Darfur'da neler oluyor?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Darfur'da neler oluyor?

Sudan'ın önünde kapkara bir manzara var. Tabiatıyla tüm bu olanlardan öncelikle Sudan Silahlı Kuvvetleri mesul. RSF, bundan sonra da Darfur'da çoğunluğu teşkil eden Arap olmayan toplulukların başına bela kesilecek, ikinci sorumlu onlar. Bana sorarsanız bir üçüncü sorumlu daha var. O da RSF güçlerine silah ve maddi destek sağlayan BAE

Darfur'da neler oluyor?
Batı Darfur'daki şiddet olaylarından kaçan Sudanlılar (Fotoğraf: Reuters)

Nihayet dünya kamuoyunun dikkati Sudan'a yöneldi. Ülkenin batısındaki Darfur'un merkezi sayılan El-Feşir, bir buçuk yıl devam eden bir kuşatmanın ardından Hızlı Destek Güçleri (Rapid Support Forces-RSF) tarafından ele geçirildi. Şehrin düşmesini müteakip yaşanan vahim olayların sosyal medyada yer almasıyla birlikte, Sudan halkının dramı, en sonunda, televizyon ekranlarında kendine yer buldu. Utanma duygusunu yitirmiş RSF mensupları “bizim görevimiz öldürmek” diyerek karıştıkları ihlalleri kendileri belgelediler ve duyurdular. Sudan hükümeti El- Feşir'de 24 saat içinde 2 bin kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Bir ülkede iki farklı ve rakip ordu bulunur mu?

Sudan'da 2023 nisan ayından bugüne ordular savaşı yaşanıyor. İki ayrı ve rakip ordu Sudan'ın dizginlerini ele geçirmek üzere kıyasıya savaşıyorlar. Bir tarafta ülkenin düzenli ordusu “Sudan Silahlı Kuvvetleri” var, diğer tarafta ülkenin istihbarat teşkilatına bağlı milis güçlerden oluşan paramiliter ordu mevcut. “Bir ülkede iki ordu mu olurmuş? Niye savaşa tutuşmuşlar?” diye soranlar var ise, T24’te yayınlanan savaşın sebepleri ve arka planına dair altı makalemi okumak suretiyle bilgi sahibi olabilirler.

Savaşan taraflardan birisi aynı zamanda meşru Sudan hükümeti 

Savaşın ilk yılında RSF güçleri daha başarılı oldular, başkent Hartum'u ve bitişik şehirler Bahri ve Omdurman'ı ele geçirdiler. Düzenli ordu ülkenin doğusundaki liman şehri Port-Sudan'a taşınmak zorunda kaldı (Hartum'daki T.C. Büyükelçiliği de Port-Sudan'a nakledilerek faaliyetlerini sürdürdü). “Bu arada Sudan hükümeti ne yaptı? Ne yapıyor?” diye sorabilirsiniz. Ordular Savaşı başladığında Sudan'da zaten askeri yönetim vardı. Düzenli ordunun başı General Al-Burhan aynı zamanda hükümetin de başıydı. Başka ifadeyle, savaşan taraflardan birisi Sudan'ı uluslararası toplum nezdinde halen temsil eden hükümet. Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşlarda düzenlenen toplantılarda Al-Burhan yönetiminin atadığı büyükelçiler RSF güçlerinin sebep oldukları yıkım ve vahşeti anlatmayı ve şikâyet etmeyi sürdürüyorlar.

General Al-Burhan

El-Feşir’in düşmesiyle Sudan ortadan ikiye bölündü 

2025 ilkbaharında, savaş ikinci yılını doldururken, düzenli ordunun Hartum'u ve bitişik iki şehri tekrar geri almasıyla dengeler, hem sahada hem masada General Al-Burhan lehine değişmeye başladı. Başkent ve civarından çekilmek durumunda kalan RSF güçleri yaz aylarına doğru ülkenin batısında (Darfur) ve güneyinde (Kordofan) yoğunlaşmaya başlayınca, Sudan fiilen ikiye bölünmüş oldu. Darfur sayesinde yoktan varolan ve burayı kendi egemenlik bölgesi kabul eden General Hemeti nisan ayında El-Feşir yakınlarındaki Zam Zam mülteci kampını ele geçirince (bu sebeple bu devasa kamptan 300 bin kişi kaçmak zorunda kaldı) önünde yegane engel olarak düzenli ordu ve müttefiki yerel güçlerin (Mini Minnavi ve Jibril İbrahim'e bağlı milisler) savunduğu başkent El-Feşir kalmıştı. Geçtiğimiz ekim ayı sonunda, bir buçuk yıldır kuşatılmış vaziyette bulunan, silahı, cephanesi, yiyecek stokları tükenen, 250 bin kişinin yaşadığı El-Feşir’in RSF milislerinin eline geçmesiyle, 50 milyon nüfuslu Sudan, ordular savaşı neticesinde, bir kez daha bölünme gerçeğiyle karşı karşıya kaldı. El-Feşir'in düşmesi, sosyal medyadaki yansımalarıyla birlikte, bahtsız ülkede iki buçuk yıldır devam eden derin insani dramı uluslararası toplumun gözleri önüne seriverdi.

General Hemeti

Darfur sayesinde ülkenin en zengini oldu: Hemeti, savaş ağası 

Darfur bilmediğimiz duymadığımız bir yer değil. 2000’li yılların başlarında, burada, soykırım ve insanlığa karşı suç işlediği iddiasıyla, diktatör Ömer El-Beşir hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanma kararı çıkarılması vesilesiyle, Darfur'un adını defalarca duyduk. Ömer El-Beşir'in, 30 yıllık iktidarı boyunca, siyasi İslamcı partiyle el ele, El-Kaide lideri Osama bin Laden’e, Sudan’da ikamet ve faaliyet serbestisi verdiğini, özellikle ülkenin güneyinde yaşayan Afrika kökenli, Hristiyan ve animist Sudan vatandaşlarını Araplaştırma ve Müslümanlaştırma politikası takip ettiğini biliyoruz. Bu günahın bedeli ve cezası olarak ABD önderliğindeki batının Sudan'ı 2011 yılında ikiye böldüğünü de unutmuyoruz. Ömer El-Beşir'in bu politikaları sadece Güney Sudanlıları rahatsız etmedi. Darfur'da yaşayan ve Arap olmayan Müslüman topluluklar da (Fur, Massalit, Zaghawa ve diğer guruplar) Hartum'dan uzaklaştılar, ayaklandılar, silahlı mücadeleye başvurdular. Diktatör Beşir bu ayaklanmaları, bölgede yaşayan ve hayvancılık ile geçinen Arap göçebeleri (Cancavit milisler) silahlandırarak bastırmayı tercih edince, onbinlerce insanın ölümüne yol açan çatışmalardan, “Darfur'da soykırım yapılıyor” başlıkları ile haberdar olduk. Bu milisler arasından sivrilen Muhammed Hamdan Dagalo, sırtını Hartum'a dayamak suretiyle, altın ihracatı ve paralı asker ticareti üzerinden, 15 yıl içinde “savaş ağası”na dönüştü. Hemeti adıyla, bir yandan ülkenin en zengini diğer yandan ülkenin ikinci en güçlü siyasi-askeri figürü konumuna ulaştı. 

Quad ülkelerinin “barış için yol haritası” rağbet görmedi

Bundan sonra ne olur? Al-Burhan'ın mevcut koşullarda RSF güçlerini Darfur'dan çıkarıp atması pek müşkül; Hemeti'nin de Hartum dahil ülkenin doğusuna hakim olması gerçekçi değil. Güneydeki Kordofan eyaletlerinin durumu henüz ortada. Bundan sonra iki general de Kordofan eyaletlerini kendi hakimiyetleri altına almak üzere iç savaşa devam edecekler. Başka ifadeyle, fiilen ikiye bölünmüş ülkede, kısa vadede, ateşkes ve barış müzakereleri ufukta görülemiyor. Son aylarda savaşan tarafları ateşkese yöneltmek üzere ABD, Mısır, S. Arabistan ve BAE'nin (Quad) ortak gayretlerine şahit oluyoruz. Birkaç aylık bir çalışma sonunda dörtlünün mutabık kaldıkları “Sudan'da barış için yol haritası” eylül ayında açıklandı. Al-Burhan'ın reddettiği bu yol haritasını Hemeti ancak El-Feşir’in düşmesinin ardından benimsedi. Bu arada Hemeti'nin Darfur'un en kalabalık şehri Nyala’da kurduğu paralel bir hükümet mevcut. Tabiatıyla uluslararası toplumun bu ikinci Sudan hükümetini tanıması söz konusu değil. 

Sudan'ın önündeki kapkara manzaranın üç sorumlusu var

2025 sonbaharı itibariyle Sudan’ın durumu ve geleceği için iyimser olmak mümkün değil. 200 bini aşkın ölü, ülke içinde 10 milyon kişi evini terk etmiş, 3-4 milyon insan komşu ülkelere sığınmış, fevkalade zor koşullarda yaşıyorlar. Savaş koşulları nedeniyle 25 milyon insan açlık tehlikesiyle karşı karşıya. USAİD'in yardımları kesmesi nedeniyle uluslararası yardım kuruluşlarının artık Sudan halkını doyurması mümkün olmayacak. Velhasıl Sudan'ın önünde kapkara bir manzara var. Tabiatıyla tüm bu olanlardan öncelikle Sudan Silahlı Kuvvetleri mesul. 2019 yılında Ömer El-Beşir'i iktidardan indiren kahraman Sudan halkının elinden zaferi çalan onlar. Kurulan sivil hükümete karışmayıp, yönetimi sivillere bırakıp, kışlalarına dönmüş olsalar idi, tüm bu felaketler yaşanmazdı. Paramiliter güçler de (RSF) son altı yıl boyunca askerlerden daha zalim ve daha haydut olduklarını ortaya koydular. RSF, bundan sonra da Darfur'da çoğunluğu teşkil eden Arap olmayan toplulukların başına bela kesilecek (Sudan'da nüfusun yüzde 70’i, Darfur'da ise üçte biri Araplardan müteşekkil). İkinci sorumlu onlar. Bana sorarsanız bir üçüncü sorumlu daha var. O da RSF güçlerine silah ve maddi destek sağlayan BAE. Bu küçük ve zengin Körfez ülkesi Hemeti'ye destek vermeseydi çoktan ateşkes ve barış mümkün olurdu. BAE’nin RSF güçlerine önceleri Çad bilahare Libya üzerinden silah tedarik ettiğini BM kuruluşları raporlarında yazdılar. Abu Dabi silah verdiğini hâlâ reddediyor ama kimse onların yalanlarına inanmıyor. Yalan söyleyen BAE yönetimine kendi halkı inanıyor mu? Bu hususu bilemiyoruz ve bilemeyeceğiz, zira bu Körfez ülkesinde sandık geleneği mevcut değil.

İlgili İçerikler