16 Temmuz 2019

Iskarta

Türkiye, bir daha aynı hataya düşmemek için, Erdoğan ve AKP deneyimini - ne kadar acı olursa olsun - sonuna kadar yaşamalıdır

Faiz, ödünç alınan paranın kirasıdır.

Faiz oranı Türkiye’de yüzde 24 iken, İsviçre’de yüzde 1’in, ABD’de yüzde 3’ün altındadır.

Aradaki farkı tayin eden “kiracı”nın, yani borç alanın, ne kadar güvenilir olduğudur.

Kiracı risksiz ise ondan düşük oranda istenir. Riskli ise faiz yüksek olur ve risk yükseldikçe o da yükselir.

Bir devlette ekonomi ne kadar güçlü, izlenen politikalar ne kadar akıllı ise faiz o kadar düşük olur.  

Ülkeler söz konusu olduğunda bu riski ölçen Standard & Poors, Moody’s, Fitch gibi derecelendirme kurumları vardır.

Bu kurumlar Türkiye’yi, ihraç ettiği tahvilleri “ıskarta” sınıfına sokacak kadar riskli görüyorlar artık. Aynen 2000’li yılların başında yaşanan mega ekonomik krizde olduğu gibi.

Faizin yüksek oluşu ve faiz oranını kendisinin değil Merkez Bankası’nın tayin etmesi Erdoğan’ın hoşuna gitmiyor.

Sık sık “faiz bütün kötülüklerin anası ve babasıdır” diyor.

Demediği,  bu ana ve babanın da anası ve babası olduğu ve onun da Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası olmadığıdır.

Erdoğan’a göre enflasyonun nedeni yüksek faizlerdir. Bu, bir ekonomistin deyimi ile, başağrısının nedeninin aspirin olduğunu iddia etmek kadar anlamsızdır. Ne var ki Erdoğan’ı değerlendirmesinin yanlış olduğuna ikna etmek mümkün değildir.

Ekonomi krizde ise ve bu da yüksek faiz ile sonuçlanıyorsa neden, Erdoğan’ın izlediği politikaların fecaati ve bu politikaları yürüten bazı aktörlerin, örneğin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, piyasalar tarafından kötü bir şaka olarak görülmesidir.

Ama Erdoğan’ın gördüğü bu değildir. O, işini zor ve baskıyla yürütmeye alışkındır.

Merkez Bankası başkanının işine son verip yerine daha uysal olacağı beklenen birini tayin ederek faizleri aşağı indirmeyi tasarlıyor.

Su yüzüne çıkmaya çalışan ekonomilerde 85 milyar dolarlık yatırımı bulunan Ashmore Group plc adlı şirketin yorumuyla, bu hayırlara vesile olmayacak.

Bloomberg’e konuşan şirketin baş ekonomisti Jan Dehn’e göre, Türkiye popülist liderler yönetiminde ekonomik çöküntüye uğrayan Latin Amerika ülkelerinin izindedir.

Bunu Erdoğan’ın görmemesinin nedeni, iktidarın şımarttığı otokratik liderlerin düçar olduğu “hubris” adlı aşırı güven ve kibir hastalığıdır.

İlk teşhisi Antik Yunan’da konan bu kişilik zaafının tedavisi yoktur. Tanrıların gazabını çeker ve sonuç, Oidipus ve Aşil örneklerinde görüldüğü gibi, hoş olmaz.

Türkiye, bir daha aynı hataya düşmemek için, Erdoğan ve AKP deneyimini - ne kadar acı olursa olsun - sonuna kadar yaşamalıdır.

Onun için, “bırakın yapsın, bırakın geçsin.”

Yazarın Diğer Yazıları

Üç yüz bin ağaç, bir trilyon ağaç

Yeşillik yoksa bildiğimiz şekliyle hayat da yoktur

Aslan konuşsaydı ne derdi?

İncir yaprakları birbirinin kopyası imiş gibi görünüyor ama her biri diğerinden değişik. Doğa çoğalmayı seviyor ama fotokopi makinesi gibi kopyalayarak değil

Doğruyu söyleyecek kimse kalmayınca

Doğruyu söyleyecek kimsenin kalmaması, yanlış para politikası izlemekten daha vahimdir. Zira doğruyu söyleyecek kimse kalmazsa doğru olanı yapmak zorlaşır, hatta imkânsızlaşır, kandırmak kolaylaşır