İki cihan arasında
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İki cihan arasında

Litvanya şampiyonu FK Žalgiris’i eleyen Galatasaray’ın UEFA Şampiyonlar Ligi üçüncü ön eleme turundaki rakibi Slovenya şampiyonu NK Olimpija. Çoğu Galatasaraylı dün izlediğimiz Galatasaray’ın NK Olimpija karşısında hata yapabileceği görüşünde. Ben ise dünkünden daha iyi bir Galatasaray izleyeceğimizi öngörüyorum

Peş peşe oynanan FK Žalgirismaçları sonrasında Galatasaray’ın geçmişle gelecek arasında bir dönüşüm içinde olduğu görüldü.

Geçmiş: Ön alan baskısına dayalı doğrudan ve tempolu oyun; kanatların etkili kullanımını öngören set hücumları, yüksek takım savunması, rakibe boş alan bırakmayan hızlı defans geçişleri.

Gelecek; yüksek topa sahip olma yüzdesi, topun kaptırılması durumunda rakibe uygulanan yüksek şiddette baskı; oyun içinde temponun aniden yükseldiği hücum geçişleri; rakibin sadece kanatlardan değil, merkezden de delinmesini öngören set hücumları; yine yüksek takım savunması ve hızlı savunma geçişleri.

Bu yazıda Galatasaray’daki bu dönüşümü ele alacağım temelde birkaç alt başlık eşliğinde. Bu alt başlıklar şunlar olacak: Ön alan baskısı. Hızlı geçiş savunması. Bir ara form olarak orta yapmak. Kanat organizasyonlarında Angeliño etkisi.

Ön alan baskısı

İki FK Žalgirismaçı gösterdi ki, Galatasaray’da geçen yıl gördüğümüz ön alan baskısının benzerini, şayet Mauro Icardi ve Lucas Torreira ilk 11’de değilse uygulamak mümkün değil. Özellikle Torreira sahada yoksa, etkili bir ön alan baskısından söz etmek neredeyse imkânsız hale geliyor.

Ben ise Galatasaray’ın bu sezon Türkiye’de etkili bir ön alan baskısını zaman zaman ve çoğunlukla iç saha maçlarında yapacağını, ama temelde rakibi enerjik karşılama ve yönlendirme oyunu oynayacağını düşünüyorum.

Kanımca bunun iki nedeni var. İlki takımda, Icardi yerine Halil Dervişoğlu veya Cédric Bakambu santrfor pozisyonunda oynuyorsa Galatasaray’ın ön alandaki ikilisi zaten rakip stoperlere baskı yapamıyor. Bu isimlerin yapabilecekleri tek şey yönlendirmeli baskı yapmak olur. Artı, gruplara kalınması halinde UEFA Şampiyonlar Ligi maçları da hesaba katılırsa rakibi agresif biçimde birinci bölgede karşılamaktansa bu sertliği ve enerjiyi ikinci bölgede göstermeye çalışmak daha makul görünüyor. Zira Avrupa’da Manchester City, Bayern München ve Liverpool gibi birinci sınıf ön alan baskısı yapmak zaten mümkün değil. Üstüne, rakiplerinin çoğunun Galatasaray’ın ön alan baskısını kırabilecek bir oyun olgunluğuna sahip oldukları da sır değil.

İkinci neden de bununla ilintili; ön alan baskısı yapmak özellikle Avrupa’da ciddi risk anlamına geliyor. Zira rakibin ön alan baskısını kendi ikinci bölgesinin hemen başında kırması, Galatasaray’ın takım savunmasını bir anda darmadağın yapar. Okan Buruk’un bu riski alacağını çok sanmıyorum.

Dolayısıyla her iki FK Žalgirismaçında da Galatasaray’ın yüksek ön alan baskısı yerine topun kaptırıldığı anda başlayan şiddetli bir baskı gördük. Ayrıca, rakibe şok pres konusunda Galatasaray’ın ikinci maçta ilk maça oranla daha başarılı olduğu da çok açık. İkinci maçta rakip futbolcularla olan mesafeler ve adam paylaşımları daha dengeli ve yerindeydi.

Geçiş savunması

Aslında topun kaptırılmasının ardından rakibe hemen reaksiyon vermek takım savunmasını oldukça yukarı çeken bir etmen. İlk maçta Galatasaray’ı rakibine sık sık hızlı geçiş hücum şansı verdiğini, bunları iyi savunamadığını görmüştük.

Dünkü maçta ise Galatasaray’ın bu alanda daha gayretli ve konsantre olduğu görüldü. Nitekim Galatasaray tüm maç boyunca rakibine sadece üç kez hızlı geçiş olanağı verildi. Bu üç hızlı geçişin ikisi Galatasaray’ın sol kanadından gerçekleşirken birisi FK Žalgiris’in sol kanadından üretildi. Buraya ikisini alıyorum.

Dakika 52,45. Sergio Oliveira topu ikinci bölgede rakibine kaptırıyor. Topu kontrol eden Paulus Golucikbas, hemen orta sahadaki Mathias Oyewusi’yi görüyor. O da soldan bindiren Petar Mamiç’i (aşağıdaki fotoğraf).

FK Žalgiris’in dörde dört gerçekleşen hızlı hücumunda sahaya bakıyoruz. Sacha Boey (kırmızı daire içinde) öndeki Mamiç’e yetişme gayretinde. Kerem Aktürkoğlu ise sağındaki Buff’u kontrol etmeye çalışıyor. Kırmızı dikdörtgen içindeki üç Galatasaraylı (Berkan Kutlu, Oliveira ve Angeliño) ise geriye hızlı koşamadılar. (Kaynak: https://www.dsmartgo.com.tr/)

Bu sırada Galatasaray’da geride sadece Victor Nelsson ve Abdülkerim Bardakcı var. Onlara hemen hızla geriye koşan Kerem Aktürkoğlu da ekleniyor. Sacha Boey de hızla geriye koşuyor. Ancak Aktürkoğlu sağdan bindiren Oliver Buff’tan biraz uzakta kalıyor. Bu sayede Mamiç’in ortasında Buff çizgide topu yakalıyor ve yeniden ortalıyor. Boey bu topu kornere atarken takım arkadaşlarına kızgınlığını pek gizlemiyor.

Burada dikkati çeken bir şey var. FK Žalgiris’in hızlı geçiş hücumunda Berkan Kutlu, Angeliño ve Oliveira geriye hızla koşamıyorlar. Böylece üçe üç gerçekleşen FK Žalgiris hücumunda sayısal çoğunluk sağlanamıyor. Aslında bu veri Torreira’nın da uzun metrajda hızlı koşamadığı dikkate alındığında Galatasaray orta sahasına yapılacak takviyenin yetenek sepetinde hızın birinci sırada olması gerektiği konusunda ciddi bir fikir veriyor.

Geliyoruz ikinci örneğe. Bu ilginç bir örnek, zira bu örnekte iki takım da sırasıyla hücum ediyor. Önce Galatasaray hücum ediyor, ancak fırsatı değerlendiremeyince bu atak FK Žalgiris’in hızlı hücumuna dönüşüyor.

Dakika 64,48. Žalgiris kalecisinin sağ bekine oynadığı top Aktürkoğlu’nun baskısı sayesinde taca çıkıyor. Aktürkoğlu tacı hemen Oliveira’ya oynuyor. Topu aldıktan sonra da sağ önde boş koşu gösteren Barış Alper Yılmaz’a yüksek top atıyor. Yılmaz topu kontrol ettikten sonra Galatasaray’ın set hücumu başlıyor. Yapılan 11 pas sonrasında Boey sağdan Barış Alper Yılmaz’ı kaçırıyor. Yılmaz ceza sahasına ortalıyor, bu topu Yunus Akgün göğsünde yumuşattıktan sonra önüne iyi alamıyor. Vurmasına vuruyor, ancak top rakip savunmaya çarpıyor.

Devamında ise FK Žalgiris’in hızlı geçiş hücumu başlıyor. Sahipsiz kalan topa Oyewusi hareketleniyor ve Nijeryalı futbolcunun deparı önce Abdülkerim Bardakcı’yı, ardından da Angeliño’yu çaresiz durumda bırakıyor. Sağdan ceza sahasına giren Oyewusi’nin çektiği şutu Fernando Muslera kurtarıyor.

Aslında bu örnekle Galatasaray’ın kanatlarda sergilediği set hücumlarına gelmiş olduk.

Ancak öncesinde özellikle Angeliño’nun takıma eklenmesiyle ortaya çıkan ara formdan söz etmek istiyorum.

Orta yarışı

Aslında Galatasaray ilk maçta da benzerini yapmıştı. 11 kişiyle merkezi kapatan ve blokları arasındaki mesafeyi birkaç metreye düşüren rakibini kanatlardan yaptığı ortalarla delmeye çalışmıştı. Ancak bu ortalar her seferinde savunma duvarına çarpmıştı. Çünkü bunlar sıfıra kadar inilmeden yapılan ve rakip savunmanın cepheden kolayca karşılayabildiği ortalardı.

Aslında bu sekansı, geçen sezonun başında da görmüştük. Galatasaray, o dönemde henüz hücum setleri yerine oturmadığı için rakip ceza sahasına bol bol orta yaparak gol arıyordu. Galatasaray’ın bu panik ortaları özellikle ikinci hafta iç sahada oynanan Giresunspor maçında zirveye çıkmıştı.

Tuhaf biçimde Galatasaray bu sezona da bol bol orta yaparak başladı. İlk maçta yapılan ortalardan sonra Dries Mertens’in sahaya sürülmesi Galatasaray hücumlarına bir akıl getirmiş, top yere indirilmiş ve böylece de Galatasaray 1-0 geriden gelerek 2-1 öne geçmişti.

Sanki bu yaşanmamışçasına Galatasaray dünkü maça da çaresizlik ortalarıyla başladı. Bu aksiyonun baş rolünde Angeliño, Bardakcı, Oliveira ve zaman zaman Aktükoğlu vardı. Bu yarış dakika 1,06’da başladı ve ilk yarının ortalarına dek devam etti. Sonrasında geçen sezon gördüğümüz kanat setleri başladı.

Tabii dün maçın başında gördüğümüz orta yarışına ön alan hareketsizliğini de eklemeliyiz. Oysa Galatasaray geçen sezon başında ve devamında ön alanda çok hareketli bir oyun yapısı inşa etmişti. Sağda Akgün, merkezde Mertens ve Oliveira, solda ise Aktürkoğlu neredeyse her atakta ceza sahasına giriyorlar ve farklı noktalara koşarak rakip defansın dengesini bozmaya çalışıyorlardı.

Ancak Galatasaray bu sezona hareketsiz bir ön alan yapısıyla başladı. İlk FK Žalgiris maçında olduğu gibi dün de ön alanda hareketsiz bir Galatasaray izlemeye başlamıştık. Ki bu tabloyu Aktürkoğlu değiştirdi.

Dakika 16,50. Aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü üçe dört gelişen Galatasaray atağında, Aktürkoğlu geçen sezon neredeyse sayısız defa gördüğümüz gibi soldan sağa doğru kat ettikten sonra Mertens’ten topu önüne yuvarlamasını istiyor. Mertens de bunu hemen yapıyor. Her ne kadar bu hücumda top Aktürkoğlu’nun ayağından üstten dışarı çıkmış olsa da Aktürkoğlu’nun yaptığı bu çapraz koşu, geçen sezonki Galatasaray’ın hücum DNA’sına dönüş anlamına geliyordu.

 

Galatasaray’ın üçe dört gerçekleştirdiği hızlı hücumda sahaya bakıyoruz. Top Mertens’in ayağında. Solunda ise eliyle topu nereye atması gerektiğini Mertens’e gösteren Aktürkoğlu var. Aktürkoğlu soldan sağa koşarak rakip defansın dengesini bozmayı amaçlıyor. Birazdan Mertens’in pasıyla buluşacak, vuruşu ise üstten dışarı çıkacak. (Kaynak: https://www.dsmartgo.com.tr/ )

Sol kanatta Angeliño farkı

Tam bu noktada bu sezon izleyeceğimiz Galatasaray’daki Angeliño farkı hakkında konuşmaya başlayabiliriz.

Bu sezonki bütün transferler gibi Angeliño da Galatasaray’a tam hazır gelmedi. Ancak Okan Buruk onu sezona hazırlamak için bekletmek yerine sürekli oynatmak yolunu seçti. İlk maçta Angeliño farkı pek sahaya yansımamıştı. Hatta fiziksel kalitesi henüz iyi olmadığı için rakip ataklarındaki yavaşlığı dikkat çekmişti. Dünkü maçta da yukarıda örneğini verdiğim hızlı geçiş hücumunda sürat olarak Oyewusi karşısında aciz kalan bir Angeliño izledik. (Angeliño’nun zaman geçtikçe hızlanacağı çok açık.)

Ben burada onun Galatasaray’ın sol kanat hücumlarına kattığı derinlikten bahsetmek istiyorum. Bunu da maçtan aldığım iki örnekle aktarmaya çalışacağım.

Dakika 49,33. Galatasaray hücumu rakibin hızlı pasını ceza sahası dışına çıkarak Boey’ye kazandıran Muslera’yla başlıyor. Yapılan paslaşmalar sonrasında top Oliveira’ya geliyor, o da sol çizgideki Angeliño’yu görüyor. Angeliño da önden bindiren Mertens’i. Mertens de gelişine Aktürkoğlu’nu kaçırıyor. Ceza sahasına giren Aktürkoğlu ilk direk dibindeki Barış Alper Yılmaz’ı görüyor. O da tam penaltı noktasında bekleyen Berkan Kutlu’yu. Kutlu’nun şutunda (aşağıdaki fotoğraf) top rakip defans tarafından bloke ediliyor.

Galatasaray hücumunda Kerem Aktürkoğlu’nun pasını ön direkteki Barış Alper Yılmaz (daire içinde) penaltı noktasındaki Berkan Kutlu’ya (dikdörtgen içinde) indirmiş durumda. Kutlu ise topa vurmak üzere. Ancak bu şutu rakip defansa çarpacak. Burada da görüldüğü gibi Kutlu destek ayağı olan sağ ayağının dizini bükmüş durumda, bu hareketi bize Kutlu’nun kuvvetini kalçadan değil, dizden aldığını söylüyor. Bu nedenle Kutlu’nun şutları sert olamıyor. (Kaynak: https://www.dsmartgo.com.tr/ )

Bu hücumun benzerini dakika 62.14’te başlayan Galatasaray atağında da gördük. Barış Alper Yılmaz’a sağ çizgide yapılan faulü Boey kullanarak oyunu hareketlendiriyor. Bu hücumda Galatasaray yaptığı 20 pas sonrasında iki kez ceza sahasına girdi. İlkinde Aktürkoğlu’nu ceza sahasına sokan isim doğrudan Angeliño’ydu. İkincisinde ise sol çizgide Angeliño-Bardakcı-Aktürkoğlu üçgenini izledik. Angeliño önce Bardakcı’yı kaçırdı. Bardakcı yine kendisine pas atınca bu kez merkeze dönerek Aktürkoğlu’nu gördü. O da Bardakcı’yı istasyon olarak kullanarak yine ceza sahasına hareketlendi. Kutuya girmeden çizgide Yunus Akgün’e yüksek oynadı. Onun kafa pasını (aşağıdaki fotoğraf) Mertens kaleye şutladı, ancak top iki hamlede kalecide kaldı.

Kerem Aktürkoğlu’nun yüksekten gönderdiği topu Yunus Akgün (daire içinde) Mertens’in (dikdörtgen içinde) önüne indirmek üzere. Belçikalı oyuncu sağıyla topa vuracak. Ancak bu topu FK Žalgiris kalecisi iki hamlede kontrol edecek. (Kaynak: https://www.dsmartgo.com.tr/ )

Angeliño benzer şeyi yaklaşık 40 saniye sonra bir daha yapacak ve bir kez daha Aktürkoğlu’nu ceza sahasına kaçıracak. Onun yerden pasında ise Mertens’ten önce davranan rakip savunma kornere atacak.

Bu setlerin ortak özelliği şu: Çok iyi bir sol ayağa sahip olan Angeliño, çok zor açılardan bile topu istediği biçimde soldan bindiren takım arkadaşının ayağına indirebiliyor.

Galatasaray’da sol tarafta böylesi bir tekniğe sahip olan son isim 1989’da UEFA Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finalinde oynayan “Büyük” Metin Yıldız’dı. Gerçekte sol önde oynayan Yıldız, çok rahat adam eksilttiği gibi, topu istediği noktaya atabilecek üstün bir tekniğe de sahipti. Angeliño da benzer bir tekniğe sahip. Önümüzdeki dönemde Angeliño’nun ilk hareket pasını vereceği üçlü (Angeliño-Aktürkoğlu-Zaha) kanat bindirmelerinin yanı sıra doğrudan sol kanattan kaçırılan Angeliño örneklerini izleyeceğiz.

Diğer taraftan Angeliño stoper hattını üçleyerek sağ kanatta Boey’nin çekinmeden öne çıkmasını da sağlayan isim olacak birleşik kaplar kanunu gereğince.

Sonuç

Aslında FK Žalgiris karşısında ölüp ölüp dirilen bir Galatasaray izledik diye düşünen birçok Galatasaraylı vardır. Hatta bu eşleşmeden hareketle Okan Buruk’un teknik direktör zayıflıklarının Avrupa maçlarında daha belirgin hale geldiğini düşünenlerin sayısı da hiç az değildir. Ben o kanaatte değilim. Bunun birkaç nedeni var.

İlk olarak; öncelikle Günay Güvenç hariç Galatasaray’ın yeni transferlerinden hiçbiri yüzde yüz hazır gelmedi. Ne Bakambu, ne Zaha, ne Icardi, ne Kerem Demirbay, ne de Angeliño. İçlerinde en iyi durumda gelen tek isim Angeliño’ydu. Okan Buruk da onun fizik kalitesini bekleterek değil, oynatarak üste çekmeye çalışıyor. Dolayısıyla Okan Buruk aslında UAFA Şampiyonlar Ligi’nde eleme turlarında hazırlık kampına katılan isimlerle yürümeye çalışıyor, ki bunların da bir kısmı milli takım maçlarından dolayı geç geldiler. Yani aslında geçen sezon gördüğümüz gibi oynadıkça form tutmaya çalışan ve tamamlanan bir Galatasaray izliyoruz ve izleyeceğiz bu sene de.

İkinci olarak; FK Žalgiris’in değerinin düşük olması, onları bir köy takımı yapmıyor. Tam tersine her topu son topmuş gibi cesaretle oynayan, taktik disipline son derece sadık, mütevazı bütçeli, ama iyi bir takımı eledi Galatasaray.

Üçüncüsü; ben temelde ilk maçla ikinci maç arasında neler iyiye gitti, neler kötüye gitti diye bakmaya çalışıyorum. Bu açıdan bakınca Sacha Boey, Kerem Aktürkoğlu, Victor Nelsson, Angeliño, Berkan Kutlu, Barış Alper Yılmaz ve Yunus Akgün’ün son derece olgun oynadıkları, ilk maça oranla futbollarını yukarıya taşıdıkları gerçeği ortaya çıkıyor. İlk maça oranla geriye giden tek ismin Oliveira olduğu dikkate alındığında Galatasaray’ın hafif hafif yukarı çıkan bir ivmelenmeye sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Burada Aktürkoğlu ve Boey hakkında özel bir paragraf açmak lazım. Dün Galatasaray’da neredeyse tüm savunma ve hücum aksiyonlarının temelinde Aktürkoğlu vardı. Her ne kadar gol atamamış olsa da kendi kariyeri açısından kanımca en önemli maçlarından birisini oynadı. Boey de “sadece Milot Rashica varken efektif oynayabiliyor” yollu eleştirileri dünkü performansıyla yok etmiş oldu. Boey, takımda kalması durumunda bu sezon da fizik kalite açısından çok üst seviye bir profil sergileyecek izlenimi veriyor.

Burada soru şu: Galatasaray, sezon başı kampına katılan isimlere ek olarak Angeliño ve Halil Dervişoğlu takviyesiyle NK Olimpija’yı üçüncü eleme turunda geçebilir mi? Futbolda öngörüde bulunmak çok zordur. Ama ben gelecek salı günü Ljubljana’da Olimpija karşısında dünkünden daha iyi bir Galatasaray izleyeceğimizi düşünenlerdenim. Bekleyip göreceğiz.

Melih Şabanoğlu kimdir?

Melih Şabanoğlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu.

Okur, yazar, merak eder. Çocukluktan itibaren her yaş döneminde ve değişik sektörlerde çalışırken spor ve futbol, amatör tutkusu oldu hep.

Futbolun matematiğini anlamaya çalıştı. Sabahtan akşama dek muhtelif maçlar izleyerek geçireceği günlerin hayalini kurdu.

Ana ilgi ve uğraş alanı ise Osmanlı modernleşmesi ve geç Osmanlı döneminde spor tarihi.

Bu konuda Kuruluş: Mekteb-i Sultani’den Galatasaray Spor Kulübü’ne Türkiye’de Futbolun Erken Çağı (1904-1907) başlıklı bir kitabı var.

Önümüzdeki dönemlerde bu çalışmanın diğer ciltlerini çıkarmayı umuyor.

İlgili İçerikler