Yenenler ve yenilenler
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Yenenler ve yenilenler

Kılıçdaroğlu bu seçimin "yenileni" olarak partisinin başında olmayabilir. Buna bir diyeceğim yok. Ama partisinin onu ve getirmeye çalıştıklarını unutmaya ve unutturmaya çalışması gibi bir davranışın çok yanlış olacağı kanısındayım

Tayyip Erdoğan yendi. Demek ki Kemal Kılıçdaroğlu yenildi. Aradaki fark yeterince açık. Bu dünyada hayat yenene nasıl davranır, yenilene nasıl davranır, iyi kötü biliyoruz. Şimdi Türkiye'de olacaklar da bu kalıplara büyük ölçüde uyacaktır.

Öyle mi olacaktır? Yani "yenen" bir zafer havası içinde, alkışlar arasında yoluna devam edecek, "yenilen"se başı eğik, muhtemelen bir başkasına yerini terk ederek bir kenara çekilecek, gözden kaybolacak mı? Türkiye'nin durumu ve bu noktaya geliş biçimi pek böyle olma eğilimi göstermeye yatkın görünmüyor sanki. "Yenen"in önü açılmışa benzemiyor.

Açılmadıysa, yolunu tıkayan bir şey(ler) varsa, bunlar neyin nesi? Bunlar, bence, şimdiye kadar kendi yaptıkları. Tabii öncelikle ekonomik durum. Seçim öncesinde uzun boylu düşünmeden, "içinden çıkabilirlerse çıksınlar" diyerek yarattıkları kaotik durumdan çıkmanın yolunu şimdi kendileri bulmak zorunda. Bu "bulma" işleminin birinci ve şimdilik en "aklı başında" görüneni işin başına Mehmet Şimşek'i getirmeleri oldu. O da "rasyonalizme dönmek dışında bir tercih kalmadığını söyleyerek işe başladı. Bu tek cümle şimdiye kadar yapılmış işleri, "nas"ları, Erdoğan'ın "canı o tende kaldıkça" yapacağını söylediği şeyleri, "geçersiz" ve "zararlı" işler kategorisine koyuyordu. Tayyip Erdoğan yapısında bir kişilik bu tür değerlendirmelere ne kadar dayanabilir, bunu bilmiyoruz, göreceğiz. Ama Mehmet Şimşek'in işi zaten olabileceği kadar güç. Çünkü "ekonomik" durum adı verilerek ortaya konmuş bulamaç işin sorumluluğunu üstlenmiş kimseye fazla açılım imkanı bırakmıyor.

Türkiye'nin şu anında, gidişin şu noktasında "yenen" dediğimiz kişinin yapması beklenen iş başını CHP'nin çektiği bir koalisyona karşı seçim kazanmaktan ibaret değil. Bu seçimi kazanmak şüphesiz önemli; bunu küçümsemek istemiyorum. Ama "yenen"in yenmesi gereken ve beklenen şey, kendi yarattığı genel ekonomik durumdur. Burada "yenmek" şöyle dursun, iktidar, kendi ördüğü pusunun içine düşmüş durumda. Sövüp saydığı adamı durumu kurtarmaya çağırmak, hem de reddedilip yeniden çağırmak kolay yutulur lokma değil.

Ekonomi çok önemli ama tek sorun değil elbette. Erdoğan'ın bu seçimi de kazanmayı başardıktan sonra eline verilen "yönetme" yetkisini nasıl kullanacağı sorusunun cevabı Can Atalay'ın serbest bırakılma (yani "bırakılmama") serüveninde görülebilir. Bu gibi tavırlar, uygulamalar Tayyip Erdoğan'ın "yenen" olduğunu mu sergiliyor? Tayyip Erdoğan'a sorsak, öyle olduğunu söyleyebilir. Böyle davranışlarda bulundukça, bulunabildikçe, "iktidar" olduğunu içinden hissediyor olabilir; ama bunların, orta ve uzun vadede onu "yenilenler" safına göndereceği kanısındayım. Tayyip Erdoğan bu şekilde "yönetmek" ayrıcalığından vazgeçmeyecektir. Böyle yaparak "yenen" tarafta olduğu inancının tadını çıkaracaktır. Varsın çıkarsın.

Gelelim "yenilen taraf"a. Burada ne zamandır "altılı" masadan söz ediyoruz ama sıra yenme ve yenilme konularına gelince, "asıl yenilen" Kemal Kılıçdaroğlu oluyor, öbür beş "önder"den söz etmiyoruz, söz etmek gereğini duymuyoruz. Bunun böyle kabul edileceğini, bu dünyada işlerin böyle yürüdüğünü Kılıçdaroğlu mutlaka biliyordu. Ama cephenin başında olmayı kendisi çok istedi. Dolayısıyla kendi iradesiyle "baş yenilen" sıfatını kazandı. Bu sıfatla ne yapacağı henüz çok net görülmemekle birlikte, bir kesim insanın kaçınılmaz olarak beklediği "istifa" kurumuna (en azından şu aşamada) başvurmayacağı belli oluyor. Bu konuya önem veriyorum.

"İstifa", böyle bir durumda, yadırganacak bir eylem değildir. Kendini bu konumda bulan bir kişi otomatikman istifa etme ihtiyacını duyabilir—böyle davranması kendi için de daha doğru davranış biçimi olabilir. Buna bir diyeceğim yok. Ama galiba üzerine konuştuğumuz kişi Kemal Kılıçdaroğlu olduğu için tartışmayı "madem kaybetti, istifa eder, gider" basitliğinde sürdürmek bana zor geliyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi'ne saygı göstermekte kusur etmeyelim, etmeyelim ama, bu partinin pek çok sorunu olduğunu da görmezden gelmeyelim, çünkü bu bir çözüm değil. Kemal Kılıçdaroğlu bu partinin belirli sorunlarına bir "panzehir" bulmaya çalışmış bir önder oldu ("panzehir" kelimesi çok mu ağır kaçtı?) Daha önce Ecevit de memleketin sorunlarıyla CHP'nin sorunları içinden mücadele etme zorunluğundan bezmiş ve sonunda kurtuluşu başka parti kurmakta bulmuştu. Örneğin Murat Karayalçın gibi ya da Aydın Güven Gürkan gibi siyaset adamları da CHP'nin sahip olduğu özelliklere sahip bir partiyi mücadeleci bir sosyal-demokrat partiye dönüştürmenin güçlüklerinin bilincinde olan siyaset adamlarıydı ama koşulları bununla uğraşmaya yatkın değildi. Kılıçdaroğlu bu sorunla (hem de Deniz Baykal'dan sonra) yüz yüze kalmış ve bence bayağı aklı başında arayışlara girmiş önderlerden biridir.

Kılıçdaroğlu'nun ana hatlarını çizdiği seçim kampanyasında CHP ile doğrudan doğruya ilgili kısım, "helalleşme" çağrısıydı. Sonucun yaşadığımız biçim almasında kim bilir ne çok etkenin payı vardır ama CHP'nin geleneksel "ceberrutluk" anısının hiç etkisi olmadığını söyleyebilir misiniz? Etkisi olmayacak bir şeyse Erdoğan niçin olanca gücüyle yüklendi buradan? Tamam, iftirada bulundu ama bunu yapmak için ahalinin bir kesiminin zihnine yerleşmiş o "folk"anısı ve imgesini kaşımaktan geri durmadı.

Kılıçdaroğlu CHP ile ilgili "helalleşme" dedi, AKP'nin yönetme üslubuyla da kutuplaştırma politikasını öne çıkardı, iktidarın yarattığı düşmanlığı aşma hedefini gösterdi. Bence bu da isabetli bir tespit ve hedefti. Tayyip Erdoğan'ın ve AKP'nin zararları bence saymakla bitmez; ama Türkiye'nin bu ezeli çelişkisinin böyle kaşınması en derin ve en uzun vadeli tahribatı yaratıyor. 

Şimdi, bu iki hedefin seçilmesi yanlış mıydı? İkincisi, bu iki hedefe yönelmek CHP'ye ya da "altılıya" oy kaybettirdi mi? Ben bu iki soruya da "evet" diye cevap vermenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Umulduğu kadar kazandırmadı, ama bu "kazandırmadı" demek değil.

Kılıçdaroğlu bu seçimin "yenileni" olarak partisinin başında olmayabilir. Buna bir diyeceğim yok. Ama partisinin onu ve getirmeye çalıştıklarını unutmaya ve unutturmaya çalışması gibi bir davranışın çok yanlış olacağı kanısındayım. Özellikle de, Erdoğan ve AKP'nin oluşturduğu tehdit karşısında!

Murat Belge kimdir?

16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969'da İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980'de doçent oldu.

Genç yaşlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964'ten itibaren Yeni DergiPapirüs gibi dergilerde çıkan eleştirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970'te Halkın Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1975'te Birikim dergisini kurdu. 1981'de YÖK'ün kuruluşunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu, 1984'te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya başladı. Denemelerini Tarihten Güncelliğe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980'lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991'de Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye şubesini kurdu. 1997'de profesör oldu; 1995'ten bu yana Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde akademik çalışmalarını sürdürüyor.

Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın DostlarıBirikimYeni DergiYeni GündemMilliyet SanatPapirüs dergilerinde ve CumhuriyetDemokratMilliyetRadikalTaraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli.

Kitapları

- Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997)

- Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989)

- Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997)

- The Blue Cruise (Boyut, 1991)

- Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992)

- 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992)

- İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007)

- Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995)

- Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997)

- Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998)

- Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001),

- Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002)

- Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003)

- Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006)

- Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007)

- Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009)

- Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009)

- Sadık Özben'in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010)

- Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011)

- Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013)

- Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014)

- Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014)

- Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi)

- Step ve Bozkır - Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür (2016)

- Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018)

- "Siz isterseniz…" – Popülizm Üzerine Yazılar (İletişim, 2018)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletişim, 2019)

Çevirileri

Hegel Üstüne: W.T. Stace

Martin Chuzlewitt: Charles Dickens

Döşeğimde Ölürken, Ağustos IşığıAyı: William Faulkner

DublinlilerSanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce

Arabadakiler, Patrick White

1844 Elyazmaları: Karl Marx

Bir Zamanlar Europa'daLeylak ve Bayrak: John Berger

Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman

Yazıcı Bartleby: Herman Melville

Kayıp Kız: David Herbert Lawrence

Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie

Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte)

Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali Paşa: William Plomer

 

İlgili İçerikler