Seçilememiş hayatlar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Seçilememiş hayatlar

Aslında herkes geçmişten gelip birikerek varlığında şekillenen karakteri yaşar; o birikenlerin etkisiyle seçimlerini yapar. Anne ve babası, aile bireyleri, ortamı, coğrafyası, travmaları, beklentileri, hayalleri, ödediği bedeller; her şey bir araya gelir ve olumlu, olumsuz yönleriyle benzersiz bir kişi ortaya çıkar

Seçilememiş hayatlar

Yıllar önce, hayatın ansızın açılan aydınlık ve geniş kapılarını ve o kapıların ardındaki sonsuz seçenekleri heyecanla gören okumaya yazmaya meraklı birçok genç gibi, eşikten içeriye adım atmak üzereyken Vedat Türkali'nin Bir Gün Tek Başına'sını okumuştum. Kenan ve Günsel'in aşkı, seçilememiş hayatların trajedisini anlatıyordu. Kenan seçemediği bir hayatın içinde, Günsel neyi tercih edeceğine karar verememenin boğuntusunda savrulup gidiyordu. Bir cümlenin altını çizmişim: "Kendimizi sıkarak yaşıyoruz, demir kalıplar içindeyiz."  Hayat öyle miydi bilmiyordum, o yaşlarda. Bu roman yetmezmiş gibi bir süre sonra karşıma Adalet Ağaoğlu çıkmıştı. Bize sorulmadan hayatımıza yüklenmiş zihinsel bagajları anlatıyordu. Üçlemenin ilk iki kitabı, Ölmeye Yatmak ve Bir Düğün Gecesi gerçekten sarsıcıydı. Ağaoğlu'nun unutulmaz karakteri Aysel, değişik açılardan değerli bir roman kahramanı; üzerine çok konuşulabilir ama onun kendi özgür iradesiyle seçtiğini sanıp sonradan yanıldığını anladığı hayatı üzerinden konuşmak heyecan verici ve öğretici. Seçtiklerini yaşarken seçemediklerinin gölgesi üzerine düşen Aysel, sorularla ördüğü hayatında o gölgenin alacakaranlığı içinde yolunu göremiyor, bunalıp duruyordu. Ağaoğlu, bu bunaltının sonucunda Aysel'e "ölmeye yatmak"ı yakıştırmıştı. Onun karşıt karakteri sayılabilecek kardeşi Tezel'se daha keyifli bir tercihle seçilememiş hayatlara meydan okuyordu: "İntihar etmeyeceksek içelim bari!" Bunları okuyunca insan, hayatın seçeneklerle dolu kapısından içeriye adım atmakta zorlanırdı. Seçimlerini kime, neye göre yaptığını sorgulayıp dururdu. Ama zaten edebiyat da bu demek değil miydi, hayatı sorgulamaya neden olmaz mıydı?

Edebiyat buydu, evet... Ve üstelik kaynağı hayattı. Kendini seçebiliyor musun ki hayatını seçebilesin? Bu sorunun çevresinde ne çok roman yazılmıştır. Örneğin, Anna Karenina'nın Anna'sı bu sorunun trajik bir yanıtıdır. "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü mutsuzluğu vardır" cümlesinin ekseninde akan romanda, tedirgin edici bir "hayatı seçememişlik" duygusu yakasını bırakmaz okurun.

Ülker Köksal'ın ilginç bir oyunu vardır: Bir Garip Oyun. Bu oyunun ana karakteri, yaşama ilişkin seçimlerinde olumsuz roller üstlediğini düşündüğü kişileri; suçlu olmadığı halde ona hapis cezası veren yargıcı, ötekileştiren öğretmenini, terk eden sevgilisini vd. silah zoruyla bir tiyatroda rehin alır ve hayatına yaptıkları olumsuz etkiyi anımsatarak onları cezalandırmak ister. Oyunu izlerken kendi geçmişinize dönüp bakmamak olanaksız. Ancak bu benmerkezci yaklaşım yanıltıcıdır tabii, seçimlerimizde olumsuz rol oynadığını düşündüğümüz kişileri kolayca bulabiliriz. Peki ya biz başkalarının hayat seçimlerinde aynı rolü oynamışsak?

Sorular tükenmez, tıpkı hayat gibi... Aslında herkes geçmişten gelip birikerek varlığında şekillenen karakteri yaşar; o birikenlerin etkisiyle seçimlerini yapar. Anne ve babası, aile bireyleri, ortamı, coğrafyası, travmaları, beklentileri, hayalleri, ödediği bedeller; her şey bir araya gelir ve olumlu, olumsuz yönleriyle benzersiz bir kişi ortaya çıkar. Fernando Pessoa bu benzersizliği şöyle açıklamıştı: "Gerçekten bize ait olduğunu sandığımız, oysa yaradılışımızdan ötürü derin doğasını kavrayamayarak, sadece mükemmel bir aynası olduğumuz, üzerini şeffaf bir örtü gibi örttüğümüz neler var kim bilir!" Gerçekten de çoğu zaman kendimizi tanıyamadan, hayatımızı şeffaf bir örtü gibi örterek, yaptığımız seçimlerin doğruluğunu yanlışlığını açık yüreklilikle irdeleyemeden, bu cesareti kendimizde bulamadan yaşayıp gideriz.

Biraz cesur olan, yanlışlarının ruhunda açtığı yaraların sızısını derinden hissederek kendini sorgular. Yine de kendini değiştirmek zordur. Bir romanda bile gerçeklik duygusunu zedeleyebilir kahramanın böyle davranması. Bunun yerine bir avuntu gibi, hayatımızı çevreleyen başka şeyleri değiştirerek ferahlamak isteriz. Örneğin evimizi değiştiririz; ama hep oturduğumuz eprimiş koltuğu da yeni evimize taşırız, sevdiğimiz bir bibloyu da sarıp sarmalar yanımıza alırız. Başımızın altındaki yastığın dokunuşunun tanıdık olmasını isteriz. Işığında geceler geçirdiğimiz abajura kıyamayız. Alışkın olduğumuz masayı atamayız. Böyle böyle, eskiyi yeniye aktarıveririz. Çünkü bunlar olmadan kendimizi gündelik hafızası silinmiş, boşlukta biri gibi hissedebiliriz. Bir şehri değiştirmek de bunun gibidir. Çok daha radikal bir seçim gibi görünür: Yeni bir gökyüzü, bilinmeyen sokaklar, bambaşka bir kapı... Ama cesur olamamayı perdelemek için bazı şeyleri yanı başımızda isteriz. Arkadaşlarımızı da bu şehirde görmek isteriz, sevgilimizi de burada yanı başımızda isteriz, kapımız çalınınca tanıdık birini görmeyi isteriz. Bu, seçilmiş gibi yapılan ama gerçekte seçilemeyen bir hayattır. Kendi hikâyemizi endişeyle, hayal kırıklıklarıyla, korkularla, beklentilerle öznel bir şekilde, çalakalem yazmaya çalışmaktır. "Kişioğlu hikâyecilikten kurtulamaz" der, J.P Sartre, "kendi hikâyeleri ve başkalarının hikâyeleri arasında yaşar." Kendi hikâyemiz bir yana, geçmişte kalması gerekenlerin hikâyelerine onların istediği gibi sıradan karakter olmak! En kötü seçim budur herhalde...

Stefan Zweig da o "hikâye"nin en can alıcı yerini işaret eder: "Hayatta özel günler yoktur, özel anlar vardır ve ne zaman olacağını sen seçemezsin." Tam o an geldiğinde, geçmiş ve gelecek aynı an'da buluşmuş demektir. Seç, der geçmiş, hadi, durma geleceğini seç. Hayatımızı iyi ölçüp biçip doğru seçim yapamazsak adı bile çok şeyi anlatan Bir Gün Tek Başına'da işaret edilen o demirden çerçevenin içinde kalırız. Eskiler bizi tutsak etmeye devam eder. Ve seçtiğimizi sandığımız ama gerçekte seçilememiş olan her şey hayatımızı ipotek altına alır, bir gün bedelini ödemek zorunda kalacağımız bir ipotek...

İlgili İçerikler