Durup ince şeyleri anlamak
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Durup ince şeyleri anlamak

İktidara karşı büyük söylemler gerekir; ama her günün basit eylemleri, insan olma biçimimizi korumak için hayati önemdedir. Vazgeçmemek, usul usul devam etmek; belki de en gerçek mücadele budur

Durup ince şeyleri anlamak

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya”

Gülten Akın’ın İlk Yaz şiiriyle başlamak istedim. Canım Gülten Akın, bu şiiri yazdığında ülke 12 Eylül karanlığının içindeydi. O karanlık bugün daha kasvetli. Çünkü zorbalık iktidar olduğunda sadece karar mekanizmalarını ele geçirmez; sokağa iner, kaldırımları, otobüsleri, trenleri, meydanları, iş yerlerini ve evleri doldurur. Yatak odalarını, çalışma masalarını işgal eder. Her adımda biraz daha sıkışır, her solukta biraz daha daralırız. Bu yüzden her gün evlerimizde kendimizi bu sıkışmışlığa kilitliyoruz.

Kaldırımlar motosiklet ve scooter işgalinde. Yolda, birbirimize çarpıyor, özür dilemek yerine “önüne bak!” diyoruz. Toplu taşıma araçlarında birbirimizi itekliyor ve tersleniyoruz. Korna sesleri hiç susmuyor; kuyruklar, itişip kakışmalar da… Kimseye tahammülümüz yok. Eleştiriyi ve uyarıyı hakaret olarak görüyoruz. Bırakın ince şeyleri, birbirimizi anlamak hatta duymak bile istemiyoruz. Nezaketimizi kaybettik; kendimize ve birbirimize olan sabrımızı… İnanın, hiçbiri birden bire olmadı.

Toplumsal değerler, bireysel sınırlar, basit nezaket kuralları bile siyasetin ve iktidarın etkisiyle şekillenir. Malumunuz ahlak salt kurallarla, yasaklarla veya cezalarla biçimlenmez. O, bireyin kendi içsel ölçütleri, vicdanı ve sorumluluk duygusuyla şekillenen bir yaşam tarzıdır. Ama zorbalık iktidar olduğunda bu içsel ölçütler baskı altına alınır; birey küçülür, gündelik yaşam bir mücadele hâline gelir. Bu mücadele de bencilliği, zorbalığı beraberinde getirir. (Her koyun kendi bacağından durup dururken asılmadı) Bugünün Türkiye’sinde neye tepki vereceğimiz, neyi seveceğimiz veya nefret edeceğimiz buna göre belirleniyor. Bir televizyon dizisinden hep birlikte nefret etmemiz gerekiyor mesela; bir fotoğrafa hep birlikte kızmamız… Ve tüm bunları büyük bir öfkeyle yaşamak zorundayız. Hep bağırmamız, daima ünlemlerle konuşmamız bekleniyor. Diğer türlü ‘ahlaksız’, ’vatan haini’ vb. olmanız an meselesi. Bu arada herkes görgüsüzlük ve düşüncesizlikten şikâyetçi. İyi ki şikâyetçi… Çünkü bu umut var demek…

Evet umut var… Zorbalık iktidarda olabilir, ama zarafet, nezaket ve saygı gibi değerleri muhalefet temsil edebilir. Nasıl mı? Küçük ama etkili yerel yönetim uygulamalarıyla. Belediye başkanları, kendi fotoğraflarını billboardlara koymak yerine sokak hayvanlarına sahip çıkan görselleri tercih edebilir. Kadına şiddetin bir suç olduğunu anlatan afişler hazırlayabilirler. Toplu taşımada sırt çantaları için anonslar yapılabilir, yüksek sesle konuşma uyarıları tekrarlanabilir. Sadece Ramazan’da iftar çadırı kurmak yerine, her gün ihtiyacı olan insanların çorba içebileceği duraklar açılabilir. Kooperatiflerin, üretici pazarlarının, kadın emeği atölyelerinin, genç girişimcilerin ve bağımsız sanatçıların desteklenmesi bir politika haline gelebilir. Kültür merkezleri yalnızca konser ya da sergi mekânı değil; aynı zamanda mahalle meclislerinin toplandığı, yurttaşların birbirini dinlediği kamusal alanlara dönüşebilir. Kentte tek bir sesin değil, çok sesliliğin ve çok renkliliğin egemen olması teşvik edilebilir. Belediye, kent meydanında Dünya Kadınlar Günü’nü, Çocuk Bayramı’nı, Onur Yürüyüşü’nü, Hayvan Hakları Günü’nü de aynı ciddiyetle kutlayabilir. Çünkü bir şehir, kimleri dinlediği kadar kimleri susturmadığıyla da ölçülür.

Bu örneklerin her biri küçük görünür ama birleştiğinde toplumun dokusunu dönüştürecek güce sahip. “Askıda Fatura” uygulamasını hatırlayalım mesela: Bir dayanışma fikriydi, sonra görünmeyen bir iyilik zincirine dönüştü. Benzer biçimde, Askıda Mama”, “Askıda Kitap”, “Paylaşımlı Bahçeler”, “Kent Tohum Bankaları” gibi uygulamalar yaygınlaştırılabilir. Her biri, başka bir dünyanın mümkün olduğunu fısıldayan küçük pratiklerdir.

Kentleri yaşanabilir kılan, yüksek binalar değil; birbirine gülümseyen, birbirini kollayan, dayanışan insanlar topluluğudur. Yerel yönetimler bu topluluğun zemini olabilir. Yani yeter ki niyet olsun; yerelden başka bir dünyanın mümkün olduğu umudu yeniden örülebilir.

Elbette tek başına yerel yönetimlerin çalışmaları yeterli olmayacaktır. Bireylerin çabası ve inadı da bulaşıcıdır. Tarih hatırlatıyor: Zorbalığın iktidara geliş süreci yalnızca seçim sonuçları değildir. Yığınların suskunluğu, küçük onayları, ürkek kabulleri büyük felaketlere zemin hazırlar. 1933’te Almanya’da olan da buydu: Küçük teslimiyetler, günlük yaşamın minik vazgeçişleri, siyasetin büyük felaketlerine evrildi.

Bugün de benzer bir rotanın kenarındayız: Hukukla oynamak, hak ve özgürlükleri budamak, medyayı ve kültürü tek tip bir hale getirmek… Popüler kültürün sesi, dizilerin kadrajından yayılan değerler, ‘toplumsal hassasiyet’ kılıfının altına sokulan linçler…  Medya ve iktidar hangi duyguları kışkırtacağını seçtiğinde, iç disiplin zayıflar; herkes kendi vicdanının bekçisi olmakta zorlanır ve insanların birbirine bakışını değiştirir… Bunlar, zorbalığın normalleşmesine hizmet eder. Size romantik gelebilir ama bir toplumda “günaydın”ı unutanlar çoğalmaya başlarsa, önce gönül, sonra sokak soğur.

Bütün bunlara küçük eylemlerle, sürekli ve usulca direnmek gerekiyor. Birine “Çantanızı indirir misiniz?” demekten çekinmemek; yaşlı ve engelli koltuğuna oturanı uyarmak, korna basan olmaktan vazgeçmek, medyada yanlış yapıldığında yanlış yapanın kim olduğuna bakmaksızın sesi yükseltmek… Ve “günaydın” diyebilmek…  

Bunlar küçük eylemler gibi görünse de, birbirine eklenince başka bir kültürü, başka bir dünyayı inşa eder. Başka bir dünya, ancak böyle adım adım örülen inceliklerle mümkün olur.

Son söz: Zorbalık iktidar olunca sokağa iner, ama insanlık da sokakta belirir. Küçük nezaketler, azar azar örülen dayanışma ağlarıyla…  İktidara karşı büyük söylemler gerekir; ama her günün basit eylemleri, insan olma biçimimizi korumak için hayati önemdedir. Vazgeçmemek, usul usul devam etmek; belki de en gerçek mücadele budur.

Gülten Akın ile bitireyim:

Durup ince şeyleri anlamaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilk yaz çiçekleri
Bir gün birileri de öte gecelerden
Islık çalarlar yanıt veririz

İlgili İçerikler