sıkıntıların çıkma ihtimali çok büyük, açıkça söylemek gerekir. Ama ümit ediyorum ki onlar da artık bu işin farkına varırlar. Yani Kürtleri inkâr etmenin, Kürtleri yok saymanın Türkiye'nin lehine olmadığını görmeye başlarlar. Gerçekten her siyasetçi ve Türkiye'de demokrasiyi, kardeşliği önemseyen herkes bu konudan yeniden düşünmek ve bu önemli sorunun çözümü konusunda katkı sunmak ve bir sorumlulukla karşı karşıya bulunduğunu düşünmelidir.

- Partiniz Yeşil Sol'un seçim sürecindeki durumunu nasıl görüyorsunuz?

Hem seçim propaganda süreci yeni yeni başladı biliyorsunuz bir de bayram vardı ama boş bıraktığımız bir bölge yok. Her tarafta açılışlar yapılıyor ve seçim bürolarının açılışında gerçekten büyük bir heyecan, büyük bir katılımı görüyoruz. Bütün arkadaşlarımız sürecin tarihi bir süreç olduğunun bilincinde, farkında ve bugüne kadar da bütün güçleriyle sahada. Bildiğiniz gibi bu son dönemde başta eş genel başkanlarımızın her birisi deprem bölgesinde halkların bayramını kutladı, acılarını paylaşmaya çalıştı. Halkta partiye sahiplenme var. Yeşil Sol Parti'yi kabullenen bir anlayış var, çok politize olmuş bir halk var. Çünkü zulmü görmüş, adaletsizliği görmüş, cezaevini görmüş her türlü baskıyı görmüş bu nedenle çok politize olmuş bir halk işin farkında. Parti kapatılsa bile yeni bir partiye sahiplenmekte hiçbir zorluk çekmiyor. 

- HDP'nin kapatılma ihtimalini görüyor musunuz, özellikle 20 gün kalsa da seçimlere; seçimden önce?..

Yeşil Sol Parti'den adaylarımızı gösterdikten sonra böyle bir karar da çıkmayabilir, bilemiyoruz tabii. Tedbir almak zorundaydık. Yani yüzde 1 ihtimal de olsa tedbir almak zorundaydık. Ama tabii umut ediyorum ki Anayasa Mahkemesi bu iktidarın etkisi altında kalmaz ve gerçekten bir partinin yasaklanmasının Türkiye'ye hiçbir şey fayda getirmeyeceğinin bilincine, farkına varırlar. Öyle de olması lazım zaten. Ayrışmayı derinleştirmek yerine bu ayrışmayı sınırlamak gibi bir görevle de karşı karşıyalar. Yani her şey yasalarda yazılı değil. Toplumun hassasiyetleri, toplumun bir arada yaşama bilincinin artırılması, bu konuda verecekleri karar bütün bunları göz önünde tutmak gibi bir sorumlulukla da karşı karşıya. Bunun hesabını da yapmak zorundalar diye düşünüyorum.

- Biraz evvel dayanışılan grupları sayarken sosyalistlerle dayanışmadan da bahsettiniz. Türkiye İşçi Partisi, Emek ve Özgürlük İttifakı'nın içinde ama 50 seçim bölgesinde aday çıkarttı. Bu süreç nasıl bir etki yaratıyor sizce? Yani bir kırgınlık olacak mı Türkiye'nin sosyalistleriyle?

Onların kararlarına saygı gösteriyorum ama bana göre yanlış bir karardı. Aynı ittifak içinde olsaydık daha güçlü olurduk, daha güzel mesajlar verirdik. Yan yana durmanın önemi bu dönemde daha da ihtiyaç duyulan bir durum. Yan yana duruyoruz tabii yine ittifak içinde. Ama korkarım ki burada farklı listeler birçok sandalye kaybetmemize neden olabilir. Bundan dolayı da bir kırgınlık ortaya çıkabilir diye düşünüyorum. Tek liste olsaydık daha mutlu olurduk. Bütün seçmenlerimiz de daha güçlü bir şekilde ortak bir iradeyi ortaya koyup çalışmaları sürdürürdü ama sonuç olarak farklı bir parti, değer verdiğimiz dostlarımız ama keşke aynı ittifak içinde olsaydık. TİP yöneticileri genel merkeze geldiklerinde tesadüfen oradaydım. Ayaküstü de şunu söyledim; birlikte olmanın beklentisi var halkta. Çok uzun süredir siyasetle uğraşıyorum. Demokratik Toplum Partisi eş genel başkanı olduğum dönem (2005-2009) İstanbul'da birçok kez aydınlarla, demokratlarla, sosyalistlerle toplantılar yaptık. Ama bir araya gelmeyi bir türlü beceremedik, başaramadık. Bazen düşünüyorum; acaba yüzde 10 barajını aşamayacağımız için mi böyle bir şey oldu, onu da bilemiyorum ama şimdi iyi noktadayız. Bugün kadınlardan, aydınlardan, demokratlardan güzel bir dayanışma var. Önemli olan bizim farklılıklarımız değil halkların demokratik değerler etrafında buluşması ve dayanışması. Bugün yavaş yavaş bunu başarabiliyoruz. Bunun yolunu açıyoruz. İyi olacak diye düşünüyorum.

- Hüda Par'ı da sorayım. Bölgede ne anlama geliyor? Seçmene ne anlatıyor?

Hüda -Par sabıkalı olan bir grubun yarattığı bir siyasi parti ve bunu anlatmaya gerek yok, hepimiz biliyoruz. Hizbullah'ın bu bölgede insanları nasıl katlettiğini hepimiz biliyoruz, hatırlıyoruz. Sonuçta onun kökeninden gelen bir siyasi parti. Hizbullah'ın geçmişte Batman'da, Diyarbakır'da bazı yerlerde devlet içindeki kimi gruplar tarafından desteklendiğini, oralarda eğitim gördüğünü de biz zaman zaman gündeme getirdik, söyledik o dönemde. Bugün de değişen bir şey yok. Yani siz bir gelenekten geliyorsanız onu sürdürürsünüz. Belki biraz makyaj yaparsınız ama sonuçta belli bir tabandan geliyor ve belli bir kitlenin yarattığı bir parti. Ben, hele hele bu son dönemde, AKP'nin böyle bir grupla ittifak içinde olmasının, listelerine almasının AKP'ye de kaybettireceğini düşünüyorum.

- Bölgede oy potansiyelinin azaldığını mı görüyorsunuz AKP'nin?

 Evet.15 Mayıs'ta hep beraber göreceğiz.

- Son sorum şu: 50 yıldır aktif siyasettesiniz; Türklere, Kürtlere, Türkiye'de yaşayan herkese nasıl bir mesaj verirsiniz gelecek adına?

Zaman zaman iktidar, özellikle ırkçı milliyetçi kesim şunu kullanıyor: "Türk devletinin bekası, Türkiye bölünecek." Kürtlerin böyle bir talebi yok ki. Kürtler adalet, eşitlik, ortak demokratik değerler etrafında buluşmayı esas alıyor, bunu istiyor. Biz Türkiye'nin demokratikleşmesi, halkların kardeşçe yaşaması, halkların ortak demokratik değerler etrafında buluşmasının mücadelesini veriyoruz. Bunu aslında Türkiye halkı da çok iyi görmeli, bu propagandaların etkisinde kalmamalı. Çünkü güçlü bir Türkiye, demokrat bir Türkiye Kürtlerin daha özgürce yaşamasını da beraberinde getirecektir diye düşünüyorum.

- Teşekkür ederim Ahmet Türk…

Murat Sabuncu kimdir? 

Murat Sabuncu İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı.

Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı.

En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360'da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı. 

T24'te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay'ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bekliyor.

Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini "Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi" adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü sahibi. Sorbonne'da hukuk doktorası yapan bir oğlu, Nuri isimli bir kedisi var.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Otokratlar bilgiden-sorgulamadan nefret eder, artık Trump’ın zaferi kesin değil

Trump’tan Modi’ye ve Orban’a, otokratlar din ile milliyetçi duygular ile toplumu çoğu zaman gerçek ötesi bilgiler-duygularla yönetmeye-yönlendirmeye çalışıyor. Soranı, sorgulayanı, özgür düşünceyi sevmiyorlar. Türkiye uzun süredir benzer bir iklimde yaşıyor

TÜSİAD yönetimi; kayyımdan AYM kararlarına uyulmamasına, "Maarif modeline" eleştirdi, Şimşek "İdeolojik saplantısı olmayan eleştirilere açığız" dedi

Mehmet Şimşek iktidar içinde sayılarla - verilerle konuşmaya çalışan "eleştirilere kulak verme çabasında" bir profil. Türkiye'nin bölüşüm şoku yaşadığı bu konjonktürde kendinden önceki dönemde ortaya çıkan krizi yönetme şekli doğal olarak yakından izleniyor. Memleketin yoksulları, emekçileri, emeklileri büyük bir zorluk içinde. Zor olan gerçekten geride kaldı mı?