27 Kasım 2020

Erdoğan'ın sabrının sınırı

Unutmayın ki "ekonomik ve hukuki reform" sözünü ortaya atan Erdoğan’ın şahsıydı! Ve bu sözünü yutmak zorunda kalmasından kaynaklanan öfkesi sonunda Bahçeli’yi de önüne katabilir

"Fitneci" olmakla suçlandığı için "rencide olan" Bülent Arınç'ın, okumamız için bir kitap önermesi de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanrencide etmiş.

Farsçadan dilimize geçmiş bir kelime bu. "İncinmiş, kalbi kırılmış" anlamına geliyor.

Erdoğan'ın kitap okumakla başının hoş olmadığını biliyorduk.

Şimdi görüyoruz ki birisinin, insanlara okumaları için kitap tavsiye etmesi Erdoğan'da bir "kalp kırıklığı" da yaratıyor.

Bu dikkatimi çekti.

Kendisi yazar olsa, onun kitabı yerine başka bir yazarın kitabını önerseler kalbinin neden kırıldığını anlayabilirim.

Bu ilginç bir durum ve televizyondaki haberlerde yüzünü de görünce, bu kalp kırıklığının ruhunda yarattığı fırtınaları daha iyi hissedebildim.

Bu kalp kırıklığı, Pembe Dizi genç kızlarındakine benzer bir kırıklık değil; içinde melankoli barındırmıyor.

Tam tersine ekspresyonist bir tepki bu.

Ruhunda kopan fırtınalar, sanki göz altı torbalarını patlatıp, üzerimize boşalacakmış gibi!

Ve bu durumu teşhis edince, üstüme hiç vazife olmamakla birlikte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi uyarmak istedim: Erdoğan'ın ruh durumunu iyi tahlil etmemekten kaynaklanan bir kendine güven geliştirmiş gibi görünüyorsunuz, akıllı olun!

Erdoğan gibi, bütün gücü kendi elinde tutan ve tutmak isteyen liderlerin temel içgüdüsü iktidarı korumakla ilgilidir.

Bunun için her şeyi göze alabileceklerini düşündürtecek hareketler de yapabilirler.

Erdoğan'ın en yakınlarını kolayca harcayabildiğini yakın zamanda gördük, bunlar o tür hareketlerdendir.

Güçlü egoları sayesinde işbirliği yaptığı insanları da belli bir yere kadar taşımakta tereddüt etmezler.

Dışardan baktığımızda bizlerin "zafiyet belirtisi" olarak gördüğümüz hareket ve tutumlar bundan kaynaklanır.

Devlet Bahçeli ve MHP ile ilişkisi bu türden bir ilişki. İktidarını korumak için MHP'ye ihtiyaç duyması bir zafiyet göstergesidir.

Ama bunun bir sınırı vardır: Otokratlar bilirler ki çevrelerindeki herkes, en yakın çevredeki iktidar eliti de dahil olmak üzere herkes, gücünün sınırlarını zorlar.

Onların hangi sınıra kadar gelebileceğine, nerede durmaları gerektiğine karar vermek liderin elindedir.

Güçlü egoları sayesinde, bu tür güç denemelerini belli bir noktaya kadar sineye de çekebilirler.

Ama dedim ya kafasının içinde herkes için çizdiği bir sınır hep vardır.

Bahçeli ve MHP son zamanlarda bu sınırı ileriye doğru zorlamaya çalışıyor.

Erdoğan'ın reform açıklamalarına daha ilk günden diş göstermeleri, böyle bir tutum.

Erdoğan, Arınç'ın çıkışını fırsat bilerek koalisyon içindeki reform tartışmasını öteledi.

"Rencide olduğunu" bizlere de gösterirken "bütçe sonrasını" işaret etmesi, bu konunun daha fazla kaşınmasından hoşlanmayacağını da ortaya koyuyor.

Çünkü biliyor ki gelecek seçim için MHP'ye muhtaç olduğu kadar, ekonomiyi düzelterek seçmen nezdindeki eski itibarını kazanmaya da ihtiyacı var.

Bu ikisinin çelişmeye başladığını gördüğü noktada damadından, dava arkadaşlarından vazgeçtiği gibi Bahçeli'den de vazgeçebilir.

Bizlerin gördüğü araştırmaları, Erdoğan da görüyor. Bütün siyasi hayatı boyunca araştırmalardan elde ettiği sonuçlara göre davranmaya gayret ettiğini de biliyoruz.

Ve o araştırmalar, AKP'den uzaklaşan seçmenin daha çok MHP'ye kaydığını da gösteriyor.

MHP de zaten bu kayıştan aldığı güçle Erdoğan'ın karar alanını, kendi istediği gibi sınırlamaya çalışıyor.

Hesaba katmaları gereken şey, Erdoğan'ın bu konudaki sabrının sınırının nerede olduğudur.

Erdoğan, MHP ile kurduğu ittifakı 2023 seçimlerine kadar sürdürmeyi kuşkusuz ki ister.

Ancak unutmayalım ki ekonomik ve hukuki reform vaadiyle ortaya çıkan Arınç değil, Erdoğan'dı.

Bahçeli'nin sözleri de Arınç'ı doğrudan hedefe koymuş gibi görünse de esasen Erdoğan'ın reform hevesineydi.

Bir de bakmışsın, bu durumun ruhunda koparacağı fırtınalar, bir öfke seline dönüşüp, koalisyon ortağını da önüne katmış sürüklüyor!

* * *

Bir varmış, bir yokmuş

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki günkü konuşmasında sözü "Kürt sorununa" da getirdi ve şunu söyledi.

"Ne Kürt sorunu? 2005'te Diyarbakır'daki konuşmamda söyledim: 'Bu ülkede Kürt sorunu yoktur. Varsa bunun sorumlusu benim ve bunu da biz çözeceğiz' dedim. Allah'a hamdolsun bunları biz çözdük."

Erdoğan'ın bu konuda daha önce söyledikleri, okuyanların başını döndürebilir, peşin olarak uyarmış olayım.

Daha önce de böyle bir derleme yapmıştım, tekrarlayayım.

Buyurun, kendi sözleriyle, Erdoğan'a göre Kürt sorununun gelişim süreci:

Tarih: 22 Aralık 2002. Yer: Moskova "Sorun var diye inanmayacaksın. Yok diye inanacaksın. Sorun var diye inanırsan sorun olur. Sorun yok dersen, sorun ortadan kalkar. Biz böyle bir sorun yok diyoruz."

Tarih: 12 Ağustos 2005. Yer: Diyarbakır "Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur. Anayasal düzen dahilinde her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku, daha çok refahla çözeceğiz."

Tarih: 21 Şubat 2009. Yer: Diyarbakır "Buna ister Kürt sorunu deyin, ister Güneydoğu sorunu deyin, ister Doğu sorunu deyin, isterse son olarak yine adlandırdığımız Kürt açılımı diyelim. Ne dersek diyelim bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık."

Tarih: 1 Haziran 2011. Yer: Diyarbakır "Benim için ne Türk milliyetçiliği var, ne Kürt milliyetçiliği var. Hepsi benim kardeşimdir, canımdır. Bizim farkımız bu. Ama bunlar ne diyor, soruyorum, benim Kürt kardeşimin hangi sorununu çözdüler soruyorum sizlere. Ret politikalarını da, inkârı da, asimilasyon politikalarını da bilirim."

Tarih: 16 Kasım 2013. Yer: Diyarbakır "Yüz yıl önce bu topraklarda adeta cetvelle sınırlar çizildi ama bizim muhabbetimize sınırlar çizemezler. Bizim ortak tarihimize ve geleceğimize sınır çizemezler. Nasıl ki Türk'ü Kürt'ten ayıramazlarsa, Kürt'ü de Türk'ten ayıramazlar. Bir annenin çocuğuyla anadilinde konuşamıyor olmasından büyük azap ne olabilir? Şivan Perver'in kasetlerinin nasıl gizli gizli dinlendiğini ben de bilirim. Faili meçhullerin, işkencelerin, sürgünlerin ne büyük acı olduğunu bilirim. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun kucaklaştığını, birlikte yeni Türkiye olduklarını göreceğiz." (Gereksiz bir bilgi: Bu konuşmayı yaparken yanında Bülent Arınç da vardı ve göz yaşları yanaklarından süzülüyordu.)

Tarih: 26 Temmuz 2014. Yer: Diyarbakır "Diyarbakır kendisine ihanet eden HDP'ye sandıkta gereken dersi verecektir. CHP, MHP ve HDP'ye verilecek oy eski Türkiye'ye gidecektir. Şahsıma vereceğiniz her oy çözüm sürecine katkı olacaktır."

Tarih: 2 Mayıs 2015. Yer: Balıkesir "Şimdi varsa yoksa bakıyorsun Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. Neyin eksik senin?"

* * *

Fıkra değil, aynen böyle söyledi

Bu şimdi yazacağım şey, bir fıkra değildir: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP'yi yargıya talimat vermekle suçladı ve "Yargının buna sessiz kalmasını kabullenemiyorum" dedi.

Şaka yapmıyorum, gerçekten böyle konuştu.

Bilmiyorum hatırlayan kaldı mı? Eskiden soruşturma ve kovuşturma aşamalarında, savcıya ve hâkime emir vermek, talimat yollamak suçtu. TCK'nın 277. maddesi bunu düzenliyordu.

2014 yılının Haziran ayında kanunun bu maddesi değişti.

Artık "soruşturma aşamasında" yargıya emir ve talimat vermek suç değil.

Kanunun bu hükmünü değiştiren kişi, bugün muhalefeti yargıya talimat vermekle suçluyor!

Size "gülmeyin" diyorum ama kendime de hakim olamıyorum!

Çizgi: Tan Oral

Yazarın Diğer Yazıları

Vergi cennetinde şirket kuran bir devlet!

Devletin, sağ eliyle kazandığını, sol eliyle kendisinden kaçırmasına gerek var mı? "Kimsenin denetleme olanağına sahip olmadığı, başında bulunan kişinin aklına estiği gibi yönetebildiği şirketler, niye kurulur" sorusunun yanıtını kendinize veriniz

Bir tek aşı konusunda fikri yok!

Cumhurbaşkanının sözlerinden anlıyoruz ki "Türkiye, dünyadaki tüm aşı geliştirme ve üretim faaliyetlerini yakından takip etmekte" ancak elimizde aşı yok

"Filo hazır" ama taşıyacak aşı yok!

İnsanın göğsü kabarıyor haliyle, gözleri yaşarıyor; son Türk devleti, 3 milyon doz aşı bulmuş, vatandaşlarını aşılayacak ama onun kesin gününü bile bilemiyorlar. Perşembe, olmadı Cuma. Daha olmadı Pazartesi kesin. Baktın olmadı, salı!