19 Ocak 2022

Hey sen, eline kan bulaşan!

Daha hâlâ neler söylüyor, daha neler yazabiliyor, daha hâlâ timsah gözyaşları dökebiliyorsun, insaf! Hiç mi utanma duygun yok?

İstanbul, 19 Ocak 2007.
Nişantaşı'nda doktordayım.
Yanağımdaki bir benden kuşku duyulmuştu.
Hiç unutmuyorum, doktor hanım
"Ufak bir operasyonla hemen alırsak iyi olur"
derken gözüm televizyona takıldı.
Ekranda Hrant Dink'in bir fotoğrafı
ve son dakika yazısı:

Hrant Dink'i vurdular!

Ne yapacağımı şaşırdım.
Aman Allahım, ölmüş müydü derken,
yerde yatan o görüntüsü beliriyor ekranda...
Nişantaşı'ndan Osmanbey'e Agos'un önüne geldiğimde
ana- baba günleri yaşanmaya başlamıştı.
Agos'a ilk kez adım atıyordum.
Yaşanmakta olan tarifsiz acının
derinliği anlatılır gibi değildi.
Bir köşede çığlıklarla ağlayan
sevgili Rakel'in bir sözü hâlâ kulağımda çınlar:

Şu binanın önüne bir polis dikmek
o kadar zor muydu?

Şaşkın ve perişandı herkes.
Hrant Dink'i kaybetmenin acısı,
acısının derinliği kendini her
geçen dakika daha çok hissettiriyordu.
Ama dik durup söz söylemek lazımdı.
Dik durup yazmak lazımdı.
Karanlığı aydınlatacak kibritler çakmaya,
mumlar yakmaya devam etmekten başka çare yoktu.
Bu ülkede karanlıkların yarattığı,
tarihin içinden gelen katilleri
başka türlü gün ışığa çıkaramazdık ki.
Evet, ‘bütün katilleri' o korkunç
19 Ocak 2007 günü görecektim,
Ali Bayramoğlu'nun deyişiyle:

Hrant Dink'in öldürülmesi çok kişi gibi
Hasan Cemal için de bir kopuş oluşturdu sanırım,
bir iç kopuş, bir entelektüel bir kopuş.
Bütün katilleri gördü.
Bütün azmettiricilerden her anlamda uzak durdu. (...)
Bu yol, içinde yaşadığı düzenin çevresinde dolaşmaya çıkması,
o düzenin zihniyetiyle kavgaya başlayıp
arasına mesafe koyması,
entelektüel olana kulak kabartması,
vicdanını gitgide öne almasıyla kıvrılıp gitti.
Şu iki kelimeyle tanımlamak isterim bu dönemi:
Merak ve ahlak...
Merak önce gelir.
Hasan Cemal genç kuşakla birlikte
toplumun farklı ve yenilenen, görünür hale gelen parçalarını,
örneğin gayrimüslimlerini, tarihin farklı kesitlerini,
örneğin 19. yüzyılın topluluk hareketlerini,
kadınlarını, çocuklarını merak etti.
Onlar olmaksızın,
onları bilmeksizin doğru hissedilemeyeceğini,
doğru durulmayacağını gördü.

Artık sevgili Hrant'ı hiçbir şey geri getiremezdi
ama onun hatırası yaşatılabilirdi.
Günün birinde eğer bu topraklarda da gerçek barış
ve demokrasi yerli yerine oturacaksa,
Hrant Dink'in hayatıyla ödemiş olduğu bedel anıtlaştırılabilirdi,
bir daha böylesi acılar yaşanmasın diye...

Geç vakit eve döndüm.
Uyuyamadım.
Yazı gelmişti!
Kalktım, bilgisayarın başına
oturup ertesi günün yazısını yazdım.

Hey sen, eline kan bulaşan!

Hey sen, eline kan bulaşan!
Sen değil misin?
Vatan hainleri diye sürekli bağıran, yazan, manşet atan...
Sen değil misin?
Ali Kemal'ler, Artin Kemal'ler diye hiç durmadan linç çağrıları yapan...
Sen değil misin?
Kanı bozuklar diye haykıran...
Sen değil misin?
Apo-Ermeni dölü diye ırkçılık yapan, Ermeni düşmanlığını kışkırtan...
Sen değil misin?
Mütareke basını diye durmaksızın düşmanlık üreten,
linç kültürünü köpürten, hedef gösteren...
Sen değil misin?
‘Kurt'lu televizyon dizileriyle şiddeti özendiren,
suçu güzelleştiren, mafya babalarını,
yeraltı dünyasının insanlarını, ramboları yücel- ten...
Sen değil misin?
"Kurşun atan da yiyen de vatanseverdir" diye hukuk dışılığı öven,
Susurluk yollarına taşlar döşeyen...
Sen değil misin?
Kıbrıs'ta çözümü, Kıbrıs'ta Annan Planı'nı savunanları vatan haini,
vatan satıcısı ilan eden...
Sen değil misin?
Kürt sorunu diyeni bile vatan haini ilan eden...
Sen değil misin?
Ermeni sorunu diyeni bile vatan haini ilan eden...
Sen değil misin?
Türkiye'nin AB yolunu savunanı bile vatan haini ilan eden...
Sen değil misin?
AB üyeliğini savunanlara karşı milli kurtuluş savaşı çağrıları yapan...
Sen değil misin?
Linç girişiminde bulunanları, milli duyguların şahlanışı,
milliyetçi kabarış diye kollayan,
demeçler veren, başyazılar yazan...
Sen değil misin?
Bir üniversite çatısı altında,
seksen yıllık cumhuriyet tarihinin
ilk ‘Ermeni Konferansı'nı toplamak
isteyenleri hain ilan edebilen...
Sen değil misin?
Seksen yıllık cumhuriyet tarihinin
bir üniversite çatısı altındaki
ilk Ermeni Konferansı için
milletin arkadan hançerlenmesi diye,
hain komplo diye demeçler verebilen...
Sen değil misin?
Türkiye'nin AB üyeliğini savunanlar için,
Kıbrıs'ta, Kürt sorununda çözüm diyenler
için İstiklal Mahkemeleri,
darağaçları kurulmasını isteyen,
hatta böylelerinin ‘cellatlığı'na bugünden talip olan,
bunun için gazete köşesinde yazılar yazan...
Sen değil misin?
Bir roman yazdığı için insanları vatan haini ilan edebilen...
Sen değil misin?
Bir konuşma yaptığı için insanları vatan haini ilan edebilen...
Sen değil misin?
Bir demeç verdiği için insanları
Türklük düşmanı ilan edebilen...
Sen değil misin?
"Ermeni soykırımı vardır" diyeni Türk düşmanı,
vatan haini ilan eden...
Sen değil misin?
Her taşın altında vatan haini, Türk düşmanı arayan...
Sen değil misin?
Her şeye siyah-beyaz bakan,
her türlü farklılığı dost-düşman
çerçevesine oturtan,
farklı olana karşı savaş çağrıları yapabilen...
Sen değil misin?
Bu ülkenin siyasetinde,
kamuoyunda,
medyasında,
internet dünyasında
‘düşman yaratma kültürü'nü hiç durmaksızın köpürten...
Sen değil misin?
Bazen oy, bazen siyasal çıkar,
bazen reyting, bazen tiraj,
bazen kâr, bazen şöhret, bazen milliyetçilik
uğruna düşman yaratma kültürü
alanında bezirgânlığa soyunan,
‘linç kültürü'ne seyirci kalan...
Sen değil misin?
Türkiye'yi siyah-beyaz ‘düşman kamplar'a bölerek,
bu ülkede demokrasinin
yolunu kesmek isteyenlere kol kanat geren,
türlü çeşitli hesaplarla bu karanlık odakları kollayan
ya da görmezlikten gelen...
Sen değil misin?..
Evet, o sensin!
Bak, şimdi senin eline de kan bulaştı,
sevgili kardeşim, değerli meslektaşım Hrant Dink'in kanı...
Görmüyor musun,
farkında değil misin?
Daha hâlâ neler söylüyor,
daha neler yazabiliyor,
daha hâlâ timsah gözyaşları dökebiliyorsun,
insaf!Hiç mi utanma duygun yok?
Eline kan bulaştı, kan!
Hrant Dink'in kanı...
İçim yanıyor. (*)


* Hasan Cemal, 1915:Ermeni Soykırımı, sayfa 80.


 

Yazarın Diğer Yazıları

Geldikleri gibi gidecekler! Geldikleri gibi gidecekler! Geldikleri gibi gidecekler!

Canan Kaftancıoğlu'nu izliyorum. Her zamanki gibi dimdik, dan dan dan konuşuyor: "Asla umutsuz olmayacağız!"

Selahattin Demirtaş'tan mektup...

"Sizler toplumun vicdanı, ortak aklı ve hakkaniyetin sesi olarak ülkemizin içinde bulunduğu tıkanıklığın aşılmasına katkı sunabilirsiniz"

Yarım yüzyıl sonra Denizler'in idamı…

Biz politikada "devrimci şiddet"ten söz ederken üç genç ipe gitti: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan...