Kupadan sonra tufan
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Kupadan sonra tufan

Dünya Kupası nedeniyle verilen büyük ara takımların ve futbolcuların form durumlarını yakından etkiledi. Dünya kupasından esinlenerek verilerek uzun uzatmalar da ligin kaderini yakından etkilemeye başladı

 Ceteris paribus Latince bir kalıp. “Diğer tüm değişkenler sabitken” anlamına geliyor. Bir değişkeni, diğer değişkenlerin sabit olduğunu varsayarak incelemek amacıyla kullanılıyor iktisatta.

 Futbolda da iktisatta olduğu gibi birçok değişken var. Futbolcuların form durumlarından hava koşullarına, hakem yönetiminden sahanın durumuna dek birçok değişken söz konusu.

 Sivasspor-Galatasaray karşılaşması önemli değişkenler adına standart bir karşılaşma olmadı. Özellikle de saha koşulları oyun planlarını (özellikle de Galatasaray’ınkini) yakından etkiledi. Nitekim Okan Buruk bunu maçtan sonraki basın toplantısında da ifade etti, “böyle bir sahada iki takım için de oyun planından bahsedemeyiz” sözleriyle.

 Gerçekte kötü saha koşulları dışında üzerinde konuşmamız gereken üç faktör daha var. Bunların üçü de Katar’da düzenlenen dünya kupasının bıraktığı miras bizlere. İlk faktör şu: Dünya kupası nedeniyle oldukça uzun bir ara verildi lige. Bu nedenle de oyuncu bazlı olmak üzere takımların form durumlarında radikale dek varan değişiklikler ortaya çıktı. Başka bir deyişle devam eden bir ligden daha çok, yeniden başlamış bir ligden söz etmek sanki daha doğru. Dolayısıyla dünya kupasını ve bu nedenle lige verilen arayı 2022-2023 sezonunu doğrudan etkileyen bir faktör olarak tarif edebiliriz.

 İkinci faktöre gelince. Dünya kupası için verilen arayı kapatmak için Türkiye Futbol Federasyonu (çoğu diğer federasyon gibi) sıkışık bir takvimde oynatıyor ligin kalan bölümünü. Bu nedenle takımlar hızlandırılmış bir tempo içinde yaklaşık olarak her dört günde bir maç yapıyorlar bu günlerde.

 Bu nasıl etkiliyor peki ligimizi ve takımları? Şöyle; takımlar bu süreçte istikrarlı bir performans gösteremediler. Bu durumun çarpıcı sonucunu 14 ve 15’inci haftalarda dört gün arayla maç yapan Süper Lig kulüpleri arasında üst üste galibiyet alan takım sayısında çok net biçimde görebiliyoruz. Sekiz günlük periyodda üst üste oynadığı iki maçtan da iki galibiyet çıkaran sadece iki takım oldu: Galatasaray ve Başakşehir. Geri kalan takımlar puan kayıpları yaşadılar bu iki maçta.

Şimdi yılbaşı nedeniyle altı günlük bir ara var. Bu mini tatili yine dört gün arayla yapılacak iki maçlık periyod izleyecek. Muhtemelen yine çoğu ekip öngörülmeyen puanlar bırakacaklar sahada, fizik kaliteleri bu sıkışık takvimi kaldırmadığı için.

 Dünya kupasından miras kalan üçüncü faktör ise maçlarda verilen uzatmaların olağanüstü biçimde artması. Karşılaşmalara neredeyse bir çeyrek maç süresi ekleniyor uzatmalarda. Bu da takımların yaptıkları oyuncu değişikliklerini yakından etkiliyor. Tersinden söyleyecek olunursa, oyuncu değişiklikleri artık bu fazladan süre öngörülerek gerçekleştiriliyor.

29 Aralık perşembe günü oynanan Sivasspor-Galatasaray karşılaşması bahsedilen tüm bu değişkenlerin neredeyse oyunu ve sonucu kaderini yakından etkilediği bir maç olarak geçti tarihe. ¹

Bu nedenle de yazıda bahsetmiş olduğum faktörleri de dikkate alarak şunları öne çıkaracağım: Ön alan baskısı, bu baskıda Rashica’nın önemi, fiziksel form durumu ve hızlı hücumda Abdülkerim Bardakçı’nın giderek ön plana çıkan rolü.

 Ön alan baskısı

Saha koşulları ve sıkışık takvim nedeniyle üst üste oynanan maçlar nedeniyle Galatasaray daha önce görmüş olduğumuz ön alan baskısını 90 dakika uygulamasa da ilk yarıda Sivasspor’a giderek artan oranda ciddi baskı yaptı.

 Bu kapsamda iki şey gördük. İlk olarak Sivasspor’un geriden oyun kurmasını önlemek amacıyla kaleci Ali Şaşal Vural stoperler yerine uzun oynamaya yönlendirildi. Sivasspor’un ana oyun planının uzun oynayarak ikinci bölge sonunda konumlanan Mustapha Yatabaré hava hâkimiyeti üzerinden pozisyon üretmek olduğu dikkate alınınca Galatasaray’ın söz konusu ön alan baskısının özellikle ilk yarıda oldukça iş gördüğünü söylemek gerekiyor. Aşağıya koyduğum fotoğraf kaleciye yapılan baskıyı gösteriyor.

Gomis Sivasspor’un sol stoperi Goutos’un, sağdaki Mertens ise sağ stoper Caner Osmanpaşa’nın pas açılarını kapatarak Sivasspor kalecisi Ali Şaşal Vural’ı uzun oynamaya mecbur bırakıyorlar. Bu ön alan yakın markajda

 

Fotoğrafta da görüldüğü gibi, Bafétimbi Gomis ve Dries Mertens’in baskısı sayesinde kaleci Ali Şaşal Vural’ın Sivasspor stoperlerine pas atması önlenerek uzun oynaması sağlandı. Bu uzun topların çoğunu da Galatasaray’ın savunma hattı topladı.

Galatasaray’ın yaptığı ön alan baskısı sadece kaleci vuruşlarında sahaya yansımadı. Galatasaray rakip yarı sahada özellikle ilk yarıda Sivasspor’a zaman zaman çok ciddi baskı yaptı.

Buraya tek bir örnek alıyorum.

Dakika 26,02. Rakip yarı sahada Sacha Boey taç atışıyla oyuna başlatıyor ve topu Milot Rashica’ya veriyor, ancak Rashica topu kontrol edemiyor ve kaptırıyor. Topu kapan Sivassporlular Galatasaraylı oyuncuların baskısı nedeniyle geriden oyun kuramıyorlar ve pas hatası yapıyorlar. Bu hatayı değerlendiren Abdülkerim Bardakçı topu yeniden sağ kanattaki Rashica’ya oynuyor. Ama Rashica bu kez de topu yine kontrol edemiyor.

 Topu Sivassporlu Kader Keita kazanarak takım arkadaşı Erdoğan Yeşilyurt’a oynuyor. O da Fredrik Ulvestad’a oynamak isterken topu iki kez kaptıran Rashica araya giriyor. Topu kazanarak hemen sağ kanattaki Berkan Kutlu’ya oynuyor, o da bindiren Boey’e. Boey biraz sürdükten sonra ceza sahasındaki Mertens’e asist yapıyor. (Aşağıdaki fotoğraf)

Bu hücumda Galatasaray’ın sağ beki Boey, Mertens’e gol pası verirken onunla geriye koşması gereken Sivasspor oyuncusu Erdoğan Yeşilyurt, yaklaşık 30 metre geride kalmıştı

Bu golde Rashica’ya özel bir parantez açmak gerekiyor. Dünya kupası öncesinde oynanan Başakşehirspor maçında sakatlanan Rashica uzun süren bir tedavinin ardından, ayrıca ağır bir hastalık süreci de geçirdi. Bu tedavi süreci nedeniyle hücum kapasitesi hâlâ Başakşehir maçının oldukça gerisinde. Ancak buna rağmen Rashica takım savunmasının en kilit oyuncularından birisi. Boey’nin oyunun hücum yönünde ön plana çıkan performansında onun bu gol öncesinde yaptığı gibi rakipten kaptığı topların büyük önemi var.

 Galatasaray’ın attığı birinci gol öncesinde rakip yarı sahasında Sivassporlu oyunculara yaptığı baskının fotoğrafı aşağıda. Burada da görüldüğü yedi Galatasaraylı futbolcu dört Sivassporlu oyuncuyu çevrelemiş durumda. Giderek sıkışan bu çevreleme sayesinde Rashica topu kaparak öne oynayan Berkan Kutlu’yu görecek.

Galatasaray’ın rakip yarı sahada yaptığı etkili prese güzel bir örnek. Burada Erdoğan Yeşilyurt’un takım arkadaşı Fredrik Ulvestad’a vermek istediği pası hemen yakınındaki Rashica keserek Galatasaray’ı atağa çıkaracak ve üç pas sonrasında Mertens gol atacak

Geriye yaslanma

 Şöyle bir durum var. Son iki maçta Galatasaray biraz daha geriye yaslanarak ve daha çok geçiş hücumu kovalayarak geçirdi ikinci yarıları. Aslında geriye yaslanılan zaman dilimlerinde Galatasaray rakiplerine ciddi pozisyonlar da vermedi. (İstanbulspor ve Sivasspor maçlarında ikinci yarılarda birer net pozisyon verdi Galatasaray. Bunlardan birisi gol oldu, diğerini Okan Kocuk kurtardı. Bunun yanı sıra Sivasspor maçında Erdoğan Yeşilyurt’un kaleye paralel gönderdiği ancak Yatabaré’nin yetişemediği önemli sayılabilecek bir pozisyon daha var. Bunun yanı sıra Galatasaray her iki maçın ikinci yarılarında birisi sayılan (İstanbulspor), diğeri sayılmayan (Sivasspor) iki duran top golü yedi.)

 Soru şu: Galatasaray ikinci yarılarda baskılı futbolunu niçin sürdüremiyor?

 Bunun sanırım birkaç nedeni var. İlki sahadaki futbolcu grubunun fizik kalite bakımından homojen olmaması. Bundan kasıt şu: Galatasaray’daki bazı futbolcuların fizik kalitesi arıza çıkarmayacak kadar iyi. Sacha Boey, Abdülkerim Bardakçı, Berkan Kutlu, Victor Nelsson, Kerem Aktürkoğlu, Milot Rashica, Fredrik Midtsjø, Barış Alper Yılmaz ve sakatlanana kadar Kâzımcan Karataş bu grupta. Ancak takımın geri kalanın fizik kalitesi bu seviyenin altında.

 Üzerine dört günde iki maçlık (kupa maçı da dahil edilince bazı futbolcular için bu sayı bir haftada üç maça yükselmiş oldu) sıkışık takvim gelince takımın toplam fizik kalitesi biraz daha düştü. Örnek vermek gerekirse İstanbulspor maçında yaptığı ön alan baskısıyla ilk yarının en iyi isimlerinden birisi olan Gomis’in, Sivasspor maçına oldukça yorgun çıktığını gördük. Bu nedenle hem konsantrasyonu iyi değildi (birçok pozisyonda ofsaytta kaldı ve yürüyerek geriye dönmeye çalıştı), hem de en iyi olduğu departman olan hava hâkimiyetinde bile kendisini tutan rakip stopere sık sık yenik düştü. Ayrıca ondan beklenilen bağlantı oyununu da oynayamadı.

 Onun maçın başında bile fiziken yorgun olduğunu göstermesi bakımından iki örneği buraya alıyorum.

 Dakika 21,27. Yatabaré’nin Dia Saba’ya pasını Bardakçı kesiyor ve hemen Aktürkoğlu’na oynuyor. O da Sivasspor sağ beki Robin Yalçın’dan kurtularak hızla ceza sahasına yaklaşıyor. Burada önünde üç seçenek var Aktürkoğlu’nun, ilki Gomis’le al-ver oynamamak, ikincisi kendi şutunu yaratmak, üçüncüsü de sağda boş durumda olan Rashica’ya oynamak. O ilkini seçiyor. Gomis’e veriyor topu, ancak geri alamıyor. Zira Gomis’in verdiği pas arkasında kalıyor. Bu sahipsiz topu Oliveira kaleye şutluyor. Sonuç korner (aşağıdaki fotoğraf).

Bu pozisyonda Gomis’e pas veren Aktürkoğlu, topu hemen geri alabilseydi şut atabileceği veya en sağdaki Rashica’ya pas verebileceği bir açıya sahip olacaktı. Ancak Gomis burada basit olanı yapamadı ve topu yeniden Aktürkoğlu’na aktaramadı

Evet kaleyi tutmuş bir şut var, ancak burada önemli olan daha maçın başları olmasına rağmen Gomis’in oyun gücünün orta seviyeye bile ulaşmamış olması.

 

İkinci örnek; dakika 31,24. Sivasspor kalecisi Vural’ın uzun topunu sağ bek Uğur Çiftçi kafayla takım arkadaşına ulaştırmak isterken yine Rashica giriyor araya ve topu kapıyor. Ardından topuk pasıyla Mertens’i görüyor. Mertens de boş koşu gösteren Kerem’i. Bu sırada Gomis yine oyunun içinde değil. Ofsaytta dolaşırken fark ediyor Rashica’nın topu kazandığını ve hemen geriye koşuyor. Sivasspor’un bir stoperini üzerine alarak sağa çekiyor. Böylece Aktürkoğlu’nun önünde boş bir koridor açılmış oluyor. Aktürkoğlu ceza sahasına girerken dengesini kaybetse de topu Gomis’e çıkarmayı başarıyor son saniyede, ancak Gomis’in kaleye vurduğu şutu Goutas altı pasta çıkarıyor.

 Görüldüğü gibi üst üste maç yapmanın yorgunluğu altında ezilen Gomis, Sivasspor karşısında hızlı düşünüp doğru uygulayan bir futbolcu profili sergileyemedi.

 Tabii sadece Gomis değil fizik kalite sorunu çeken. Ona başka futbolcular da eklenince Galatasaray ikinci yarılarda biraz daha gerilere çekilerek oynamak zorunda kalıyor.

 Bu başlıkta ikinci olarak bahsedilmesi gereken önemli bir konu daha var. Okan Buruk’un ön alan baskısı yaparken, ya da geriye yaslanmışken takımın hızlı oynamasını ve hücuma hızlı ve doğrudan çıkılmasını istediği anlaşılıyor. Yani Galatasaray “topu alalım, soğutalım, sonra bakarız hücum edip edemeyeceğimize” türü bir futbolun peşinde değil. (Aslında Galatasaray bu futbolu da rahatlıkla oynayabilir, ama “oyunu soğutalım” refleksinin takımın hızlı ve doğrudan hücum etme refleksini yavaşlatacağı gerçeği de söz konusu.

 Bu hızlı ve doğrudan hücum arzusu önemli bir maliyete yol açıyor: Topun kısa süre içinde kaybedilmesi tüm takımı fazladan yoruyor. Bunun nedeni bir anda öne doğru yapılan deparlı koşuların boşa düşmesi ve yeniden geri dönmek zorunluluğunun ortaya çıkması.

 Dolayısıyla ilerleyen zaman diliminde bu hızlı hücum denemelerinde daha çok başarılı olunması hem üretkenliği artıracak, hem de enerji daha tasarruflu kullanılmış olacak.

 Söz hızlı hücum geçişlerine gelince burada bahsedilmesi gereken önemli bir isim var Galatasaray’da: Abdülkerim Bardakçı.

 Bardakçı hızlı hücum geçişlerinde neredeyse Aktürkoğlu, Rashica, Boey, Mertens kadar önemli bir isim olmaya başladı Galatasaray’da. Bunu iki yolla gerçekleştiriyor. İlk olarak driplinglerle, ikinci olarak isabetli uzun toplarla.

 Bardakçı’nın isabetli uzun topuna ön önemli örnek, maçın uzatma bölümünde (dakika 94,37) Barış Alper Yılmaz’a attığı gol pası hiç kuşkusuz. Bu asisti herkes izledi ve gördü. Bu nedenle ben onun driblingle hücumu yönlendirmesine yönelik iki örnek vermek istiyorum. Ancak burada küçük bir konudan bahsetmek gerekiyor.

 Maçlarda geride yapılan paslaşmalardan sonra stoperlerin önünde topla kat edecekleri dribling alanı açılır. İyi stoperler bu dribling alanını değerlendiren, topla ilerleyerek takımlarının boyunu kısaltan stoperlerdir. Bardakçı’nın bu konuda oldukça iyi bir nota sahip olduğunu belirterek örneğe geçiyorum

 Dakika 11,34. Bu dakikada topu alan Bardakçı’nın önünde, aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü çok uzun bir dribling alanı açılmıştı. Bardakçı hemen bundan yararlanarak yaklaşık 20 metre topu taşıyıp orta saha çizgisi geçtikten sonra Mertens’e uzun bir top attı.

Bardakçı önündeki dribling alanının tamamını kullandı bu pozisyonda

Benzer bir şeyi dakika 24,14’te bir kez daha yaptı Bardakçı. Rashica’nın kendisine verdiği pastan sonra yaklaşık 20 metre dribling yaparak soldan bindirme yapan Patrick van Aanholt’u gördü. Bu pozisyonda Aanholt-Mertens-Aktürkoğlu paslaşması üzerinden top Rashica’yla buluşturuldu. Onun şutu ise Sivasspor kalecisinde kaldı.

 Sonuç

 Takımdaki futbolcu grubunun fizik kalite bakımından homojen olmaması nedeniyle oynanan oyun zaman zaman kırılmalar gösterse de, 1-1’den sonra inisiyatifi yeniden eline alan Galatasaray şu ana kadarki en zorlu deplasman maçından galibiyet çıkarmayı başardı. Galatasaray’da takımın fizik kalite bakımından daha homojen olacağı yakın gelecekte Okan Buruk’un kafasındaki ön alan baskısına dayanan daha hızlı ve daha doğrudan futbolun kırılmalar olmadan oynanabileceğini söyleyebiliriz.

 Ya da başka deyişle, tüm değişkenler sabitlenmeye doğru ilerliyor Galatasaray’da.


¹ Diğer yazılarda olduğu gibi bu yazıda da prensip olarak hakem meselesine girmeyeceğim, ancak bu, Sivasspor’un VAR’da iptal edilen golü için TFF’nin bir gerekçe açıklaması yapmasını beklediğimi söylememe engel değil, eğer varsa makul bir gerekçe tabii. Bu arada görüşümü merak eden olursa iptal edilen bu golün maçın sonucunu mutlaka etkileyeceği görüşünde de değilim. Çünkü futbol, araya başka bir sahnenin eklenebildiği bir sinema kurgusu değil. Akan bir hayat gibidir futbol. Eğer belirli bir anda bir şey yaşandıysa, akış tamamen değişir. Yani sinema kurgusunda olduğu gibi iptal edilen golü de ekleyerek maçın 2-2 biteceği ileri sürülemez.

 

 

 

İlgili İçerikler