Hezeyan
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Hezeyan

Seccadeler, hayvanlarla evlenme tutkuları gibi çer çöp, bu endişeleri bir "iktidarda kalma" mücadelesinin silahlarına dönüştürmek için öne sürülüyor. Bunları üreten "dimağ" ciddi bir tehlike

Seçim yaklaştıkça "iktidar cephesi" bir tuhaf konuşmaya başladı. Tayyip Erdoğan'ın "seccade" diye tutturması, bu basit olayı bilmem kaçıncı kere söylemesi, birçok yorumcunun da vurguladığı gibi, söyleyecek söz kalmadığının, yeni bir "hikâye" bulunamadığının işareti sayılabilir. Ama ima ettikleri çok kötü. Düşünebiliyor musunuz, ne demek istiyor? Kemal Kılıçdaroğlu birilerinden talimat alıyor ve kasten seccadeye ayakkabısıyla basıyor! Talimatı verenler arasında Fethullah Gülen de var! Ne yapıyorlar, niçin yapıyorlar? Bunu yapmakla ne kazanacaklarını umuyorlar?

"Reis" bu tuhaf iddialarla ortaya çıkarken İçişleri Bakanı onu da sollayan bir dil kullanmaya başladı. İçişleri Bakanı zaten ne zamandır, örneğin hem "beka" mavalını okuyup hem de "bir avuç" terörist kaldığını söyleyip propaganda yaparak mantık ve tutarlılık gibi kaygıları olmadığını gösteriyordu. Şimdi o da 14 Mayıs'ın, yani "seçim"in, bir darbe olacağını ilan ederek hepimizi şaşırttı. Ne demek istiyor? Seçimi muhalefet kazanırsa bu "darbe" mi olacak, böyle bir şey mi demek istiyor? Mantık bunun neresinde? Ama bununla da yetinmiyor Süleyman Soylu. Geliyor LGBTİ+ davasına. Müthiş bir açıklama yapıyor. O hareket içinde bulunanlardan bazılarının hayvanlarla evlenmek istediklerini ileri sürüyor. Muhalefet cephesi de bu hareketi destekleyerek bu hayvan evliliğini desteklemiş oluyor! Ne acayip insanlar bunlar: Seccade gördükleri zaman koşup üstüne basmadan duramıyorlar ve "Ben köpeğimle evleneceğim" diye tutturuyorlar. Nasıl evlenecekler? Kediye köpeğe soracak mı "nikah memuru", "Evlenmek istiyor musun?" diye ve sonra imza alacak mı? "Duble" sapıklık olarak, bir erkek kendine eş olarak seçtiği, beğendiği hayvanın erkek olanıyla da evlenebilecek mi?

Bunlar deli saçması denecek şeyler. Öyle olduğu için de ciddiye almak gerekmez, diyenler olabilir. Bunların içeriğini ciddiye almak, evet, "abesle iştigal" dediğimiz faaliyet türüne girer; ama bunda ötürü ciddiye almamak bence yanlış, çünkü bunlar hepsi bir "niyet" gösteriyor: siyasi rakiplerinin ne biçim "yaratıklar" olduğunu "sergilemek"; dolayısıyla onlara karşı nasıl muamele göstermek gerektiğini söylemek. Köpekle, maymunla evlenmek isteyen bir kişinin ortadan kaybolması bu dünya için bir kayıp mıdır?

Bu martavalları böyle anlatman ciddi bir tükeniş gösteriyor. Ama bir düzeyde tükenen bir "politik özne" başka düzeylerde hiç de tükenmiş olmayabilir. Böyle bir dille konuşup ortaya böyle iddialar atmak zaten o öteki düzeylerde tükenmemek için girişilmiş ölümüne bir çaba olabilir. Bunlar şu anda iktidarda olan kişilerin kendilerinden olmayanlara nasıl baktıklarının örneği. Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşlarından bazıları ("bazıları" derken, bakanlık yapan, ülkeyi yönetme konumunda oturan bazılarından söz ediyoruz) başka yurttaşları böyle bir gözle görüyorlar! Bu herhalde bir toplumun başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir. 

Tayyip Erdoğan politikası bu toplum için (her toplum için) son derece tehlikeli.

Kemal Kılıçdaroğlu bunu gördü ve toplumun tamamını kucaklayan bir dili, değerleri temel alan bir politikaya yöneldi. Bir sevgi ve uzlaşma ortamının kapısını açtı. Ama o kapıdan geçmek için bu iktidarla mücadele etmek gerekiyor; bu iktidarın "mücadele araçları" da işte, şu gördüğümüz araçlar. Bunlar gün geçtikçe daha beter bir hale geliyor ama şimdiye kadar hiç kullanılmadıklarını söyleyemeyiz. Kullanıldılar. Muhalefette bulunanlar bunlarla karşılaştı, sonuçlarıyla yüzleşti. Yani o cephede de kendi çektiklerinin intikamının alınmasını isteyenler var. Bunların da sayısı azımsanmaz. Haksız oldukları da söylenemez. Yani, uzun lafın kısası, Tayyip Erdoğan politikası Türkiye toplumunu berbat bir noktaya getirdi. Berbat bir noktaya getirdi ama arkasında hatırı sayılır bir destek olduğu da ortada. Şu ya da bu yoldan, bu kadrolara ve onların belirlediği politikaya bağlanmış bir kesim var. Bu verili koşullarda bu kesimin mücadele azmi bilenmiş durumda. Mücadeleyi kaybederlerse şimdiye kadar ellerine geçirdikleri çeşitli ayrıcalıkları da kaybedeceklerini biliyorlar ama sorun bundan ibaret değil; sözünü ettiğim o "intikam" ihtimali de bu endişelere ekleniyor.

İşte bu seccadeler, hayvanlarla evlenme tutkuları gibi çer çöp, böyle bir ortamda bu endişeleri bir "iktidarda kalma" mücadelesinin silahlarına dönüştürmek için öne sürülüyor. Bunları üreten "dimağ" ciddi bir tehlike. Türkiye toplumunun bir boğazlaşmaya istekli olduğunu sanmıyorum. Ama insan kendini, oluşmasında hiç payı olmayan bir kargaşa içinde bulabilir. Varolan olumsuz koşullarda Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçtiği yolun en doğrusu olduğunu düşünüyorum. Onun temsil ettiği sağduyu çizgisinin ağır basacağını umuyorum.

İlgili İçerikler