27 Ağustos 2019

Erdoğan- Davutoğlu atışması/kavgası!...

Bu mesleğe 1979 yılında ayak bastım... Öğrendiğim bir şey var... Bir ülkenin iliğini kemiğini oyan, bireysel düşüncenin önüne set çeken sansür değil, otosansür...

Hafta sonu sadece Türkiye siyasi hayatına değil Türkiye medya tarihine de damga vuracak gelişmeler yaşandı...

Türkiye'nin bu dönemini yazacak siyaset bilimciler için bulunmaz kaynak... Son üç günde yaşadıklarımız başlı başına tez konusu olur...

Meselenin önce siyasi tarafından başlayayım... Medya kısmına son bölümde geliriz...

Eski Başbakan Davutoğlu 'hain' suçlamasına o kadar sinirlendi ki; 'Sakarya'da bir toplantıda yaptığı konuşmada veryansın etti... Dedi ki; “Terörle mücadele konusunda defter açılırsa... Birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar!.. Neden mi? İleride bir gün Cumhuriyet tarihi yazıldığı zaman en kritik dönemlerden biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır.”

Ve ekledi “Kimse bu ülkede başbakanlık yapmış kimseye hain diyemez.”

Yerden göğe kadar haklı... Diyemez!...

Gelelim, 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananlara... Kelimenin tam anlamıyla dehşetti... Suruç'u mu söyleyeyim, Ağrı'daki karakol baskınını mı, Dağlıca saldırısını mı; Ankara Gar Katliamı’nı mı? Hangisini ele alalım!...

Davutoğlu'nun defter açılırsa insan yüzüne çıkamazlar dediği dönemde işte bunlar oldu... Peki, Davutoğlu bu sözleriyle kimi kastetti... Herkes Erdoğan'ı hedef aldığını düşündü, böyle algıladı... Büyük savaşın ilk bombası olarak yorumlandı... Davutoğlu cephesi çok geçmeden açıklama yapma ihtiyacı duydu... “Kastedilen Erdoğan değil Bahçeli, konuşmanın tamamı dikkati alınsın”' dediler...

Açıkça söyleyeyim ben de Davutoğlu'nun sözlerini duyunca Bahçeli'yi hedef aldığını düşündüm...

Fakat durun... Cumhurbaşkanı Davutoğlu'nun açıklamasına sıcağı sıcağına (o akşam Rize'de) yanıt verdi... Cumhurbaşkanı cevaben dedi ki; “Böyle bir dönemde kimse kendi çıkarlarını önde tutamaz . Kimse kendi hırsı için memleketin geleceğini tehlikeye atamaz.”

Belli ki üzerine alınmış... Veya başdanışmanları 'sizi kastetti' demiş!.. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, Davutoğlu'nun bu hamlesinden, “Meydan okuyorum çıkışından, ümmet kimsenin tekelinde değildir” söyleminden etkilenmiş olacak ki; söylemini yumuşattı... “Dönem fedakârlık dönemidir. Her kesime elimizi uzatıyoruz. Önce millet önce memleket diyen herkesle çalışmaya hazırız”' dedi...

Bu sözler, eski Başbakan Davutoğlu'na, 11 Cumhurbaşkanı Gül'e, eski başbakan yardımcısı Babacan'a çağrı mı?

Nasıl okursanız!..

Gelelim medyanın haline... Vahim durumuna...

Bir/ iki gazete, iki/ üç televizyon kanalı, altı/yedi haber sitesi dışında olan biteni veren medya kalmadı...

Bu mesleğe ömrünü vermiş eski genel yayın yönetmenlerine soruyorum... Eski Başbakan'ın kendi dönemiyle ilgili bu sözleri büyük haber değil mi?

Manşet değil mi?

Bırakın manşeti birinci sayfalık haber değil mi?

Haber bile yapmadılar!...

Peki Cumhurbakanı'nın eski Başbakan'a cevabı manşet değil mi? Birinci sayfa haberi değil mi? Haber yapmadıkları gibi Cumhurbaşkanı'nın konuşmasının o bölümünü sansürleyerek verdiler...

Haber kanallarını bir dönem yöneten eski/usta gazetecilere soruyorum... Bu dört dörtlük tartışma programı konusu değil mi?

Bu mesleğe 1979 yılında ayak bastım... 40 yıl olmuş... Öğrendiğim bir şey var... Bir ülkenin iliğini kemiğini oyan, bireysel düşüncenin önüne set çeken sansür değil...

Otosansür...

Bugün daniskasını yaşıyoruz... 

 

Yazarın Diğer Yazıları

AKP sıraları neden boştu?

Belli ki; yürütmenin yegane temsilcisi (Saray) bütçenin hararetle tartışılmasını istemiyor...

Siyaset kulislerinde ne konuşuluyor?

Çekilen kılıçlar kıyasıya dövüşün habercisi mi? Surlarda delikler açılır mı? Bu işi muhalefetin ekmeğine yağ sürer mi?

Daha neler olacak, neler!

Bir kahin çıksaydı; İktidara yaranmak adına Gezi protestocularına tezgah kuran, itibarsızlaştırma kampanyası yapan yazarın gün gelecek sevgili iktidarı için bu satırları döşeneceğini söyleseydi...