Galatasaray beş gün içinde üst üste oynadığı iki deplasman maçına (önce NK Olimpija, ardından Kayserispor) aynı stratejiyle çıktı. Neydi bu?
- Hücum hattına hızlıları ve koşucuları yerleştir (Barış Alper Yılmaz, Dries Mertens, Kerem Aktürkoğlu ve Cédric Bakambu).
- Rakiplerin arkasında bırakacağı boşluğu değerlendirmek için orta sahayı mümkün olduğunca hızlı geç, çoğunlukla da ileriye yüksek oyna.
- Topu kaptırdığın an hemen reaksiyon ver ve rakiplere şok pres uygula.
- Rakiplere hızlı hücum geçişi fırsatı vermemek için hızla geriye koş.
Galatasaray’ın bu stratejisi Ljubljana’daki NK Olimpija deplasmanında hemen sonuç verdi. Barış Alper Yılmaz’ın kaptığı topu biraz sürdükten sonra asiste çevirmesi maçın hemen başında Galatasaray’ı öne geçirdi. Skor üstünlüğü gelince de oyun daha çok Galatasaray’ın istediği formatta oynanmaya başladı.
Ne var ki aynı şey Kayseri deplasmanında gerçekleşmedi. Gerçekleşmeyince de Galatasaray acele oynamaya çalıştı. Bu ise Kayserispor’un oyun disiplinini ve özgüvenini diri tuttu.
Kayseri deplasmanında Galatasaray rakip kaleye ilk yarı boyunca tam 11 şut çekti ve bunların sadece ikisi kaleyi buldu. Bu istatistik tek başına anlamlı değil, zira Galatasaray’ın acele futbolunu yansıtmıyor. Belki şu daha anlamlı.
Duran top kullanımları çıkarıldığı zaman (tam burada Berkan Kutlu’nun korner atışında yaptığı kafa vuruşunun Kayserispor kalecisi Bilal Bayazit tarafından yine kornere gönderilmesini hatırlayabiliriz) Galatasaray’ın ilk yarıda rakip kaleye çektiği altı şuttan sadece birisi ceza sahası içinden geldi. Onun dışında beş şut da ceza sahası dışındandı. Söylemeye gerek yok ki bu şutların hepsi acele şutlardı ve hepsinde de şut atan futbolcunun önünde, hücumu daha da tehlikeli hale getirebilecek pas seçenekleri vardı.
İkinci yarı ise oyun başka tarz oynandı ve Kayserispor yaptığı hızlı geçiş hücumlarıyla ciddi tehlikeler yarattı. Bunun iki temel nedeni neredeyse aynı 11’in beş günde iki deplasmana çıkması nedeniyle yorulması ve sol bek pozisyonunda oynayan Léo Dubois’nın hızının Kayserispor bindirmelerine artık yanıt veremeyecek düzeye erişmesiydi.
Okan Buruk’un hatırlanacağı gibi fiziksel olarak hazır olmayan futbolcuları (Mauro Icardi, Wilfried Zaha, Kerem Demirbay, Halil Dervişoğlu) sahaya atması maçı Galatasaray’a getirmedi. Böylece oyunun son bölümünde kompakt bir savunma yapan Kayserispor sakatlık aralarında soluklanma fırsatı da bularak maçı berabere bitirmeyi başardı. Hatta maçın uzatma bölümünde Ramazan Civelek’le galibiyet fırsatını bile kaçırdı.

Dolayısıyla bu maçı şu dört başlık içinde değerlendirebiliriz:
- Galatasaray’da stoper tandeminin ileriye çoğu isabetsiz yüksek ve uzun top göndermesi oyunu gelgitli bir yapıya büründürdü. Bu ise bir yandan Galatasaray’ın hücum sürekliliğini elinde bulunduramamasına yol açtı, diğer yanda ise yorgun olan takımın enerji depolarını daha da boşalttı.
- Galatasaray’ın özellikle hücumlarda acele futbolu tercih etmesi, final paslarında yapılan büyük hatalar maça damga vurdu. Bu altbaşlıkta Kerem Aktürkoğlu’nun başrol oyuncusu olduğunu söylemek gerekiyor.
- Galatasaray’da sezon başı kampına katılan oyuncularla sonradan transfer edilenler arasında fiziksel kalite açısından büyük bir fark var. Bu farkın iki-üç maç içinde kapatılmayacağı çok açık.
- Kayserispor’da futbolcu grubu kulübün tüm kısıtlı imkânlarına rağmen Galatasaray’a karşı çok büyük direniş gösterdiler. (Burada sol önde oynayan Mame Thiam’ın her pozisyonda Galatasaray’ın forvet oyuncusuyla birlikte geriye koşup yaptığı defansın “kanat forvetlerin defansif görevleri” dersi için çok iyi örnekler içermesi muhtemelen hiç dikkat çekmedi. (Örneğin Berkan Kutlu’nun soldan ceza sahasına girip Barış Alper Yılmaz’a verdiği kilit pası Yılmaz sağına almaya çalışırken topa dokunan isim Thiam’dı. Takımını mutlak bir golden kurtardı.)
Galatasaray UEFA Şampiyonlar Ligi üçüncü ön eleme rövanşına bu hissiyatla çıktı. İlk maçta deplasmanda elde edilen 3-0’lık sonuç sayesinde Okan Buruk bu maçta değişik stratejiler izleme şansına sahip oldu.
Okan Buruk ilk olarak, bir an önce takıma adapte etmek için maça Mauro Icardi ve Lucas Torreira’yla başladı. İkinci olarak kazanmak istediği bu oyuncuları riske etmemek için maçın temposunun yükselmemesini arzuladı. Üçüncü olarak da tandem hattını değiştirerek ayakları Victor Nelsson ve Abdülkerim Bardakcı’ya oranla daha iyi olan Kaan Ayhan ve Emin Bayram’dan oyun kurulumunda yararlanmak istedi. Bu sayede topa daha çok hükmeden bir Galatasaray izledik.
Ancak Okan Buruk’un burada hesaba katmadığı bir şey oldu. Sürekli riskli kilit pas denemesiyle tanıdığımız Kerem Aktürkoğlu maçın yavaş ve ılımlı bir tempoda oynanmasına izin vermedi. Kendi hızlı ve riskli temposunu maça dayattı, tıpkı Kayserispor maçında olduğu gibi.
Aktürkoğlu’nun istatistikleri
Burada bir patikaya saparak Kerem Aktürkoğlu’nun Kayserispor maçındaki bazı istatistiklerini analiz etmek istiyorum. Aktürkoğlu Kayserispor maçında rakip kaleye beş şut çekti. Bunların üçü aceleci tavrı nedeniyle ceza sahası dışındandı, ikisi ise içinden. Ancak bu şutların hiçbirinde kaleyi bulamadı.
Pas oranlarına baktığımızda Aktürkoğlu’nun Kayserispor yarı sahasındaki isabetli pas oranının yüzde 46 gibi oldukça düşük oranda kaldığını görüyoruz. (En kötü yüzde 70’lerde olmalıydı.) Aktürkoğlu tüm maçı da yüzde 64 pas isabetiyle oynadı.[1] Bu açıdan Aktürkoğlu Kayserispor maçında Galatasaray’ın hiç tartışmasız en öfkeli oyuncusu durumundaydı. Hep kendiyle uğraştı, hep kendine ve arkadaşlarına kızdı.
Aktürkoğlu bu tutumunu NK Olimpija maçında da sürdürdü. Yine hızlı oynamaya çalışırken acele oynadı ve yine birçok pas hatası yaptı ve yine her pozisyonda riskli kilit pasları denedi. Okan Buruk da çok şık bir şey yaparak devre arasında sessiz sedasız onu Wilfried Zaha’yla değiştirdi. (Aslında maçtan önce Okan Buruk’un yakın çevresine Zaha’nın 45 dakika sahada kalacağını söylediği biliniyor. Ancak yine de Aktürkoğlu’nu maç içinde değiştirmeyerek onu tribünlerden gelebilecek tepkilere karşı korumaya çalıştığını düşünüyorum.)
Akılda kalanlar
Onun dışında maç adına denilebilecek fazla bir şey yok. Klasik bir antrenman maçıydı.
Söylenebilecek şeyler şunlar:
- Torreira’nın rakibinin topuğuna bastığı için doğrudan kırmızı kart görerek Galatasaray’ı eksik bırakması maçı bir anda antrenman maçı havasından çıkarabilirdi. Ancak bir kişi fazla oynayan NK Olimpija’nın maçı Galatasaray açısından riskli hale getirebilecek bir gücü olmadığını gördük.
- Icardi’nin tam hazır hale gelebilmesi için almış olduğu kiloları vermesi gerekiyor. Bu çok açık. Dün attığı gol kalite kokuyordu, ancak o pozisyonda ofsaytta kalmaması için bir mucizenin gerçekleşmesi gerekiyordu. Icardi bu mucizeyi, kalecisinin arkasında kalarak ofsaytı bozan NK Olimpija oyuncusu Marcel Ratnik’e borçlu (aşağıdaki fotoğraf).
Galatasaray’ın golünün bir saniye öncesinde NK Olimpija ceza sahasına bakıyoruz. Kalecinin yumrukladığı topu Barış Alper Yılmaz (daire içinde) kale çizgisi önündeki Icardi’ye (dikdörtgen içinde) indiriyor. Çizgideki NK Olimpija futbolcusu ofsaytı bozduğu için Icardi göğsüyle alacağı bu topu soluyla gole çevirecek.
(Kaynak: https://www.dsmartgo.com.tr)
- Yalnız bu golde iki isimden daha bahsetmek gerekiyor. İlki Boey, ikincisi Barış Alper Yılmaz.
Dakika 23,28’de Boey, NK Olimpija atağını kritik bir müdahaleyle kesip topu Torreira’ya kazandırıyor. O da Barış Alper Yılmaz’a veriyor. Yılmaz Galatasaray’ı hücuma çıkarırken onu sağdan bindiren Boey destekliyor. Yılmaz üçüncü bölge başında topu Boey’ye veriyor, o da ceza sahası çizgisine paralel olarak yerden merkeze Mertens’e doğru oynuyor. Ne var ki Mertens ve Aktürkoğlu topu alamıyorlar.
NK Olimpija yeniden hücuma çıkmak üzereyken Barış Alper Yılmaz ilk maçın ilk golündeki gibi yine yaptığı şok presle topun Galatasaray’a geçmesini sağlıyor. Sahipsiz kalan topu Berkan Kutlu Mertens’e, o da sağdaki Boey’ye oynuyor. Boey ceza sahasındaki Icardi’ye havalandırıyor topu. NK Olimpija kalecisi Matevz Vidovcek bu topu yumruklayarak uzaklaştırmak istiyor. Yükselen topu Barış Alper Yılmaz kafayla kale önüne indiriyor. Icardi de topu göğsüyle indirip soluyla vuruyor.
- Wilfried Zaha da hiç hazır olmayanlar arasında. Fakat Zaha dün iki şeyi gösterdi bize. İlk olarak hücumlarda ve savunma geçişlerinde ılımlı sprintler atarak muhtemel bir sakatlığın önüne geçti. İkincisi ise her NK Olimpija hücumunda topun arkasına geçti ve beki Angeliño’ya yardım etmeyi sürdürdü.
- Aktürkoğlu gibi maçları kendi ritminde ve zihninde oynayan bir başka Galatasaraylı oyuncu daha var: Halil Dervişoğlu. Okan Buruk’un onu Galatasaray’ın takım oyununa ve temposuna nasıl kazanacağını, ya da kazanıp kazanmayacağını özellikle merak ediyorum.
- Okan Buruk dün iki deneme yaptı. İlk olarak ikinci yarıda Mertens’in yerine Bakambu’yu sahaya sürerek Icardi’yle Bakambu’nun nasıl arkalı önlü oynayacağını test etti. Ancak Torreira’nın kırmızı kartı sonrasında bu kez Bakambu’yu sağ koridorda denemeye aldı. Bakambu da tıpkı Zaha gibi çoğu NK Olimpija hücumunda kanat bekiyle beraber geriye koşmaya çalıştı.
Sonuç
Gözden kaçıyor olabilir. Galatasaray hücum metriklerinde lider olsa da, geçen sezon ligi iyi bir savunma takımı olması sayesinde önde tamamladı. Hatırlanacağı gibi Galatasaray özellikle en kritik süreçte kalesini gole kapatmıştı. Galatasaray bu sezona da benzer bir tavır içinde başladı ve üst üste gol yemeden tamamlamadığı dördüncü maçını oynadı.
Bu da bize şunu gösteriyor: Hücum bölgesine dört yeni futbolcu ekleyen Galatasaray’da Bakambu hariç yeni gelenler hiç hazır değil. Onlar hazır olduğu zaman (hem fizik, hem de Okan Buruk’un hücum setlerini uygulamak anlamında) daha farklı, daha akışkan bir Galatasaray izleyeceğiz. Ancak bu gerçekleşene kadar Galatasaray savunma anlamında oldukça güven veriyor.
Bunun dışında Okan Buruk’un Cumartesi günü oynanacak Trabzonspor maçına orta sahada Torreira-Oliveira ikilisiyle başlayacağı kanaatindeyim. Böylece maçın ilerleyen bölümünde kenardan daha zinde ve hazır bir Berkan Kutlu’yu denkleme dahil edecektir. Ayrıca deplasmana gitme telaşı olmadığı için biraz daha çok dinlenme fırsatı bulacak olan Aktürkoğlu’nun beyninde oluşan fırtınaları dindireceğini ve Trabzonspor karşılaşmasıyla yeniden yükselme eğrisine gireceğini de öngörüyorum. Benzer biçimde son yarım saatte sahaya atılacak Zaha’nın etkinliğini bir seviye daha yukarı çekeceği de söylenebilir.
Öngöremediğim tek şey Okan Buruk’un Trabzonspor maçına Icardi’yle başlayıp başlamayacağı. Aklım Icardi’nin maça sonradan dahil olacağını söylüyor; hislerim ise Icardi’nin Buruk’a, “bu maça ben 11 başlamak istiyorum hocam” diyeceğini.
[1] Daha fazla bilgi için, https://www.sofascore.com/player/kerem-akturkoglu/903324
Melih Şabanoğlu kimdir?Melih Şabanoğlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Okur, yazar, merak eder. Çocukluktan itibaren her yaş döneminde ve değişik sektörlerde çalışırken spor ve futbol, amatör tutkusu oldu hep. Futbolun matematiğini anlamaya çalıştı. Sabahtan akşama dek muhtelif maçlar izleyerek geçireceği günlerin hayalini kurdu. Ana ilgi ve uğraş alanı ise Osmanlı modernleşmesi ve geç Osmanlı döneminde spor tarihi. Bu konuda Kuruluş: Mekteb-i Sultani’den Galatasaray Spor Kulübü’ne Türkiye’de Futbolun Erken Çağı (1904-1907) başlıklı bir kitabı var. Önümüzdeki dönemlerde bu çalışmanın diğer ciltlerini çıkarmayı umuyor.
|


