Mavi dünya yine kararmaya başladı.
Bizim işimiz, bu kara perdeyi aralayıp, insanlara “pembe” dünyadan da haber verebilmek!
Öyle yapalım ki yaşam biraz daha çekilir olsun.
Bütün dünyanın bildiği “Üç Silahşörler” romanının yazarı Alexandre Dumas’nın, meşhur “Mutfak Sözlüğü”, bir süre önce “Oğlak Yayınları” tarafından yayınladı.
Dumas, sadece “Üç Silahşörler”in yazarı değil. Dünya klasik literatürüne onlarca eser kazandırmış bir yazar.
Söylenene göre, yazdığı sayfaların toplamı 100 bin.
Aslında bu eserlerin yüzde yüzünün Dumas’ya ait olmadığı söylenir. Dumas, ünlü ressamların yaptığı gibi, ofisini bir yazı atölyesi olarak kullanıyordu.
Yani yazıcılar, kendilerine ait bölümleri yazıyor, usta bunlara son halini veriyordu.
Özellikle, diyalog yazılımını kimseye bırakmıyordu!
Tıpkı bugünkü dizilerin senaryolarının yazıldığı gibi.
Bu senaryolar, çoğunlukla bir gurup yaratıcı yazar tarafından yazılıyor, baş senarist tüm bu yazılanları, kesip, biçip, yapıştırıp, son halini veriyor.
Dumas’nın bu kadar üretken olmasının ana nedeni, biraz müsrif olması ve zamparalığı!
Borçlarını kapatmak için, 300’den fazla macera romanı yazdığı belirtiliyor.
Ünlü yazar, yazmak konusunda olduğu gibi yemek konusunda da epey iştahlı. Hem yazıyor hem pişiriyor hem de yiyor!
Yazarın son isteğinin, yemek konusunda ciddi bir kitap yazmak olduğu öne sürülüyor. “Mutfak Sözlüğü” işte bu istekten doğuyor.
Adı sözlük ama sözlüğün çok ötesinde bir eser.
Kitapta edebiyat ve gastronomi iç içe. Dumas’nın edebi damak tadı, yaşadığı dönemde hazırladığı yemeklerin reçeteleri, verdiği davetlerin mönüleri, pişirme teknikleri, tekmili birden bu kitapta.

Size yaşamınızı renklendirecek bilgiler sunuyor.
Örneğin Roma döneminde, özellikle konuşan ve öten kuşların yalnızca dillerinin servis edildiğini bu sözlükten öğreniyoruz.
Daha neler neler...
Bazı ilginç satır başları şöyle:
Keklik, ziyafetlerin en aranılan kuşuydu. En çok İyonya’da ve Frigya’da avlanılanları beğenilirdi.
Her konuk davet edildiği yemeğe kendi peçetesi ile giderdi.
Tavuskuşu ilk kez bu dönemde, bütün tüyleri ile birlikte servis edildi.
Balıklar taze olsun diye, deniz kıyısından Roma’ya koşarak balık taşıyan özel köleler vardı.
Dülger balığı ve tekir gibi güzel renkli balıklar, pişirilmeden önce odanın ortasındaki mermer tezgahın üstüne yerleştirilir, can çekişme anında oluşan renk değişiklikleri şehvetle izlenirdi.
Kalkan balığında kullanılacak sos için, İmparator Domitianus senatoya başvurmuş ve senatodan oy birliği ile biberli sosun kullanılabileceği kararı çıkmıştı.
Roma’ya konuk olan Kleopatra, kendi ülkesinin bu ölçüde bir zenginliğe ulaşamamasının üzüntüsü içinde, kulağına taktığı inci küpelerden birini limon suyunun içinde eritip, içmişti. Yirmi dört karatlık bu inci, altı milyon gümüş Roma kuruşu değerindeydi. Diğer küpesini de eriteceği sırada Antonius tarafından engellendi.
İmparator Heliogabalus dönemin en çılgınlarından biriydi. Suriye seferinden dönüşte Roma’ya çıplak kadınların çektiği bir at arabasıyla girmişti. Yediği yemekleri not alan vakanüvisi yanından hiç ayırmazdı. Tavuskuşu, bülbül, kuzgun, sülün ve papağan dilinden yaptırdığı pateyi çok severdi. Evindeki bütün tabaklar ve çanaklar saf altından olmasına rağmen, bir kullandığı tabağı ikinci kez asla kullanmazdı.
Yunan zenginlerinin verdiği akşam davetlerinde, yemek yerken uzanılan yataklar, kaplumbağa kabukları, fildişi ve bronzla süslüydü. Bazılarında inci ve değerli taşlar bile görülmüştü. Şilteler altın işlemeli, lal rengi kumaşlardan yapılmıştı. Sakiler, “konukların hiçbir dileğini geri çevirmeme” emri almış güzel oğlanlar ve genç kızlardı. Tabii bu nedenle, bol şaraplı yemekler, erotik görüntülerle sona eriyordu!
Tarih kitapları bundan 2 bin 300 yıl önce, Aglais adında bir kadın komedyenden bahseder. Kadın akşam yemeğinde beş kilo et, her biri yarım kilo ağırlığında 12 ekmek yiyor, yanında 6 şişe şarap içiyordu.
Dumas’nın sözlüğü, en az “Üç Silahşör” kadar sürükleyici. Hele öylesine lezzetli yemek tarifleri var ki, kendinize ilginç bir ziyafet çekmek isterseniz bu tariflerden yararlanabilirsiniz.


