15 Mart 2025
Gazeteler TOGG’un 2024’ de şu kadar milyar lira zarar ettiğini yazdı. Onun üzerine en baştan başlayan bu yazıyı yazmak istedim. Meraklılarına bir referans yazısı olabilir.
İlk Türk devleti kabul edilen Hun Devletinin kurucusu Teoman bir savaşçı (asker) idi. Son Türk devletinin kurucusu Mustafa Kemal de bir asker idi. Aradakileri incelemeye kalkarsak bu yazı tarih dersine döner.
Asker derken; kahramanlıktan değil, düşünce disiplininden bahsediyorum. Askerlikte önce bu öğretilir. Çünkü en eski “Teknik” meslek askerliktir. Tıp gibi, Mühendislik gibi teknik meslekler de askeri uygulamalar ile başlamıştır. Bu “Tip” düşüncenin içinde, “sahtekarlık, miş gibi yapmak” filan gibi gizli “emeller” olmaz, çünkü netice yanlış çıkar.
Bu vasfı olmayan insanlardan asker de olmaz, büyük devlet adamı, hatta üst yönetici bile olmaz. Olursa da başarılı olmaz.
Tarihte de endüstri uygulayıcıları her zaman asker değillerdi; ancak müthiş “düşünce disiplinine” sahip insanlardı.
Her zaman bir “artist” olarak kalmış olan Leonardo da Vinci, bir “Endüstrici” değildi. Ancak her türlü endüstrinin başlangıcı olan “şekillendirme, yani tasarım” üstadı idi. Ressamlıktan buraya varmıştı. Kendisinden 400 yıl sonra yapılabilecek “aletleri” çizdi, tasarladı...
Buna günümüzde “teknoloji” diyoruz. Tarihteki ilk “teknolojik” alet tekerlektir ve muhtemelen, Atalarımız olan Hititler tarafından icat edilmiştir.
İlk “otomobili” (kendi kendine hareket eden, yürüyen alet; Osmanlı deyimi ile Zat-ülhareke) tasarlayıp üreten de bir asker; Fransız ordusunda Yüzbaşı Joseph Cugnot idi. 1769 da bir “buharlı top çeker” yaptı.
İlk buhar makinesini 1712’de Thomas Newcomen tarafından İngiltere’de yapıldı. Madene dolan suları dışarı basmak için kullanıldı.
Böylelikle “bir gayeye yönelik alet yapma” ilk “endüstriyel faaliyet” olarak tarihe geçti ve böylelikle Endüstriyi safhalara bölen devirler, endüstri 1.0 ile başlamış oldu. Şekilde Newcombe’un yapmadan önce çizdiği nihai “TASARIMI” görüyorsunuz.
Neticede ilk defa buhar gücü (bir güç) kullanan mekanik üretim yapılmıştı. Buna benzer buhar gücünü anlayan, hatta buhar gücü üreten makina yapanlar MÖ 300 de Romalılarda, Mısırlılarda vardı; ancak “işe yarayan, iş yapan” bu makina oldu.
Bu alet, üretilmeden Newcombe tarafından defalarca çizilmiş, denenmiş, yeniden çizilmiş ve başarılı olana kadar, önce kağıt kalem ile “var edilmişti...”
İkinci olarak endüstri 2.0 denilen, elektrik gücü ile üretim görüyoruz. Daha sonra endüstri 3.0 denilen dijital devrim; elektronik ve bilgi teknolojileri (temelde bilgisayar ve ilgili hizmetler) geldi. Dönemimizde ise endüstri 4.0 yaşanmakta, geliştirilmekte ve endüstri 5.0 için hazırlanmakta... Endüstri 4.0, akıllı dijital teknolojilerin üretimi ve endüstriyel süreçlere entegrasyonu olarak tanımlanabilir. Endüstriyel IoT ağları (nesnelerin interneti), yapay zekâ, robotik ve otomasyonu içeren bir dizi teknolojiyi kapsar.
Bu dönemin en öne çıkan özelliği; çok basit bir anlatım ile, “fabrika içindeki aletlerin hem kendi aralarında hem de diğer fabrikalardaki aletler ile doğrudan (insan yardımı olmadan) konuşuyor olmalarıdır.”
Endüstri 5.0 ise yeşil üretim teknikleri, enerji verimliliği ve çevresel etki üzerine odaklanıyor. Atık azaltılması; geri dönüşüm arttırılması, sürdürülebilir üretim ile genel “sürdürülebilirlik” hedefine ulaşmayı sağlayacak.
Bu noktada, Dünyadaki Endüstriyi daha sonra referans almak üzere, “şimdilik” bir kenarda bekletip, konumuz olan “TOGG YERLİ OTOMOBİL”e dönelim.
Önce “ürünün kendisi” hakkındaki düşüncelerimi söyleyeyim;
Çok yakışıklı bir otomobil; çok güzel, benzer SUV’ler arasında hemen öne çıkıyor…
“Hem Yerli, hem Osmanlı vurgusu” öne çıksın diye laleye benzediği iddia edilen ön ızgara bence gayet yakışmış ancak Laleye filan benzediği yok... Lalenin en önemli özelliği kıvrımlarıdır. Hatta bazı dönem şairleri bundan ötürü laleyi kadın vücudunun kıvrımlarına benzetirler.
TOGG’un ön ızgarasındaki upuzun düz figürler çok yakışmış, ancak laleden çok kuzey İtalya’nın (Torino filan!!) moda takip eden incecik kızlarına benziyor….
Neticede güzel bir E.V.
Ülkemizde monte edilen (isterseniz üretilen de diyebilirsiniz!) son otomobil.
O zaman daha öncekilere bir göz atalım;
Liste başında 1929-1934 arasında Salıpazarı rıhtımı/Tophanede birkaç bin adet Ford A tipi aracı monte ederek üreten FORD’u görüyoruz. Ancak uzun ömürlü olamıyor.
İkincisi daha da zayıf. NOBEL markalı bir 3 tekerlekli mini-otomobil. 1958-61 arası bilinmeyen bir miktar üretilmiş. Ancak herhangi bir “endüstriyel iz” bırakmamış.
Üçüncü ise ünlü Devrim otomobili; Yürür prototip, 29 Ekim 1961’de Ankara’da vatandaşın huzuruna çıktı;
Ancak hemen benzini bitti…
Devrim; tam da kitabın yazdığı gibi bir YERLİ otomobildi... Ancak prototip seviyesini geçemedi.
Bu işi bilenler, (artık kimse bunlar!!!!) bu otomobilin Türkiye’yi Endüstriyel manada sıçratacağını bildikleri için seri üretime GEÇİRTMİYORLAR; umarım doğru yazdım; geçirt-mi-yorlar… Çalışmalarını lise öğrencisiyken Eskişehir’e giderek, seyretmiş; iftihar etmiştim..
Yeri gelmişken; başta Devlet Başkanı Cemal Gürsel, sonra Sıtkı Ulay ve Emin Bozoğlu’na rahmet okumak isterim...
Ve derken; hayatımıza ve benim hayatıma, büyük ölçüde giren otomobil, 1966 yılının 19 Aralık günü ilk Anadol, Otosan fabrikasından çıktı. 1967 yılının Mart'ında satılmaya başlandı. Daha doğrusu "satılmaya gayret edilmeye" başlandı. Çünkü "devlet bürokrasisi" ancak 1967 Şubat'ında "tip onayını" verebilmişti. Böylece 29 Şubat 1967 de satış başladı. Tam da başladı denemez, çünkü Türk alıcısı "Camyünü" otomobile pek akıl erdirememiş, Devrim Otomobilleri dramını hatırlatan geleneksel dedikodu makinesi çalışmış ve sonuçlar alınmıştı. Anadol'u inekler ve eşekler yiyordu! Alıcılara ceviz ağacının altında park etmemeleri tavsiye ediliyordu. Çünkü ceviz tavanı kırarak içeri düşüyordu!
Ben çiçeği burnunda bir mühendis olarak Otosan'a "Anadol ile uzun bir test sürüşü yapayım. Satışlarınızı destekler, üstelik size de teknik bilgi olur" dedim. Orada akıllı insanlar vardı. Peki dediler.
FW 5 (Bu isim, Anadol A 1'in üretim ismi; bir nevi Göbek adıdır. Yani iki boyutlu, kâğıt kalem tasarımı başlarken konan "proje adı" ilk dosyanın üzerinde yazan) FW5 İngiliz OGLE Otomobil tasarım firması desinatörü Tom Karen tarafından tasarlandı ve RELIANT otomobil fabrikasında Yürür prototipi yapıldı.
RELİANT; FW 5'i önce Yeni Zelandalı iş insanı Alan Gibbs'e satacaktı. Gibbs, FW 5'i ANZIEL NOVA adı ile satmayı planlıyordu. Hatta ilk prototip Yeni Zelanda'ya getirildi. Ancak çeşitli sebeplerden üretim gerçekleşemedi. Bugün hangisi daha önce oldu. Yani Rahmetli Bernar Nahum mu önce davrandı, Gibbs mi kararsız kaldı? İlk kim istedi bilemiyorum. Çok bilindiğini de sanmıyorum. FW 5 İngiltere'den üstelik karayolundan ülkemize geldi ve montaj safhasında Anadol oldu.
Anadolu takiben; Murat 124 (Fiat) Renault 12 (Regie Renault) hayatımıza girdi. Onları Toyota, Honda, Hyundai, Opel takip etti.
Bunların hepsi Türkiye de MONTE EDİLEN YABANCI MENŞEİLİ otomobiller idi.
Bu bağlamda AKP yöneticileri iktidara geldikleri günden beri bir “YERLİ MİLLİ!!” tutturdular; nedir bu yerli milli?
Bu sözcüğün yarısı saçmalık, diğer yarısı yanlış….
Bir soru ile kafanızı karıştırayım; MİLLİ OTOMOBİL nedir? Ne olabilir? Millilik bir “TEKLİK” ve “AİDİYET” değil midir?
Milli Marş olur; Tekdir? Milli Futbol Takımı olur; A takımı B takımı Genç takım olur… 7 tane milli takım olmaz?
Ülkede 10’a yakın binek otomobili üretilmiş; sadece TOGG Milli olmuş? Niye; sahipleri, yatırımcıları yerli diye mi?
Peki o zaman Almanya’nın MİLLİ OTOMOBİLİ hangisi? Mercedes? Opel?, VW?, Audi? Porsche? Hepsinin altında Alman teknolojisi var; çoğunun sermaye çoğunluğu Almanlara ait? Hangisi MİLLİ?
Yani bir otomobile MİLLİ sıfatı takmak saçmalık ile cahillik arası bir şeydir... Ama “Miş gibi” yapılıyorsa; parti propagandası için sahtekarlık ediyorlarsa bunu kabullenmek benim için nerede ise imkansız...Öte yandan, Koskoca AKP Yöneticilerinin de yazının girişinde anlatmaya gayret ettiğim “düşünce disiplinine” sahip olmayan insanlar olarak kabul edemem... Nedir o zaman? Tahmini olan?
OTOMOBİLİN YERLİSİNE gelince; önümüzdeki hafta, onu da referans olabilecek bir yazı ile yazacağım…
Rıfat Bey’in masasında (yahut da çöp sepetinde!! bilemiyorum?) benim 30 tane uzman arkadaşım ile birlikte 7 yılda hazırladığım “YERLİ OTOMOBİL” dosyası duruyordu. Ben Genel Kurul konuşmasını dinledikten sonra; “İşte Rıfat Bey şimdi beni arayacak!!” demiştim. Çünkü daha önce ona yaptığım takdim sonunda “Bize yap derlerse yapabiliriz!!” demişti... Kolejli kardeşim Rıfat Hisarcıklıoğlu bir daha benim telefonlarıma çıkmadı!!!
Beğense de beğenmese de bir AVRUPALI HALK olan Türk milletinin, medeni ülke milletleri şartlarında yaşamaları için AB’ye girmekten başka bir şansı yok
Öcalan, Türklerden çok daha beter bir “Şih” tecrübesinden geliyor. Kürtler bu defa hepsinin başına geçecek bir yeni “büyük şih türünü” ister mi acaba?
© Tüm hakları saklıdır.