15 Ağustos 2014

Suç koleksiyoncusu

Neyse, biz tarihi günleri yaşamaya devam edelim, 'Artık bu ülkede hukukun borusu ötecek' denilen bir başka 'tarihi güne' kadar

Bugün tarihi bir gün…

Aslında buralarda her Allah’ın günü tarihi bir gündür, bu da o tarihi günlerden biri.

Bugün Erdoğan, büyük bir ihtimalle anayasayı çiğneyip, yaklaşık iki hafta boyunca bu “eylemi”ni ısrarla devam ettirecek...

Türkiye’nin içine konulduğu diktatörlük tabutuna bir iki çivi daha çakacak…

Bu iki hafta içinde, eğer Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi Erdoğan’a “bi dur kardeşim” demezse, ileride başına çok büyük dertler açacak işler yapacak.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçimlerini kazandığı YSK tarafından resmen açıklandıktan sonra başbakan sıfatıyla aldığı her karar, attığı her imza, yaptığı her toplantı, söylediği her söz ayrı bir suç teşkil edecek.

Bir tür “tarihi günler festivali” yaşayacağız sizin anlayacağınız.

Bu imzalar ve kararlar, onun için, sınırsız ve kontrolsüz gücü nedeniyle şimdilik bir tehlike arz etmese de ne zaman ne yapacağı belli olmayan devletin kayıtlarında sessiz sedasız gün yüzüne çıkartılmayı bekleyecek…

Sanırım, devletin her an “kayıtta olduğu”nun farkında değil... Görevlilerin işlediği suçları engellemeyen ama bütün suçları arşivinde biriktiren, canı istediğinde de onları arşivden çıkartan tuhaf bir devlette yaşadığımızı algılayamıyor.

O yüzden, 28 Şubat’ın bile 1000 yıl sürmediği bu topraklarda işte böyle dilediği gibi at koşturmaya devam ediyor.

Generaller de aynı tuzağa düşmüşlerdi, işlemedikleri suç kalmadı.

Suçları ortaya çıkınca da afalladılar.

Erdoğan’ın da suç koleksiyonu epeyce geniş, her boydan suç var içinde.

Önceki gün, o koleksiyona büyük ve eşsiz bir parça daha eklendi.

Kendisine karşı en ufak bir itirazda, itiraz sahibini hiç vakit kaybetmeden “vatan hainliği”yle damgalayan Erdoğan’ın bir gün o dilinden düşürmediği suçlamayla karşı karşıya kaldığına da şahit olacağız gibi görünüyor.

Bu “öngörüyü”, sihirli bir küreye veya suya bakıp dile getirmiyorum…

Washington Post muhabirlerinin bir IŞİD komutanıyla yaptıkları röportaj, Erdoğan’ın neler yapmış olabileceğiyle ilgili fazlasıyla fikir veriyor.

Belki röportajın farkında değilsinizdir ama suç sizde değil merak etmeyin…

Birkaç gazete dışında (Taraf, Zaman, Hürriyet, Birgün ve Sözcü) Türk medyasının özenle sakladığı röportajda, 27 yaşındaki Ebu Yusuf adlı IŞİD komutanı, Türkiye’yi yere göğe sığdıramıyor.

Ebu Yusuf adlı teröristle yapılan röportaj, MİT TIR’larıyla ilgili saklanan gerçeği destekleyecek iddialar ve IŞİD’i kimin IŞİD yaptığıyla ilgili zihin açıcı açıklamalarla dolu…

Her şeyden önce IŞİD komutanıyla röportajın Reyhanlı’da yapılmış olması bile, olan biteni anlayabilmek için başlı başına bir rehber…

Kendisi şu an Reyhanlı’da…

Örgütünün 49 Türk vatandaşını rehin aldığı bir komutanın, rehineler hala ellerindeyken bu topraklarda bulunmasının, burada olduğunu saklama gereği duymadan röportaj verebilmesinin, dalga geçer gibi “Eskiden Türkiye’ye girmek daha kolaydı ama işte gördüğünüz gibi gene buradayım” demesinin izahı herhalde bir gün Erdoğan’a ve adamlarına sorulacak…

“Sizin sakallı arkadaşlar vardı hani, insanların kafasını kesip ciğerini söküyorlardı, 49 Türk vatandaşını da kaçırmışlardı, sizin onlarla ilişkiniz neydi, onlara Meclis’e haber vermeden silah gönderdiniz mi” diye soracak birisi.

Hatırlarsınız Reyhanlı’da, 53 “Sünni vatandaşımız”ın hayatını kaybettiği bir saldırı yaşanmıştı. Çıkarılan gizlilik ve yayın yasağı kararları sayesinde de unutulup gitmişti…

Savaşın başlarında Reyhanlı’nın “IŞİD’in alışveriş merkezi gibi olduğunu” söyleyen Ebu Yusuf’un bu iddiası, savaşın başlarında Reyhanlı’da yaşanan saldırı hakkında epey ipucu veriyor ve ne yazık ki, hem Esad’a hem de bir dönem Rojava’daki Kürtlere karşı kullanılan IŞİD’in, Reyhanlı’yı bir üsse çevirmesinin bedelini 53 Sünni vatandaşımız ödemiş gibi görünüyor…

IŞİD komutanının, “Yaralılar Türk hastanelerinde tedavi ediliyordu” açıklaması, Erdoğan’ın meydanlarda bağıra çağıra hakaret ettiği Amberin Zaman’ın Taraf gazetesinde çıkan haberlerini de doğruluyor.   

Ebu Yusuf’un örgütün başarısını, kısmen Türklere borçlu olduğunu söylemesi, Türkiye üzerinden geldiğini söylediği teçhizat ve erzakların durdurulan TIR’larla ilişkisini gözler önüne seriyor.

“Erdoğan bana biat etsin”, “ Atatürk Barajı’nı açmazsanız İstanbul’u bombalarız” tehditleri karşısındaki sessizliğin sebebi artık daha iyi anlaşılıyor.

İstanbul’da yakılan camiler, IŞİD sempatizanlarının İstanbul’un göbeğinde kıldığı namazlar, cihat çağrıları…

Yabancı bir silahlı örgütün Türkiye’nin içinde beslenip büyütülmesi...

Görülüyor ki Türkiye “suç koleksiyonculuğunun” en parlak dönemlerinden birinden geçiyor.

Bildiğimiz ve bilmediğimiz “tarihi günler” yaşanıyor.

Erdoğan ise çok rahat. Medyası gerçekleri çarpıttıkça, olanları sakladıkça kimse kendisini görmüyor sanıyor.

Gördüklerini anladığında çok üzülecek herhalde.

Neyse, biz tarihi günleri yaşamaya devam edelim, “Artık bu ülkede hukukun borusu ötecek” denilen bir başka “tarihi güne” kadar.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Hayaller duşakabin

Bu saçma sapan hayalin toslayıp paramparça olacağı duvara fazla bir şey kalmadı…

"Ay resmen evrim"

Mizahtan korkanların çaresiz vahşetleri bunu durdurmaya yetmez…

Reddedildi

Bana kalırsa bunların para sayma makinasından çok hesap makinasına ihtiyaçları var…