Epey uzun bir zamandır yazı yazmaz oldum (“yazamaz” desem daha doğru olabilir). Neden? AKP’nin bunaltıcı iktidarının kasvetli karanlığından ötürü. Seksen yıllık ömrümün birçok yılı askeri darbeler ve bunun şaşmaz refakatçisi olan “diktatörlük”le geçti. Son yirmi küsur yıldır üslup değişti. Hayatımızı “askerî normlar” değil, İslamî ideolojinin ölçütleri belirliyor. Meşruiyetini buradan alan Tayyip Erdoğan rejiminin kurduğu düzen, şimdiye kadar görüp tanıdığımız bütün baskı dönemlerini bastırdı.
Bu boğucu yıllar içinde insanın yüzünü güldüren, tam güldürmese de bir umut veren bir olay vardı: CHP’nin örgütlemeyi başardığı mitingler! Bunların verdiği “Yalnız değiliz” duygusu! AKP “tek adam rejimini” devamlı kılmak üzere saldırı üstüne saldırı planlıyor -ve saldırıyor- ama şimdiye kadar bu eylemleriyle kendisine karşı büyümekte olan muhalefete yeni malzeme sunmaktan öte bir birikim yaratabilmiş değil.
AKP iktidarı yirmi küsur yıl önce seçmenlerimizin kendisine verdiği imkânı Cumhuriyet tarihimizin (aslında bir hayli tartışmalı) Batılılaşma tabanı üstüne inşa ettiği bütün çabaları yok etmekte kararlı. Önümüzdeki ilk seçim onu onaylar ve toplumu yeniden, ama AKP görüşüne göre biçimlendirme “iznini” pekiştirirse, bu kararını çok daha “dediğim dedik” bir üslupla uygulayacaktır. Dolayısıyla son derece “hayatî” bir dönüm noktasındayız. Nasıl bir hayat tarzını seçiyoruz? Nasıl yaşamak istiyoruz? Buna arar vereceğiz.
Bu hayat tarzının nasıl bir şey olacağına karar verme konumuna AKP, İslamcı politikanın herhangi bir dönemde olduğundan daha fazla yaklaştı. Dolayısıyla seçim onlar için de “hayatî”; avantajlı konumlarını kaçırmamak için neler yaptıklarını görüyoruz. Yaptıkları, yapacaklarının, yapabileceklerinin ölçüsünü veriyor.
Bu koşullarda muhalefet ne yapıyor?
Muhalefet bence “yapılabilir” ya da “yapılmalı” diyebileceğim her şeyi yapıyor, umarım daha fazlasını da düşünüyor. Tabii Özgür Özel’in önderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi’nin şimdiye kadar gösterdiği performansı kastediyorum. Malum olduğu üzere, bu muhalefet bundan sonra “CHP” adıyla faaliyet göstermeyecek. AKP, kendisi için CHP’nin ciddi bir rakip olmasını önlemek üzere türlü manevralara girişti ve kısmen başarılı da oldu.
Yeni adıyla “Yeni Parti” varolan muhalefetin tamamını temsil etmiyor. Ama en etkili ve en çok hareket imkanına sahip olan “aktör” o. Muhalefetin geri kalanı da bunu benimsemiş durumda. Yani muhalefet cephesinde bir “uyum” gözlemliyoruz. Ayrıca, Yeni Parti, kendisini CHP’nin asıl temsilcisi olarak görmesinin yanı sıra, CHP ile herhangi bir bağlantısı olmamış kesimleri de çağırmaktan geri durmuyor. Bu da Yeni Parti’nin “yeni” olduğu alanlardan biri.
CHP, “kurucu” örgüt olarak, Cumhuriyet’in temellerini attı. Bunun için oynamak zorunda olduğu “rol” gereğinde “otoriter” davranmasını gerektiriyordu (Demokrasi konusunda milletçe pek deneyimli olduğumuzu söyleyemeyeceğim). Yenilikçi Türk entelijansiyası, bu alanda sık sık ölçüyü şaşırdı da. Ama şimdi ikinci bir rol değişimi yaşanmakta. Topluma “Benim gibi olacaksın” diyen CHP, şimdi kendini toplumun istediği kalıba girecek bir esneklik edinmiş gibi görünüyor; özellikle CHP’den kopmasıyla. Otoriter davranan da ölçüyü kaçırma da AKP’nin üslubu oldu.
Zamanında Demokrat Parti’nin oynadığı “demokrat kurtarıcı” rolünün sahicisini oynama imkânı bugün Yeni Parti’nin eline geçmiş olabilir. Ancak bugün, partinin adının hakkını vermesi gerekiyor. Yani, bu koşullarda, demokrasiye geçiş için mücadele eden siyasî hareket kendini bir “restoratör” olarak görmemeli. Restorasyonun gerekli olduğu alanlar var, elbette var ama Türkiye’nin şimdiye kadar siyasî hayatında yeşertilmemiş kurumların önünü açmak da en az onlar kadar gerekli.
Yeni Parti’ye mi yazılmalı, yoksa CHP’de kalıp orada mücadele etmek mi… Bugünlerin belirgin tartışma konusu. Sorunların özüne girmeyen tartışmalarla oyalanmak bizim toplumda, özellikle de ”sol”da yer alanlar arasında hep revaçtadır. Oysa yukarıda söylediğim gibi mayın döşeli bir arazide yol almaya çalışıyoruz. Benim burada tutturacağım yol, Özgür Özel’in açtığı alanları dolduran kalabalıkların bana gösterdiği ve inandığım yoldur.


