Memlekette o kadar çok "Tuhafiye" olmaya başladı ki ne yazacağımı neye öncelik vereceğimi şaşırıyorum.
Bir dostum ehliyet alacak; bunun için sağlık raporu gerekiyor. Göz, kalp ve psikiyatri uzmanları raporu gerek.
Gözü Bodrum aile hekimi hallediyor. Öteki iki uzman doktor Bodrum Devlet Hastanesinden istifa etmiş. En yakın yer Milas Devlet Hastanesi. Oraya gidiyor. Kalp doktoru raporu veriyor, ancak psikiyatrist sadece randevu ile hasta görüyor. Kendisine "ehliyet için rapor gerektiği, kısa süre önce bir ameliyat için sakinleştirici verildiği için psikiyatri raporu gerektiği; yani ortada 'sahici' bir psikiyatrik hastalık olmadığı" söyleniyor; ancak doktor umursamıyor.
Milas'ta İzan Hastanesi var. Oraya gidiyor. Psikiyatrist "Sadece benim raporum geçmez. Kural, doktorların aynı hastaneden olması" diyor. Bunun olması için mevcut raporların iptal edilmesi gerektiği anlaşılıyor.
Tekrar Milas Devlet Hastanesine gidiyor. "Raporu iptal edin hepsini İzan'dan alacağım" diyor! "Edemeyiz başhekim yok deniyor!"
Başhekim dönüyor. Üçüncü defa Milas'a gidiliyor. Başhekim; "Ben psikiyatrist raporunu iptal edemem. Yetkim yok" diyor.
Arkadaşım ehliyet almaktan vazgeçmeye yakın. İyi niyetli başhekim olmayan yetkisini kullanmak için sisteme girince, sistemin kabul etmediği anlaşılıyor. (Yani sultan palamuttan kalma bu manasız kurallar, fark edilmemiş ve yenilenme, güncellenme ihtiyacı hissedilmemiş. Çünkü e-devlet birkaç yıldır var.) Psikiyatrist, şehir dışındaki yerinde telefon ile bulunuyor. Başhekim ricacı oluyor, rapor işi hallediliyor.
Yani devlete kalsa, vatandaş Bodrum'daki evi ile Milas Hastanesi arasındaki 140 kilometreyi gitsin gelsin umurunda değil. Hastane binaları, harika yollar pek güzel, ancak "temel yönetim", "vatandaş odaklı" kurallar yerlerde sürünüyor. Başhekim sadece maaş bordrosuna imza atabiliyor.
Kardeşim Sağlık Bakanı;
(Eski bir tıbbiyeli olarak kardeş deme hakkım var.) En son ne zaman "devlet-vatandaş-sağlık bürokrasisi ilişkisi" konusunda gri hücre harcadın?
Ne zaman "Benim hastanelerimde (benim derken Medipol Hastanesinden bahsetmiyorum. O muhakkak şimdilerde aslanlar gibi çalışıyordur!) yani devlet hastanelerinde işler nasıl gidiyor?" diye baktın acaba?
Madem suallere başladık... Bir başka sual sorulması gereken kişi de eski Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli. Sayın Bakan geçen Marmaris yangınında devletin mevcut uçaklarını kullanmadın. Gidip başka uçaklar, helikopterler aldın. Onları da zamanında almadığın için Marmarisin yarısı yandı.
Devlet uçaklarının motoruna kuşlar yuva yapmış diye fotograflar dağıttın. "Gecegörüşlü" diye olmayan bir helikopter tipi yarattın. Kadim dostum, eski Türk Hava Kurumu Başkan Yardımcısı, Sivil Havacılık Genel Müdürü Atilla Parla "Bunlar çok iyi uçaklar hepsi kullanılır" diye üstünü parçaladı.
Dünkü Marmaris yangınında devletin "kuş yuvası motorlu uçakları" harikalar yarattı, yangını söndürdü. Yoksa senin de mi pilot bröven fotokopi?
Yeri gelmişken, Sayın Eski Sanayi Bakanı Fikri Işık'a da soralım. "Sayın Bakan senin yerli ve milli SAAB otomobili ne oldu? Nerelerde şimdi? Verdiğimiz 40 milyon Euro iade edilecek mi! Yoksa seni de mi kandırdılar?"
Sayın eski Tarım Bakanı Mehdi Eker; balık çiftliklerinin denize verdiği zararı karşılayacak bir sistem geliştirdim. Seninle birlikte denedik. Senin (TAGEM) Genel Müdürlüğün projemi onayladı. Profesörlerden oluşan jüri beni tebrik etti. Bir TV kanalı projeyi "Türk Mucit" ilan etti. Ne oldu da birden bire vazgeçip ortadan kayboldun? Şimdilerde tüm Güney Ege'yi b….k götürüyor. Yakında Marmara'da olan müsilaj misli ile oluşursa ne olacak? Seni kim kandırdı?
Milletin üstündeki yükler böylece sıralanıp gidiyor. Ben sadece benim ilgi alanıma, bilgi dağarcığıma giren "tuhafiyeler"i yazdım. Kim bilir daha neler neler vardır. İlk düğme baştan yanlış iliklenmiş…
İşin komiği bunları yapan veya yaptırmayan başka ülke siyasileri olsa kimi intihar etmiş, kimi kanun karşısına çıkartılmış, en hafifi istifa etmiş olurdu. Bizim zatlar ortalıkta gezinip duruyor.
Şimdi seçim geliyor. Bu işte kullanılacak tüm "Tuhafiye" kozlar siyasiler tarafından kullanılıyor. İktidar, kendi taraftarının hoşuna gidecek hesapsız, saçma, manasız bakmadan ne varsa kullanıyor. Atatürk'e sevgi gösterisinden, Vahdettin'e sahip çıkmaya kadar...
Bir devlet büyüğümüz ve büyük büyük gazetelerimiz Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı konuşmada, Ankara'nın Polatlı ve Haymana ilçeleri sınırları içinde yapılan ve bölgeden geçen Sakarya Nehri'nden ismini alan Sakarya Meydan Muharebesi'nin Sakarya'da yapıldığını söylemesini "büyük gaf" olarak niteledi. Yahu muhteremler; 1900'lerin başında Osmanlı'da Sakarya vilayeti, Polatlı ilçesi mi vardı? Sakın Sayın Kılıçdaroğlu dünya oluştuğundan beri var olan Sakarya nehrini kastetmiş olmasın.
En hoşuma giden, en son çıkan "evsiz vatandaşı" ev sahibi yapacak TOKİ projesi!
Toplam geliri 16.000 TL altındaki hane halkı için 75 metrekare 2+1 konut 600.000 TL ye satılacak. 240 ay taksit ödenecek. Ancak hesabı hemen aritmetik olarak yapmayın. Çünkü ödemeler her 6 ayda bir revize edilecek. (Şu anda enflasyon yüzde 80, yani bu artış zaten cepte. İlerde iyi mi olacak kötü mü olacak daha bilinmiyor. Çünkü dünyada daha önce olmayan dahice (!) bir "ekonomik model" uygulanıyor. Halk arasında "gözüme bak!" deniliyor. Bilimsel tabiri iş bitince konacak herhalde; çünkü daha öncesi yok.)
Bütün bu teklife herhalde birkaç mühendis bakıp ikaz etmiş olacak ki, Cumhurbaşkanımızın bugün revize edecekmiş.
Mühendisler, benim gibi şunları görmüş herhalde:
Devletin 2022 için koyduğu konut inşaat metrekare maliyetleri konutun vasfına göre ortalama (lüks olmayan ancak yeterli kalitede) 4000 TL civarında çıkıyor. (Bunun içinde yüzde 25-30 civarında müteahhit kârı da var.)
Yani 75 metrekare sosyal konutun inşaat maliyeti; 300.000 TL. Bu tip sosyal konutları devlet yaptırdığına göre, arsayı milli emlak yani devlet karşılayacak. Zaten adı üstünde; arsa zaten vatandaşın, milletin.
Devlet bir de yüzde 40 indirim yapacağım diyor. Haydiii, fiyat oldu mu sana 160.000 TL. Harika!
Değil işte; faiz ve enflasyon revizyonlarını koyunca hesap etmişler 1.5 milyon'a yaklaşıyor! Emlak komisyoncuları bile çok pahallı diyorlarmış.
Devlet; pazarlığı "hepsini öde faiz almıcam!"dan açmış. (16.000 TL gelirli vatandaş, bastır 600.000 TL al evi!" Bakalım bugün Cumhurbaşkanımız kaça taşıyacak.
Komiğime giden, bu olanlar karşısında "bazı vatandaşların" reaksiyonu.
YouTube'da "sokak röportajı" diye bir şey yapıyorlar. Eğer konuşulan kimseler tiyatro sanatçısı değilse yanmışız.
Spiker soruyor; "Vahdettin hain mi idi?" Vatandaş "Ecdata hain denir mi?" "Ama bırakmış kaçmış?" "Mecbur kalmış!" "Siz kaçar mıydınız?" "Ben kaçmam, savaşırım!" "Ne diyelim?" "Ölmüş adamın arkasından konuşmayalım!"
Fikirler(!) böylece devam edip gidiyor.
OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü/Organisation for Economic Co-operation and Development,) 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi'ne dayanılarak, 1961'de kuruldu. Daha önce kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün (OEEC) yerini biraz daha genişleyerek aldı. Sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerden oluşmaktadır. Örgüte günümüzde 38 ülke üyedir. Türkiye kuruluştan beri üyedir.
Bu örgüt 2016'da OECD halkları arasında bir "algı ve beceri" araştırması yaptı. Yetişkin Becerilerinin Ölçülmesi Programı'nın (PIAAC).
Araştırmada;
1- Sözel beceriler: yazılı metinleri anlama ve bu metinlere gereğine uygun bir şekilde cevap verme yeteneği
2- Sayısal Beceriler: Sayısal ve matematiksel kavramları kullanma yeteneği
3- Teknoloji Zengin Ortamda Problem Çözme Becerileri: Dijital ortamlarda bulunan, dönüştürülmüş ve iletilmiş bilgiye erişim, bilgiyi yorumlama ve analiz etme kapasitesidir.
Yeterlilikler belirli düzeylere bölünerek 500 puan ölçeğinde tanımlanmıştır. Her düzey kişinin belirli bir puan düzeyinde ne yapabildiğini özetlemektedir. Sözel ve sayısal yeterlilikler için 6 düzey belirlenmiştir. (Araştırma sonuçları ve değerlendirmenin tamamını merak eden okuyucular için yazının altına koydum)
- Türkiye'deki yetişkinler, diğer ülke insanlarına göre (sözel beceriler, sayısal beceriler ve teknoloji zengin ortamda problem çözme becerileri) OECD ortalaması altında performans göstermişlerdir.
- Türkiye'deki 16-24 yaş grubu ortalaması ile OECD 16-24 yaş grubu ortalaması arasındaki sözel yeterlilik farkları diğer yaş gruplarına nazaran daha düşüktür.
- Türkiye'de eğitim düzeyi ile yeterlilikler arasındaki ilişki diğer katılımcı ülkelere nazaran oldukça düşük görünmektedir.
- Türkiye, katılımcı ülkeler arasında özellikle ileri yaştaki yetişkinlerde olmak üzere bilgi işleme becerilerinde cinsiyete dayalı farklılıkların en yüksek olduğu ülkelerden biridir.
- Türkiye'de yüksek beceri yeterlilikleri ve eğitim düzeyinin iş gücüne katılım durumu ile bağlantısı bulunmamaktadır. Ancak OECD ülkeleri arasında niteliklerin ücret getirilerinin en yüksek olduğu ülkelerden biri de Türkiye'dir.
- Bilgi işleme becerileri ile başkalarına karşı güven, kişinin siyasi süreçlerde etkin olduğuna dair inancı, sağlık gibi bazı sosyal sonuçlar arasındaki ilişki Türkiye'de diğer ülkelere nazaran oldukça zayıftır.
Yetişkin Becerileri Araştırması Türkiye'de 1 Nisan 2014 ile 31 Mart 2015 tarihleri arasında uygulanmış 16-65 yaş aralığındaki 5227 yetişkin araştırmaya katılmıştır.
Detayları inceleyiniz lütfen.
Ancak durum ortada, 38 ülke içinde, algılama, sayıları kullanabilme, genel kültür vs. olarak en sonuncuyuz. Ortalamanın bile altındayız. En başta Japonya ve Finlandiya var.
Hani şu dinsiz Japonya. Başarısızlık veya şerefsizlik için kendi karnını deşerek intahar edebilen insanların ülkesi.
Öteki de "Beyaz Zambaklar Ülkesi"*. Hani şu büyük Atatürk'ün tercüme ettirip tüm okul müfredatlarına koydurduğu kitapta anlatılan ülke. Ural-Altay dil teorisine göre bizimle ayni lisan köklerine sahip olan insanların ülkesi… Kuzenler…
Kaynaklar
- http://www.oecd.org/skills/piaac/
- https://www.oecd.org/skills/piaac/Skills-Matter-Turkey-Turkish-version.pdf
* BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİ
GRİGORY PETROV
Nadirkitap.com'da 4 TL'ye ikinci eli satılıyor.


