Brezilya: Yarı kaçık, yarı faşist lidere 27 yıl hapis
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Brezilya: Yarı kaçık, yarı faşist lidere 27 yıl hapis

Jair Bolsonaro'nun mahkumiyetine Bolsonaro'nun önderliğindeki partinin parlamentodaki vekilleri karşı çıkıyor. Meclisten liderleri için af yasası çıkarma çabaları devam ediyor, bakalım ne olur?

Brezilya: Yarı kaçık, yarı faşist lidere 27 yıl hapis
Jair Bolsonaro

Dönem dönem ülkelerin başına farklı davranışlarla göze çarpan atipik liderler gelir. Öngörülemez kararları tercih eden, aşırı söylemleri ve icraatlarıyla sadece kendi seçmenini değil, başka ülkelerin vatandaşlarını da hem şaşırtan hem rahatsız eden bu liderler sandıklardan çıktıkları için meşru baş ağrısı niteliği taşırlar. Her gün televizyon kanallarında karşımızda onları görürüz, ara vermeksizin yeni inciler yumurtlarlar. Bunların en tanınmışı bilindiği üzere Trump'dır. Bir dönem ikinci sırayı işgal eden Jair Bolsonaro geçtiğimiz hafta Brezilya Yüksek Mahkemesi tarafından ülkede isyan çıkarmaya teşebbüs dahil beş ayrı suçtan 27 yıl hapse mahkûm oldu. Latin Amerika'nın lider ülkesi Brezilya'nın önceki cumhurbaşkanının mahkûm oluşunun arka planını ve ülkedeki aşırı siyasi kutuplaşmayı dikkatlerinize arz etmekte yarar var. 

Bolsonaro Lula da Silva’nın tutuklanması sonucunda seçildi

2018 sonbaharında, Brezilya tarihinin, ülke içinde ve dışında en popüler lideri kabul edilen Lula da Silva’nın, tutuklanması ve seçimlere iştirakinin engellenmesinden yararlanmak suretiyle cumhurbaşkanı seçilen Trump hayranı aşırı sağcı Jair Bolsonaro, dört yıl sonra, 2022 seçimlerini güçlü rakibine karşı cüzi oy farkıyla kaybedince mağlubiyeti (Trump gibi) kabul etmedi. Seçimlerin çalındığını ileri süren sağcı lider taraftarlarını kışkırttı. Bu taraftarlar askeri kışlalar önlerinde toplanarak, orduya “iktidarı ele geçir, yönetimi solcu Cumhurbaşkanı Lula da Silva’ya bırakma” çağrısı yaptılar. Bu gelişme, ülkede demokrasiye son verilmesi çağrısıydı. Bolsonaro geleneksel devir-teslim törenine katılmayarak gerginliği daha da arttırdı. 

Lula da Silva

Bolsonaro orduyu Lula aleyhinde kışkırttı 

Neticede, 8 ocak 2023 günü, biriken basınç açığa çıktı: Federal başkent Brezilya’nın en görkemli meydanında toplanan Bolsonaro taraftarları, Yüksek Yargı binasına ve Başkanlık Sarayı’na saldırdılar, kırıp döktüler, ortalığı birbirine kattılar. Bu şiddet gösterisi, seçim yenilgisinin hıncıyla, Vaşington'da, iki yıl önce, 6 Ocak 2021 günü şahit olduğumuz, Trump taraftarı sağcı serserilerin medyatik Capitol saldırısının tıpatıp kopyası idi. Demokrasiye açık saldırı biçiminde algılanan 8 Ocak eylemleri bağımsız Brezilya yargısını harekete geçirince Bolsonaro için sonun başlangıcı tetiklenmiş oldu.

Bolsonaro taraftarları, Yüksek Yargı binasına ve Başkanlık Sarayı’na saldırdılar

Rüşvetler skandallar havada uçuşunca ortaya savcı Sergio Moro çıktı

Bolsonaro gibi aşırı sağcı, asker emeklisi, ordu hayranı, İsrail hayranı, uçuk fikirleriyle öne çıkan kıdemli milletvekilinin Latin Amerika'nın lider ülkesinde nasıl başkan seçilebilir, sorusunun cevabı, dönemin politikacı tayfasının içine düştüğü ahlaki çöküş ve yolsuzluk bataklığında yatmaktadır. 2014-2016 yıllarında Brezilya'da yaşanan siyasi krizler ve skandallara uzaktan (Küba’dan) şahit oldum ve ilgiyle takip ettim. Petrol ve doğal gaz alanındaki dev kamu şirketi Petrobras yöneticilerinin rüşvet aldıkları ve kıtanın en büyük müteahhitlik firması Oderbrecht’in hem Brezilya'da hem 12 bölge ülkesinde, çeşitli ihaleler vesilesiyle, rüşvet dağıttığı meydana çıkınca, ortalık birbirine girmiş, siyaset sahnesi savaş alanına dönmüş idi. Rüşvet olaylarını soruşturan savcı Sergio Moro’nun, kısa sürede en çok sevilen ve en çok eleştirilen isim haline dönüştüğü bir dönem söz konusuydu. 

Ekonomik ve siyasi kaos “güvenlikçi” Bolsonaro'yu öne çıkardı

Neticede, Lula da Silva’nın desteklediği Dilma Rousseff’in Parlamento kanalıyla (darbesiyle) cumhurbaşkanlığı koltuğundan indirildiğini, yerine geçen yardımcısı Michel Temer’in kısa sürede halkın gözünden düştüğünü, Rousseff’in düşürülmesinde baş rolü oynayan Parlamento Başkanı Eduardo Cunha’nın rüşvet işlerinden 15 yıl hapis cezası aldığını, rüşvet dağıtan Oderbrecht’in patronunun 19 yıla mahkûm oluşunu hâlâ hatırlıyorum. Lekelenen siyasetçilerden usanan seçmenin yeni isimlere ve radikal değişim önerenlere yönelmesi Bolsonaro'nun başarısındaki en önemli etken kabul ediliyor. Brezilya toplumunun şiddet hastalığına yakalandığını, ekonominin çöktüğünü, Hristiyan değerlere (Evanjelist ahlak) sahip çıkarak sorunları çözeceğini, solcu bir liderin seçilmesi halinde Brezilya'nın Venezuela’nın durumuna düşeceğini ileri süren asker kökenli aşırı politikacının seçmeni ikna etme hikayesi işte böyle. 

Ayrışan ve kutuplaşan Brezilya'nın işi zor

Bölgeyi tanımayanlar bakımından, aşırı sağ liderin nihayet mahkûm olmasıyla bu darbe dosyasının kapanacağı, Bolsonaro ve suç ortağı yedi eski bakan ile kuvvet komutanlarının hapiste çürüyecekleri, ülkede demokrasinin güçleneceği, böylece Brezilya toplumundaki kutuplaşmanın giderek kaybolacağı yönünde düşünceler akla gelebilir. Bütün bu iyi niyetli tasavvurlar maalesef gerçeklerle örtüşmüyor. Zira, Bolsonaro taraftarları yenilgiyi kabul etmiyorlar. Yüksek Mahkeme’nin kararı ertesinde on binlerce gösterici meydanları doldurarak liderlerinin arkasında durdular, mahkûmiyet kararını reddettiler. Bolsonaro'nun arkasında bir başkası daha var ve bu başkası herhangi birisi değil: ABD'nin tutarsız başkanı Trump. Söz konusu mahkûmiyetin siyasi nitelikte olduğunu, Lula taraftarı yüksek yargının “cadı avına” çıktığını, Mahkeme Başkanı’na (Alexandre de Moraes) yaptırım uygulanacağını, bazı Brezilya ihraç ürünlerinin yüzde 50 gümrük vergisine tabi tutulacağını duyurarak fikirdaşı Bolsonaro'nun hapse gitmesine göz yummayacağını ilan etmiş oldu. 

Alexandre de Moraes

Bolsonaro'nun aftan yararlanması ülkeyi daha da böler

Sağcı liderin mahkumiyetine karşı çıkan bir başka güç mercii de Bolsonaro'nun önderliğindeki partinin parlamentodaki vekilleri. Meclisten liderleri için af yasası çıkarma çabaları devam ediyor, bakalım ne olur? Parlamentoda ayrıca Yüksek Mahkeme’nin yetkisini aştığını ileri sürenler çoğalıyor. Bunlar, bir anayasa değişikliği ile bu tür mahkûmiyet kararlarının Meclis'in onayına tabi olmasında ısrar ediyorlar. Öte yandan, parlamentonun bu af çabaları geniş kitleleri rahatsız ediyor. Af yasasına karşı gelen on binlerce Lula taraftarı meydanları doldurarak cezasızlık kültürüne geçit vermeyeceklerini haykırıyorlar.

Brezilya demokrasisinin yılmaz bekçileri: Yargı mensupları 

Bolsonaro'nun mahkûmiyet kararının adı geçenin aktif siyasi hayatına son vermesi pek muhtemel. Ancak senatör oğlu veya işaret edeceği bir başka başkan adayı üzerinden 2026 seçim döneminde adından bahsettireceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Velhasıl Brezilya toplumunu derinden bölen sağ-sol kutuplaşmasına ve bu bölünmenin yaratacağı ayrışma ve gerginliklere önümüzdeki dönemde de şahit olacağımız anlaşılıyor. Bu vesileyle, ülkenin yargı erki mensuplarının, hem yolsuzluk hem de demokrasi karşıtlarına karşı verdikleri örnek mücadeleyi de es geçmeyelim, otoriter rejim meraklılarına geçit vermiyorlar, adeta Brezilya demokrasinin “yılmaz bekçileri” gibiler. 

Trump Latin Amerika'da puan kaybederken Çin'in ilerleyişi sürüyor 

Diğer yandan, aynı zihniyeti paylaştığı Bolsonaro'nun mahkumiyeti vesilesiyle Brezilya'nın iç işlerine karışmakta tereddüt göstermeyen ABD Başkanı Trump, çeşitli cephelerdeki müdahaleci tutumuyla, Latin Amerika halkları nezdinde puan kaybetmeyi sürdürüyor. ABD bölgede zemin ve nüfuz kaybederken Çin kıtada ilerleyişini sürdürüyor, yatırımlarını ve ticaretini arttırıyor. Bu çerçevede bir hatırlatma yapayım: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının sonuncusu (COP 30) kasım ayında Brezilya'da gerçekleştirilecek. Trump efendi Lula da Silva yönetimindeki Brezilya'ya kafayı taktığından bu önemli zirveye iştirak etmezse şaşırmam. Çin açısından oh ne âlâ, meydan yine onlara kalmış olacak.

İlgili İçerikler