2014'ten Rojava notları...
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

2014'ten Rojava notları...

Rojava’ya, Musul’a bir buçuk saat uzaklıktaki Til Koçer sınır kapısından girdim. Heyecanlı bir yolculuktu. Tehlikeli bir yolculuktu. Nedeni IŞİD'di...

2014'ten Rojava notları...
Kamışlı'nın en yoksul mahallesinde çocuklar 'zafer' işareti yapıyor

GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN - 7

Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla...

2014 yılı nisan ayı sonları.

İlk kez Rojava’dayım,
Suriye Kürdistanı’nda.
Bir sabah vakti erken Türkiye’nin
Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanan
900 kilometrelik güney sınırında,
Mezopotamya’nın
sonsuzluğa doğru akıp giden
yemyeşil güzelliğinin ortasından
geçerek Kamışlı’dan Derik’e
doğru yol alıyoruz.
Solumuzda, buğuluymuş gibi
sislerin içinden kendini bir ele veren,
bir saklayan heybetli Cudi Dağları...
Bu topraklar Kürdistan coğrafyası.
Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarının
buluştuğu ya da Kürdistan’ın
üç parçasının birleştiği üçgendeyiz.
Solumuzda Türkiye Kürdistanı,
Kürtlerin deyişiyle Kuzey,
karşımızda Irak Kürdistanı, yani Güney,
bizim yol aldığımız topraklar ise
Suriye Kürdistanı
ya da Rojava (Batı) Kürdistanı.
Güney’in sınır kapısı Semalka da
Dicle nehri de Zaho da
Türkiye’yle Irak Kürdistanı arasındaki
Habur sınır kapısı da, hepsi elimizin altında...
Bu coğrafyada, üç yıllık Suriye İç Savaşı
başta olmak üzere kıyamet kopuyor.

2014 yılı nisan ayı sonları, ilk kez Rojava'dayım

Yolculuğumuz kelle koltukta geçti

Rojava’ya, Musul’a bir buçuk saat uzaklıktaki
Til Koçer sınır kapısından girdim.
Heyecanlı bir yolculuktu.
Tehlikeli olan bu yolculuktu.
Bir sabah Erbil’den yola çıktık.
Musul’a yaklaşırken araba
ve şoför değiştirildi. Musul’dan sonraki
bir buçuk saatlik yolculuğumuz
tedirginlik içinde geçti.
Nedeni, IŞİD’di.
Irak Şam İslam Devleti adını taşıyan
bu Sünni örgüt, şöhretini
"kafa kesme eylemleri"ne borçluydu.
Hatta Rojava’nın Serenaki şehrindeki
bir intihar saldırısında, bir insanı
canlı canlı çarmıha gerebilecek
kadar barbarlaşmıştı.
Şiddet yoluyla korku salarak
otorite kurmanın peşindeydi.
Bu yüzden yolculuğumuz
kelle koltukta geçti.
Neyse ki IŞİD yolumuza çıkmadan,
etrafı in cin top oynayan
Til Koçer-Rabia sınır kapısından kapağı
Rojava’ya attık.

'Rojava devrimi' ne demek?

Rojava’nın Cizre Kantonu’na adım attığım
günden itibaren nereye başımı çevirsem
Öcalan’la karşılaşıyorum.
Her yerde Apo!
İçlerinde Kürt meslektaşlarımın da
bulunduğu bazıları Türkiyeli,
bazıları Suriyeli Kürtlerle bir Kamışlı
akşamında sohbet ederken soruyorum: 

“Rojava devrimi ne demek?”

Yanıtlar:

“Halkların özgürlüğü...”
“Yeni demokrasi modeli...”
“Bugüne kadar Kürdistan’ın üç parçasında
yaşamış bir Kürt genci olarak kendimi
ilk kez özgür hissettiğim bir devrim...”
“Halkların birliği...”

İkinci sorum:

“Kürtler bu devrimin neresinde?”

Yanıtlar:

“Devrimin öncülüğünü
şu anda Kürtler yapıyor.”
“Öncülük Kürtlerde...”

Üçüncü sorum:

“Öcalan, Rojava devriminin neresinde?”

Yanıtlar:

“Apo, Rojava devriminin felsefesidir.”
“Apo belkemiğidir bu devrimin.”

Dördüncü sorum:

“PKK bu devrimin neresinde?”

Yanıt:

“PKK bu devrimin merkezidir.”

Sakin, sessiz bir yapayalnızlık

Derik’te misafir kaldığım evdeki
yer yatağından horoz sesleriyle
erken uyandım.
Etrafı yüksek duvarla çevrili küçük bahçeye
çıkıp plastik sandalyelerden birine oturdum.
Sakin, sessiz bir yapayalnızlık...
Hurma ağacı... Limon, portakal ağaçları...
Sarı, kırmızı, mor güller...
Gülleri seyre dalarken annemi,
Ayşe Cemal’i hatırladım,
mor güllerden ne güzel reçeller yapardı.
Karşımda, ev sahibimiz Bave Tarık,
asıl adı Behzat.
Rojava Kürtlerinin bir geleneği var.
Ailenin en büyük oğlunun
–veya küçük de olsa ailenin tek oğlunun–
adıyla çağrılırmış baba...
Behzat dersen kimse bilmezmiş, ille de ‘Bave
Tarık’ (Tarık’ın babası) diyeceksin ki bilsinler.
Küçük kızı Ronahi’ye takılıyorum:

– Bu duruma kızlar isyan etmiyor mu?

Gülüyor:

Evet evet, isyan çoktan başladı bile...

Üç erkek, üç kız çocuğu var Bave Tarık’ın.
Küçük oğlu 16 yaşında dağa çıkmış,
PKK saflarında, şimdi Zap tarafındaymış.
Arada bir telefonla aradığını söylüyor.
"Ortanca oğlu hayırsız çıkmış", İstanbul’daymış.
Bir kızı evlenmiş, kocası ve dört çocuğuyla
birlikte Norveç’e göç etmişler.
Bave Tarık, “Karı koca çalışmıyorlar,
çocuklar da okulda. Dünyada böyle
memleketler de var ” diyor.
Yanındaki iki kızından biri
ziraat mühendisliğini bitirmiş.
Küçük kızı hukuk okuyormuş.
Duvarda, küçük oğlunun dağdan
gerilla kıyafetiyle gönderdiği fotoğrafı gösteriyor.
Yan yana asılı başka fotoğraflar da var duvarda.

Bave Tarık, Öcalan'la fotoğrafını ve ölen yeğeninin fotoğrafını duvara asmış

Yeğeniymiş, adı Heyat. “Asayiş gücündendi,
8 Ekim 2013’te Derik’in kurtuluşunda
şehit düştü” diyor Bave Tarık, hüzünlü bir sesle.
Duvardaki bir başka fotoğrafı gösteriyor: 

“Bu da erkek yeğenim.
O da geçen ay Kobani’de çetelerle,
IŞİD ile savaşırken şehit oldu.
Bir de amcam,
Kuzey’de,
Botan’da şehit düştü 1989’da.”

Bave Tarık 52 yaşında.
Türkçe bilmiyor.
Çevirmen aracılığıyla anlaşıyoruz.
Duvardaki bir başka fotoğraf,
Öcalan’la kendisini gösteriyor.
Hikâyesini anlatırken gurur duyan
bir hâli,
üslubu var:

“27 Kasım 1990’dı,
PKK’nin kuruluş yıldönümü,
o gün
Şam’da Apo’yu ziyaret ettim.
1983’ten itibaren PKK saflarına
katılmıştım.
Çünkü halk için çalışıyordu.
Sosyoloji okumuştum
Şam’da.
Ama rejim bana hiç iş vermedi.
Derik’te Muhaberat ta
rafından
kaç kere tutuklandım, işkence gördüm.
Şimdi Derik’te
akaryakıt
dağıtım işinde çalışıyorum.”

Yer sofrasında kahvaltıya oturuyoruz.
Sac ekmeğini önce geniz yakan
zeytinyağına batıracaksın,
sonra çeşitli baharat ve susamla
karıştırılmış kahverenkli zahtere banıp,
koca lokmayı kopkoyu çay eşliğinde
afiyetle mideye indireceksin.
Bir tabak da makdus var.
Zeytinyağına yatırılmış küçük
salamura patlıcanların içi ceviz,
kırmızı pul biber, sarımsak, susam,
bademle doldurulmuş, değişik bir tat kahvaltı için.
Ayrıca katı yumurta, zeytin, yoğurt,
yeşil zeytin, helva ve de hurma pekmezi...

“Apo’nun modeli”

Yer soframızda kahvaltımızı ederken
bir ses patlıyor dışarıdan,
kamyonetin üstündeki hoparlörlerden
gelen bir haykırış.
Avazı çıktığı kadar bağırıyor: 

“Bugün eylem sırası Derik’te.
Hendeğe gitmek üzere saat ikide
Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda toplanacağız.”

Kapıda, ayakta duran ve hiç konuşmadan
sadece bize hizmet eden Bave Tarık’ın
beyaz yemenili güler yüzlü karısı
bana el işareti yapıyor,
ben de gideceğim
eyleme diye.

(...)

Rojava Devrimi’yle birlikte
bir örgütün adı
ön plana çıkıyor:

TEV-DEM.

Türkçe açılımı Demokratik Halk Hareketi.
Bu bir çatı örgütü.
Veyahut:
‘Rojava Devrimi’ni örgütleyen bir siyasal hareket.
İçinde PYD dahil altı siyasal parti, birçok sivil toplum örgütü,
kadın ve gençlik kuruluşları
yer alıyor.
TEV-DEM her şehirde, her kasaba ve köyde,
mahallelerde örgütlenmiş durumda.
Hepsinin kendi halk meclisleri, komünleri,
halk evleri var. Tabanda alınan kararlar
uygulanmak üzere yukarı, belediyelere
doğru geliyor. Nedir bu örgütlenme
deyince, yanıt hazır: 

“Önder Apo’nun demokratik özerklik modeli.”

PKK bunun neresinde diye sorunca da,
özet yanıt şöyle geliyor:

“Esas örgütleyici güç PKK.
Ama daha çok arka planda...
Kendi bilgisini, birikimini,
deneyimini Rojava’da aktarıyor.”

Biri de, PKK ile Rojava Kürtlerinin
iç içeliğine işaret ediyor:

 “Kuzey’de savaşırken, PKK saflarında
şehit düşen 5 bin Rojavalı Kürdü unutmayın.
Fehman Hüseyin gibi
en önde gelen askerî liderler gibi,
ismi kamuoyunda fazla bilinmeyen
komutanlar da vardır PKK’de,
Rojava Kürtleri’nden.”

Fehman Hüseyin'le dağda...

“Kadın Düşünce Akademisi"

Rimelan’da, büyük bir bahçe içinde,
yemyeşil ağaçlar arasında tek katlı güzel bir ev.
Kadın Düşünce Akademisi.
İdeolojik eğitim veriliyor.
Bir sınıfa giriyorum, duvarda Öcalan’ın
renkli fotoğrafının altında şu yazılı: 

“Kadın öncülüğünde demokratik
meclislerin inşası.”

Bu dönemin konusu buymuş...
20-25 gün süren her dönemin konusu farklı.
Her devrede, değişik kurumlardan
35-40 kişilik kadın grupları
eğitim görüyor. Bir sınıfta
her yaştan kadınların arasına oturup
bir hatıra fotoğrafı çektiriyorum.
Dersin öğretmeni sarışın bir genç kız.
İsmi Ayhan.
Akademinin yöneticisine gelince
Kuzey’den, Türkiye Kürdistanı’ndan
genç bir kadın, adı Dorşin...

Anlatıyor:

“Ayhan’a ismini, Kuzey’de şehit olan
PKK’li bir gerilla koymuş.
Babası kanserden genç yaşta ölüyor,
annesi başkasıyla evlenip
Türkiye’ye göçüyor.
Annesine küsüyor, bir daha görmüyor.
Amcası, Ayhan’ı kendi oğluyla
evlendirmek isteyince,
yüzüğü amcasına
gerisin geriye veriyor.
Amcaoğlu bunun üzerine dağa çıkıyor,
bir süre sonra PKK saflarında şehit düşüyor.
Ayhan da Rojava Devrimi’yle birlikte,
Kürtçesi Yekitiye Star olan
Kadın Meclisleri’ne katılıyor.
Kendine amaç olarak da
'kadın özgürlüğü’nü seçiyor.”

Akademinin koridorlarında elinde
bir dal parçasıyla koşuşturan
üç dört yaşında bir oğlan çocuğu dikkatimi çekiyor.
Cin gibi, simsiyah saçlı, zeytin tanesi gibi
siyah gözlü. Hem ilgi gösteriyor,
hem kaçıyor benden. Yakalayıp bir fotoğraf
çektirmek istiyorum ama nafile.
Onun da bir hikâyesi var:

“Babası Arap, annesi Kürt...
Babasıyla amcası bize karşı savaşan
El Nusra’dalar. Annesi ise
devrimden bu yana Kadın
Evi’nde, bizimle çalışıyor.”

2014'te kurulan meclis ve hükümet

Amude çarşısı canlı.
Bir büyük binanın önünde duruyoruz.
Eskiden şehrin kültür merkeziymiş.
Şimdi Cizre Kantonu Yasama Meclisi.

Meclis Başkanı Hakem Hallo,
Başbakan Ekrem Huso, bazı bakanlar
ve bakan yardımcıları tarafından bahçede
karşılanıyoruz.
Meclis 6 Ocak 2014’te,
hükümet 21 Ocak 2014’te kurulmuş.
Her ikisinin de geçiciliğine
özellikle vurgu yapıyorlar.
Meclis kurucu nitelik taşıyor.
Meclis Başkanı ‘Kurucu Meclis’le
ilgili olarak şunları söylüyor:

“Kurucu Meclis’in içinden
19 kişilik bir komite seçildi,
anayasa niteliğindeki bir
‘toplumsal sözleşme’yi hazırlamak için.
Sözleşmenin temel ilkelerine gelince:

 Demokratik yönetim...
Kimseyi dışlamayan çoğulcu yönetim...
Temel hak ve özgürlükler...
Suriye’nin bütünlüğü...
Katı olmayan, değişemez maddeleri olmayan
bir anayasa yazıldı.
Bu arada bir siyasal
partiler yasası çıkardık.
Bir seçim yasası hazırlanıyor.
Bağımsız bir yüksek seçim kurulu
oluşturmak için çalışmalarımız var."
 

Başbakan Ekrem Huso’yla
bir ara çay ocağında oturup sohbet ediyorum.
Duvarda renkli bir resim dikkatimi çekiyor,
Öcalan, Murat Karayılan, Fehman Hüseyin kartpostalı...
Başbakan, hükümette kadın oranını
yüzde 41 olarak veriyor.
Henüz cumhurbaşkanları olmadığını,
bu makama Meclis Başkanı’nın vekâlet ettiğini belirtiyor.
"Toplumsal sözleşme" sözleşmeyi
10 Kürt, 10 Arap, 10 Süryani, 10 da Türkmen,
Keldani, Ermeni gibi "diğerleri"nden oluşan
40 üyeli bir komisyon yazmış.

Aylar süren kanlı çatışmaların ardından Serekani'de savaş manzaraları

Kürtçesi Serekani.
Arapçası Resulayn.
Türkçesi Ceylanpınar.
Kıyamet geçen yıl burada kopmuş.
Betondan ve kumdan duvarların arkasında
saklı ve bir yıldan beri kapalı
Ceylanpınar sınır kapısında,
TEV-DEM’den bir Türkmen anlatıyor,
ben dinliyorum:

“Esas çatışma, acımasız olanı
Serekani’de yaşandı. Stratejik bir yerdir.
Bu şehri ele geçirip moralman da
bizi yıkmak istiyorlardı.
Yapamadılar.” 

Sınır kapısının Rojava tarafında
savaşa ait izler çok taze.
Duvarlar delik deşik.
Bazı binalar yakılmış yıkılmış.
Anlatıyor:

“Serekani bir küçük Suriye’dir.
Araplar, Kürtler, Süryaniler, Asuriler,
Keldaniler, Ermeniler...
Bir de dört yüzyıl önce Osmanlı döneminde
buraya göç ettirilmiş benim gibi Türkmenler
ve Çeçenler, Çerkesler...
DAİŞ, radikal İslamcı çeteler burayı
ele geçirseler, Rojava devrimine
büyük bir darbe indireceklerdi.
Olmadı, yapamadılar,
YPG’yi, halkı yenemediler.”

Serekani zaferinin Rojava’ya karşı
genel siyasal havayı değiştirdiğini belirtiyor
ve bu sayede çetelerin Irak sınırına
kadar temizlendiğini,
böylece Til Koçer sınır kapısını da
ele geçirdiklerini söylüyor.
Til Koçer açılmış ama bu kez
Türkiye’yle Ceylanpınar sınır
kapısı kapanmış,
duvar ve kum tepeleriyle de sımsıkı örülmüş.

(...)

Serekani sınır kapısında bir akşamüstü kahvelerimizi
içerken, Ceylanpınar kapısına çekilmiş
yüksek duvarı seyrediyorum.
Duvarlar, dikenli teller...
Ve barış...
Ortadoğu’nun malum çıkmazı.
Evet öyle, duvarla barış,
dikenli telle barış bağdaşmıyor.
Dinliyorum: 

“Şimdi buradaki Araplar da gördüler,
IŞİD’in, el Nusra’nın, Gureba el Şam’ın,
Ahfad el Rasul’un, Ehrar el Şam’ın,
o radikal İslamcı örgütlerin
ne anlama geldiğini, onlar gelince
neler olacağını. Mesela Halep’ten biliyorlar,
üç Arap'ın kafasının nasıl kesildiğini.
Halep’in, Hama’nın, Humus’un ve Şam’ın
varoşlarının nasıl harabeye döndüğünü,
günlük hayatın nasıl bir perişanlık
içinde olduğunu, yiyecek bir şeyler bulmanın
ne kadar çetin bir iş olduğunu çok iyi biliyorlar.
Onun için Suriye geneline kıyasla Rojava cennet sayılır.”

* * *

2014 yılının nisan ayında Rojava'da,
Suriye Kürdistanı'nda
Kürt meslektaşım Erdal Er'le
geçirdiğim günlerin kısa notları böyleydi.

İlgili İçerikler