22 Mart 2020

Karantina günlerinde Madrid

İspanya'da Koronavirüs neden İtalya'dan da hızla yayılıyor, hangi önlemler alınıyor, merkezi yönetim nasıl güçleniyor, dünya düzeni nasıl değişebilir?..

Madrid

Biraz önce yine pencerelere, balkonlara çıkıp sağlık çalışanlarını alkışladık, 'bravo'lar yükseldi komşu evlerden. Ardından popüler bir şarkının tınısı kapladı ortalığı, camdan cama, balkondan balkona. Öncülüğü karşı apartmanda gölgelerini görebildiğimiz, "normal" günlerde gürültülerinden şikâyet ettiğimiz genç komşularımız yaptı. Gün boyunca sadece ambulans sirenlerini dinledikten sonra, bu akşam şenliği adeta kolektif terapi, karantina günlerimizin neşesi ve dış dünyayla tek iletişimi. Bugün (Cumartesi) karantinanın tam 7. günü, "70'e kadar yolu var bunun" diyenler var. Bakmayın bu şarkı-türkü hâline, İspanya'da herkes alabildiğine kaygılı ve bildiğimiz tek şey belirsizlik.

İspanya'da Koronavirüs İtalya'dan daha hızlı yayılıyor

Cumartesi günü itibarıyla son veriler İspanya'da yaklaşık 25 bin kişiye Koronavirüs teşhisi konduğunu, bunlardan 1.351'inin hayatını kaybettiğini gösteriyor. Madrid 8.921 vaka ile başı çekiyor (804 kişi hayatını kaybetmiş), neredeyse Güney Kore'nin tamamındaki sayıya denk. Şimdiye kadar Madrid'de her 100 bin kişide 133.9 kişiye Koronavirüs teşhisi konmuş durumda (bu 1.000 kişide 1,3'den biraz daha fazla demek). Sadece 16 Mart günü, her 16 dakikada bir Madrid hastanelerinde bir kişi bu virüsün yol açtığı komplikasyonlar sonucu hayatını kaybetmiş. Şimdiye kadar hayatını kaybedenlerin hatırı sayılır kısmı yaşlı bakım evlerinde, izole edilmiş durumda, ailelerini göremeden hayata gözlerini yumdular. Karantinanın en zor yanı, virüsün bulaştığı ya da bulaşması muhtemel olan anne-babaya, büyükanneye-dedeye ulaşamamak, sevdiklerimizi yalnızlığa ve hastalığa teslim etmek.

Öncelikle, Madrid'in sadece başkent Madrid'ten ibaret olmadığını belirtmek gerekiyor. Bu veriler, İspanya'nın ortasında başkent Madrid ve çevresindeki 8.028 kilometrekarelik bir üçgen alana yayılmış (Ankara ilinin üçte biri diye düşünün) 179 belediyeden oluşan, 6,7 milyon nüfuslu Madrid Özerk Bölgesi'nin verileri. Ayrıca, bu veriler sadece Koronavirüs testinin yapılabildiği hastalarla sınırlı. Hastanelerin test kapasitesi kısıtlı olduğundan, birçok kişi günlerce sadece "ateşini izle, kuru öksürüyor musun, nefes alabiliyor musun iyice dinle kendini" öğütleri eşliğinde eve gönderiliyor ya da zaten hiç hastaneye kabul edilemiyor, telefonla takip ediliyor.

Madrid'i Katalunya Özerk Bölgesi (4.203 enfekte olmuş hasta, 122 ölüm) ve nam-ı diğer "Bask Ülkesi" (1.725 hasta ve 86 ölüm) izliyor. Bu üç bölgenin ortak özelliği ne peki? İspanya'nın 17 özerk bölgesi içinde nüfusu daha büyük olan yerler de var (örneğin Endülüs). Bu üç bölge, ülkenin dış dünyayla bağlantısı en kuvvetli, yani küreselleşmeden en çok nasibini almış ve en varsıl bölgeleri. Yani, İtalya'da Milan'ın içinde bulunduğu Lombardia bölgesi gibi.

Peki İspanya'da COVID-19 niye bu kadar hızla yayıldı?

İtalya etkisi desek, İtalya sadece Akdeniz komşusu. Evet, ilk Koronavirüs teşhisi konan hastalardan birkaçı yakın zamanda İtalya'ya seyahat etmişti. Son birkaç ayda İtalya'dan İspanya'ya kaç kişinin girip çıktığına dair bir veri elimizde yok, malum ikisi de Şengen ülkesi, seyahat etmek için pasaporta falan gerek yok.

Olağan şüphelilerden biri turizm elbette. İspanya dünyada en çok turist alan ikinci ülke, 2019'de tam 84 milyon turist çekmiş, Türkiye'nin nüfusundan fazla. Birleşik Krallık'tan tam 18 milyon turist gelmiş, İtalya'dansa 4,5 milyon. Bu kadar çok turist çeken, turizm geliri milli gelirinin yüzde 11'ine denk gelen bir ülkenin karantina ve sınırların kapatılması sonucunda yaşayacağı olası kaybı gelin siz hesaplayın.

Peki geldiniz İspanya'ya, muhtemelen Madrid, Barcelona, Malaga gibi uluslararası havaalanlarının olduğu noktalardan giriş yaptınız, sonra nasıl hareket edeceksiniz? İspanya'da güneyden kuzeye, doğudan batıya seyahat edecekseniz büyük olasılıkla Madrid'den geçeceksiniz, ülkenin ulaşım ağları hâlâ Franco zamanlarının mirası merkeziyetçilikle şekillenmiş. Diyelim ki Malaga'dan (Endülüs'te) Bilbao'ya (Bask Bölgesinde) gideceksiniz. Önce Madrid'e geleceksiniz trenle, Madrid'de ya başka bir trene bineceksiniz (gar değiştirmeniz gerekecek) ya da şehirlerarası otobüs garlarından birine gideceksiniz. Alın size Madrid'de önüne geçilemeyen vaka artışını açıklayabilecek başka bir unsur.

Kültürel etkenleri, hayat tarzını hesaba katmak önemli. İspanya'da her şehrin, kasabanın, hatta köyün kendine has bir festivali, karnavalı, panayırı var ve bu etkinliklerde binlerce, hatta milyonlarca (yerli ve yabancı) insan bir araya geliyor. Bunun yanı sıra hayatın tam orta yerinde toplumun tüm kesimlerinin paylaştığı bir "sosyalleşme kültürü" var. Genç, yaşlı her kesimden insan dışarı çıkıyor, pazara gidiyor, yolda selamlaşıyor, aynı mekanlarda sosyalleşiyor. Nitekim, İspanya, harcanabilir gelirden (vergi, sigorta kesintileri çıktıktan sonra cepte kalan para) sosyalleşmeye (dışarıda yemeye içmeye) ayrılan gider oranında dünya şampiyonu.

"Sosyal mesafesizlik" İspanyol hayat tarzının önemli bir özelliği. Bu yazıyı yazdığım günden tam 13 gün önce, öğle yemeği için ilk kez gittiğim çalıştığım üniversitenin karşısındaki bir lokantada, (hayatımda ilk kez gördüğüm) lokanta sahibi tarafından her iki yanağıma birer kocaman öpücük kondurularak karşılandığımı ve uğurlandığımı kâbuslar eşliğinde hatırlıyor, 14. günün bir an önce dolmasını bekliyorum.

Bütün bu etkenler gün gibi ortada iken, hükümet 10 Mart'a kadar hep teskin edici mesajlar verdi. İlk önlemleri 10 Mart'ta aldı, 15 Mart'ta bu önlemler olağanüstü hâli ve karantinayı içine alacak şekilde genişledi. Ama 8 Mart'ta binlerce insan (feminist PSOE-Podemos Hükümeti'nin bakanları, partilerin milletvekilleri dâhil olmak üzere) Madrid sokaklarında omuz omuza yürümüştü. Toplantılar, parti kongreleri, dersler, konserler tam gaz devam etmişti. Yani, büyük ihtimal, iş işten geçmişti.

Kriz, iktisadi kurumlar ve ideoloji: İspanya örneği

Koronavirüsün sebep olduğu bu derin krizin etkilerini büyük ihtimal önümüzdeki seneler, onyıllar boyunca yaşamaya devam edeceğiz. Farklı ülkelerin bu krizi yönetme biçimleri, siyasi ve iktisadi dengelerin nasıl ve ne denli bir dönüşüm geçireceğini belirleyecek. Krizin yönetimi de kaçınılmaz olarak, bu ülkelerin hâlihazırda sahip oldukları kurumlar, sosyal devletin (tabii eğer varsa) niteliği ve derinliği, sağlık sisteminin özellikleri, krizle yüz yüze geldiği dönemeçte kamu maliyesinin sağlıklı olup olmadığı, hükümetlerin ideolojik karakterleri ve karar alma mekanizmalarının etkinliği gibi etmenlerle şekillenecek.

Peki İspanya'da Sosyalist İşçi Partisi (PSOE)-Podemos Koalisyon Hükümeti bu ağır krize nasıl karşılık verdi, hangi önlemleri aldı, bir de buna göz atalım. Bundan yaklaşık iki ay önce kurulan çiçeği burnunda sol koalisyon (İspanya'nın ilk koalisyon hükümeti) sosyal devletin tüm imkânlarını kullanacağına, Koronavirüsün muhtemel (ve derin) ekonomik sonucundan olumsuz etkilenen tüm vatandaşları koruyacağına dair söz veriyor. Nitekim, açıklanan 200 milyar avroluk önlem paketinde, özellikle "geçici işler ekonomisi" ("gig economy") diye nitelendirilen ve tüm dünyada hızla yaygınlaşan büyük alanda, kısa dönemli kontratlarla çalışan, bu dönemde işsiz kalabilecek ya da hâlihazırda işsiz olan kişilere yönelik bir dizi politika aracı yer alıyor. Bunların içinde, özellikle bu "kırılgan" gruplar için konut kredisi ödemelerinin ertelenmesi; elektrik, doğalgaz, su faturalarının sübvanse edilmesi; yaşlı nüfusun bakımı için daha fazla kaynak ayrılması; ailelerine bakmak durumda olanların ücretsiz izinli sayılmaları gibi önlemler yer alıyor.

Yani, Türkiye'de açıklanan paketin tersine, İspanya'nın önlem paketi (en azından şimdilik), salt iş dünyasının muhtemel zararlarını kapatmayı hedeflemiyor, çalışanlar ve çalışamayanlar için de koruyucu bazı araçları devreye sokuyor. Öte yandan, bu değirmenin suyu nereden geliyor, kamu borçlarını nasıl etkileyecek, gibi soruların yanıtlanması gerekiyor.

İspanya dünyanın kamu sağlığı sistemi en güçlü, herkesin sağlık hizmetine ücretsiz ulaşmasını garantileyen ülkelerinden biri ve 84 yıl ortalama yaşam beklentisiyle (İsviçre, Singapur ve İtalya ile birlikte, ve birinci sıradaki Japonya ve Hong Kong'u takiben) dünya ikincisi. Ancak, bu özellikler sağlık sisteminin Koronavirüs krizine kafa tutabilecek kapasitede olduğu anlamına gelmiyor. Nitekim, 2008 küresel finansal kriz ve avro krizi sonrasında sağlık bütçesinde yapılan kesintiler sistemin kapasitesini hatırı sayılır derecede etkiledi. Sonuç olarak, hastanelerin ne yeteri kadar test yapacak kapasitesi ve solunum destek cihazı, ne yeteri kadar sağlık personeli, ne de bu kriz sırasında kullanacak, sağlık personelini koruyacak maske, eldiven, dezenfektan stoğu var.

İspanya'da olağanüstü hâl ve yetkinin merkeze devri

Olağanüstü hâlin verdiği yetkilere dayanarak, merkezi hükümet özel sağlık hizmetlerine, hastanelere "el koydu." Bunun yanı sıra, merkezi hükümet özerk bölgelerin anayasayla belirlenmiş yetkilerinin bir kısmına da "el koydu." Hükümetin Jaen'deki (Endülüs) bir fabrikada üretilen maskeleri Madrid'e getirtme yetkisi, "Endülüs'te bizim ihtiyacımız varken, kabul edilir şey değil" tepkisine yol açarken, yetkinin merkezde toplanması özellikle Katalan Hükümetini'nin yutkunarak kabul ettiği bir gerçeklik hâlini aldı. Katalunya Özerk Bölgesi Başkanı Quim Torra, fırsattan istifade, virüsün yayılmasının kontrol altına alabilmek için Katalunya'nın sınırlarını kapatmayı  ve belki de kendince bir bağımsızlık provası yapmayı talep etti. Önümüzdeki günlerde bunun nasıl bir tansiyona sebep olabileceğini hep birlikte göreceğiz.

Muhalefet partilerinin hükümete en önemli eleştirisi, önlemlerin çok geç alınmış olması ve krizin iyi yönetilmediği, merkezin özerk bölgelerin ihtiyaç ve önceliklerine kulak asmadığı yönünde. Ancak, şunu da belirtmek önemli: Önlemler açıklandıktan sonra, muhalefet partileri, ihtiyacı olan herkesin (genç, yaşlı ayrımı yapmaksızın) sağlık sistemine erişebilmesine, özel sağlık hizmetlerine el konmasına ilişkin destek mesajları verdiler. Haklarını vermek lazım, yelpazenin en sağındaki Vox bile Birleşik Krallık'ta Boris Johnson'ın öncülük ettiği ve ucu "en güçlünün hayatta kalması"na varan (ve faşist ideolojiler tarafından yaygın olarak kullanılan) "sosyal Darwinci" perspektife sarılmadı, "tehlikeli, ama gençleri öldürmüyor" gibi dehşet verici cümleler kurmadı.

Peki dünya düzeni değişir mi bundan sonra?

Küresel çapta oldukça ağır bir resesyona (durgunluk) sebep olabilecek bu büyük Koronavirüs krizinin, zaten büyümesi yavaşlamış Avrupa ekonomisine faturası çok ağır olacak. Kuvvetle muhtemel resesyon, önlem paketlerinin yüküyle birleştiğinde kamu maliyesinin sağlığına halel gelmesi kaçınılmaz.

Ayak seslerini duyduğumuz ekonomik kriz, hükümetlerin politikalarını, iktisadi kurumları (sosyal devlet ve niteliği) dönüştürebileceği gibi, içinde yaşayageldiğimiz iktisadi sistemi de bize sorgulatacak güçte. "Sınırları virüse karşı kapatalım"la başlayan önlemler, küreselleşmeye karşı alınması muhtemel topyekûn önlemler hâline gelebilir. Popülizmin varyantları çoğalırken, Orban-vari "bütün kötülüklerin anası göçmenler" ya da Trump-vari "bu virüs Çin virüsü" söylemleri küreselleşme karşıtı görüşlerin momentum kazanmasına önayak olabilir.

Küresel çaptaki bu kriz, yine küresel çapta işbirliği platformlarının kurulmasını elzem kılıyor. Uluslar-üstü Avrupa Birliği bile eşgüdümün aciliyetini yeni anlamışken ve kriz Avrupa'nın orta yerine sıçradığı halde İtalya'yı uzun süre yalnız bırakmışken, küresel çapta bir eşgüdüm acaba kimden, hangi uluslararası kuruluştan beklenebilir? Önümüzdeki günler bize, Avrupa Merkez Bankası'nın Başkanı Lagarde'ın "olağanüstü krizler olağanüstü önlemler gerektirir" sözünün arkasını doldurup dolduramayacağını ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in neredeyse çırpınarak çağrısını yaptığı "küresel işbirliği"nin mümkün olup olmadığını gösterecek.

Bu krizin etkileri sadece ekonomik alanla da sınırlı kalmayacak. Görünen o ki, nasıl yönetildiğine ve ülkeleri ne durumda yakaladığına bağlı olarak, Koronavirüs krizi sadece hükümetleri değil, aynı zamanda siyasi rejimleri de yerinden oynatabilecek kudrete sahip. Şimdiden otoriter rejimler daha mı iyi yönetiyor, merkeze toplanmış yetkiler krizlerde daha hızlı cevap verme imkânı mı sağlıyor, demokrasiler halkın tercihlerine gerçek anlamda kulak veriyor mu soruları gündemi kaplamış durumda. Siyasi rejimler ve kriz sürecinde farklılaşan tepkileriyle, krizin rejimlere muhtemel etkisini artık gelecek yazımıza bırakalım.

"Omuz omuza"

Türkçe'de çok kullandığımız (İspanyolca'da da aynı şekilde kullanılan) "omuz omuza", "omuz vermek" bugünlerde en sık duyulan tabirlerden. Tekstil ve kimya sektöründe büyüklü küçüklü birçok firma maske, eldiven, önlük, sabun, dezenfektan üretmeye başladı. İspanyol tekstil devi Inditex, hastanelerin ihtiyacı olan birçok tekstil malzemesini üreteceğini açıkladı. Farklı gruplar sosyal medya üzerinden örgütlenerek solunum destek cihazı üretmeye çalışıyorlar. Emekli doktorlar gönüllü olarak meslektaşlarına destek veriyorlar. Mahallelerde kurulan gönüllü oluşumlar özellikle yalnız yaşayan yaşlılara bu zor günlerde yardım ediyor, alışverişlerini yapıyor ve -söylemeye bile dilim varmıyor - hayattalar mı diye kontrol ediyor.

Ülke neredeyse bir var oluş mücadelesi verirken, akşamları sağlık personelini alkışladıktan sonra sözleri olmayan İspanyol milli marşı çalınıyor bazı balkonlardan. "İspanya çok yaşa" diye naralar atıyor komşular. Katalunya krizi sırasında sandıklardan çıkan bayraklar yine asıldılar balkon demirlerine. Anlaşılan o ki, küreselleşmeye karşı, milliyetçiliğin tırmanışına da teşne bir dönem bekliyor bizi.  

Dışarıda ambulans sirenleri yaklaşan baharın habercisi kuş seslerine karışıyor. Görünen o ki biz bu sene baharı pencereden karşılayacağız. Penceremin önünde akasya ağaçları var. Ben de kendi kendime, memleketten çok uzakta, ama Sezen Aksu eşliğinde "Ona çiçek yolladım, akasyalar açarken"i mırıldanacağım. Kim bilir, belki sokağın başındaki Türkiyeli komşularım duyar da, biz de Türkçe bir düet yaparız.

Doç. Dr. Işık Özel
Madrid 3. Carlos Üniversitesi

Yazarın Diğer Yazıları

İspanyol gribinden tam yüzyıl sonra aynı tas, aynı hamam

Modern tarihin en büyük pandemisi ve bugüne yansıması; enfeksiyonun pençesine aldığı bölgelerin ortak özelliği, aynı yüz yıl önceki İspanyol gribinde olduğu gibi; nüfusları yoğun, ulaşım ağlarının merkezinde, diğer bölge ve ülkelerle kuvvetli bağlantılarının olması. Ve Akdeniz kültürünün sosyal mesafesizliği…