Altın toprağın altında değil, üstünde; para meyvenin kabuğunda!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Altın toprağın altında değil, üstünde; para meyvenin kabuğunda!

“Birinci patika, mevcut ithalat–ihracat asimetrisinin ve hammadde ihracatı–ileri ürün ithalatı denkleminin sürdürülmesidir. İkinci patika, tarımsal hammadde, yan ürün, coğrafi avantaj ve mühendislik kapasitesinin ardışık biyorafineri mantığı altında entegre edilmesiyle biyoekonomiye geçişin başlatılmasıdır. İkinci patikanın yapısal iskeleti Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı ile kurulmuş; eksik olan halka pilot ölçek köprüsüdür. Üretim proseslerinin pilot ölçekte doğrulanması gerekiyor"

Altın toprağın altında değil, üstünde; para meyvenin kabuğunda!

Son dönemde memleketin tüm dereleri ellerinde eleklerle altın madenciliği yapan insanlarla doldu. ‘Kırıntı madenciliği’ yöntemiyle dere yataklarındaki toprağı eleklerden geçirenler, bir iki gram altın hasat etme umuduyla günlerini hatta haftalarını dere kenarlarında tüketiyor.  

Diğer yandan ormanlar, milli parklar, tarım arazileri, zeytinlikler de altın madenciliğinin kıskacı altında. Türkiye’nin hemen her yöresinden, altın madeni sondajlarına yönelik tepkiler yükseliyor.  TEMA Vakfı’nın verilerine göre, 29 ilin toplam yüzölçümünün %67’si için madencilik ruhsatı verilmiş. Muğla’nın yüzde 68’i maden için ruhsatlandırılmış. Giresun’un yüzde 85’i, Rize’nin yüzde 82’si, Kütahya’nın yüzde 92’si, Gümüşhane’nin yüzde 93’ü…

Oysaki gerçek altın, toprağın altında değil üstünde! Her yıl milyonlarca tonluk biyohazineyi hiç değerlendirmeden kaybediyoruz. Ve istikbalimizi, endemik bitki çeşitliliğimizde değil, biyoçeşitliliğe büyük darbe vuran, madencilikte arıyoruz.

Halbuki, doğanın bize sunduğu bitkilerin sadece yüzde 10’unu, biyoteknolojiyle katma değerli ürünlere çevirebilsek, milyarlarca dolar kazanç elde edebiliriz. Nasıl mı? Birçoğu atığa dönüşen ya da hayvan yemi olan bitkilerden; uçucu yağ, lif, antioksidan, protein gibi katma değerli bileşenler elde ederek.

Mesela nar.  Nar kabuğundaki antioksidan, narın kendisinden 5-10 kat fazla. Fındık zarının antioksidan kapasitesi fındığın 100 katı. Zeytin yaprağındaki oleuropein, zeytinyağından yüzlerce kat yoğun. Buğday kepeğindeki ferulik asit, kozmetikte kilogramı 150-500 dolara satılıyor ve buğdayın kendisinden 500 kat daha değerli. Ve çoğu zaman satılamadığı için çöpe dökülen ya da tarlada hayvanlara yedirilen marul. Marulun içindeki laktusin ve laktukopikrin maddeleri ekstrakte edildiğinde, kilogram fiyatı 50 ila 600 dolar arasına çıkıyor. Aynı bitki. Farklı işlemle 100 kata varan fiyat farkı...

Biyoekonomi geleceğin işi

Bu rakamlar, endüstriyel bilim insanı Can Kayacılar’ın hazırladığı “Posa Ekonomisi: Türkiye'nin Görünmeyen Biyoaktif Hazinesi" adlı rapordan… Kayacılar, toprağın hafızasıyla barışık üretim düzeni olan biyoekonominin, geleceğin işi olduğu görüşünde.

Can Kayacılar

Türkiye'nin acilen tarımsal üretim havzalarıyla uyumlu biyorafineri tesislerine ihtiyacı olduğunu savunan Kayacılar, bitkilerden elde edilebilecek yüksek katma değerli bileşenlerin, kalkınmanın ana anahtarı olabilecek potansiyele sahip olduğunun altını çiziyor;

“Fosil çağının "kazıp tüket, atıp unut" mantığının tersine, biyoekonomi her posada, her kabukta ekonomik değeri yüksek onlarca bileşen, her yan üründe ikinci bir hayat arar. Milyonlarca insanı doyuracak, ülkeyi geleceğe ışık hızıyla taşıyabilecek temel yaklaşımdır aslında. Dünya çapında yaklaşık 60'tan fazla ülke, biyoekonomiyi ulusal düzeyde stratejik bir öncelik olarak kabul etmiş durumda. Bizim için de ithal eden değil ihraç eden Türkiye, tüketen değil dönüştüren bir nesil hayal değil.”

Bitki bazlı katma değerli biyobileşenler alanında çalışmalar yapan Kayacılar’ın ürün bazında hazırladığı raporlardan bazı veriler paylaşayım sizinle. Belki, toprağın üzerindeki hazine daha somut bir biçimde kavranır.

Bitkilerden girişimcilik fırsatları

İncir. Türkiye, dünya incir üretiminde lider. Her 4 incirden 1’i Türkiye’de üretiliyor. Ama biz bu meyvenin yaş ve kurusunu, ya da reçelini dünyaya satıyoruz. Oysaki incirin yaprağı da en az incir kadar değerli. İçerdiği Psoralen bileşeni Vitiligo tedavisinde kullanılıyor. Çekirdeği Omega-3 ve E vitamini zengini. Sütündeki ficin enziminin tonu 50 bin dolar. Kabuğu faydalı lifler içeriyor. 

Ya da Kekik. Kekikte biyoçeşitlilik zenginiyiz. 77 doğal kekik türümüz var ve bu çeşitlilik dünyada başka hiçbir ülkede yok. Ama büyük bölümünü kilogram başına 2-4 dolara kuru baharat olarak satıyoruz. Halbuki o yaprakların içinde karvakrol ve timol bileşenleri var. Saf karvakrolün kilogram fiyatı 500 dolardan başlıyor. Baharat olarak 3 bin dolar eden 1 ton kekik, biyorafineri modeliyle 60 bin dolara dönüşüyor.

Ve fındık. Fındıkta da dünya lideriyiz. Ham fındığın tonunu ortalama 9 bin 500 dolara ihraç ediyoruz.  Aynı fındığın kabuğundan üretilen aktif karbonun tonu da 3-6 bin dolar seviyesinde. Fındığın zurufundan çıkarılan giffonin ekstraktının değeri ise 25 bin dolar. İç zarından elde edilen yaşlanma karşıtı serumun hammaddesi 35 bin, filberton aroması ise 40 bin dolara alıcı buluyor.

Biyorafineri nedir?

İşte bu yüzden Can Kayacılar, Türkiye’nin her bölgesine, bitkisel kaynaklardan katma değerli bileşenler üretebileceğimiz biyorafineriler kurulması gerektiğini söylüyor. Aslında dünya da bu potansiyelin farkında. Avrupa Birliği ülkeleri, biyoekonomiden 2023 yılında 2,7 trilyon Euro'ya varan katma değer üretmiş ve yaklaşık 17,1 milyon kişiye istihdam sağlamış. Çin’in 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda temel hedeflerden biri biyorafinerilere dayalı katma değerli bileşenler üretmek. Hindistan’ın biyoekonomisi 2014'te 10 milyar dolar iken, 2025 yılının sonunda 195,3 milyar dolara yükselmiş. Sektörün 2030 hedefi 300 milyar dolar.

Peki nedir biyorafineri? Kayacıları’ın raporundan aktaralım; “Çağdaş biyorafineri yaklaşımı ardışık (kaskad) ekstraksiyon ilkesine dayanıyor.  Sistem, tarımsal ürünün yan bileşeni ya da atığından, farmasötik kaliteli biyoaktif bileşenler, gıda amaçlı kaliteli fonksiyonel bileşenler, hayvan yemi bileşenleri, biyo bazlı malzemeler (biyoplastik, biyokompozit) ve enerji geri kazanımı (biyogaz, biyokömür) üretilmesini içeriyor.”

Bu sistemi zeytin yaprağı örneği üzerinden somutlaştırdığımda şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz; Zeytin hasadında açığa çıkan zeytin yaprakları, klasik senaryoda ya kompost olarak toprağa gömülüyor ya da doğrudan yakılmaktadır. Bu durumda ton başına elde edilen ekonomik değer 30–80 dolar aralığında kalıyor. Ardışık kaskad biyorafineri modelinde ise aynı hammaddeden sırasıyla; su/etanol ekstraksiyonu ile oleuropein ve hidroksitirozol bakımından zenginleştirilmiş polifenol fraksiyonu (nutrasötik ve kardiyovasküler sağlık ürünleri için), ardından maslinik asit ve oleanolik asit izolasyonu (farmasötik ara ürün), sonrasında mannitol geri kazanımı, son aşamada ise kalan lignoselülozik matristen aktif karbon ve biyokömür üretimi gerçekleştirilebiliyor. Bu entegre işleme sonucunda ton başına 3 bin 500 dolara varan bir gelir sepeti elde edilebiliyor.

Yerel Kalkınma Hamlesi ile biyorafinerilere destek

Can Kayacılar’ın vurguladığı biyorafineri ağı, Sanayi ve Teknolji Bakanlığı’nın açıkladığı; Yerel Kalkınma Hamlesi Destek Programı'nın da ana unsurlarından biri. Çanakkale ve Kilis gibi zeytin üretimin yoğun olduğu bölgelerde, "Zeytin ve Atıklarından Katma Değerli Ürün Üretimi"ne yönelik teşviklerin verilmesi öngörülüyor.

Adana, Mersin, Malatya, Isparta, Tokat, Niğde, Bilecik, Yalova’da, meyve ve sebze atıklarından; pektin, doğal renklendirici/pigment, selüloz, hemiselüloz, diyet lifi, meyve tozu/granülü, uçucu yağ, süperkritik karbondioksit ekstraksiyonu ile bitkisel özlerin üretimi desteklenecek.

Şanlıurfa’da da pamuk atıkları ve yan ürünlerinden, selüloz, selüloz nitrat, selofan, kâğıt, boya, vernik, tıbbi ve medikal ürünler, biyokompozit, yalıtım, filtrasyon, ambalaj ürünlerinin üretimine projelere teşvik verilecek.

Antalya, Artvin, Trabzon ve Düzce’de ise bitkisel ekstrakt, gıda takviyesi, düşük glisemik indeksli bar ve toz karışımlar, kozmetik ürünler, farmakolojik ürünlerin üretimiyle alakalı biyo-girişimciliğe yönelik destekler söz konusu.

İki ayrı patika

Destek Programı’nda; deniz ürünleri, süt ürünleri, mantar ve odun dışı orman ürünleri, bakliyat ve çay gibi farklı tarımsal ürünlere yönelik teşvikler de var. Tabii bunların hayata geçirilmesi için politika ile sahadaki gerçeklerin uyuşması gerekiyor.

Bu noktada Türkiye’nin önünde iki ayrı patika bulunduğunu belirten Kayacılar’ın somut önerileri şöyle; “Birinci patika, mevcut ithalat–ihracat asimetrisinin ve hammadde ihracatı–ileri ürün ithalatı denkleminin sürdürülmesidir. İkinci patika, tarımsal hammadde, yan ürün, coğrafi avantaj ve mühendislik kapasitesinin ardışık biyorafineri mantığı altında entegre edilmesiyle biyoekonomiye geçişin başlatılmasıdır. İkinci patikanın yapısal iskeleti Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı ile kurulmuş; eksik olan halka pilot ölçek köprüsüdür. Üretim proseslerinin pilot ölçekte doğrulanması gerekiyor.

Devlet destekli bölgesel laboratuvarlar kurulmalı

On bir biyorafineri kümesinin her birinde, hammadde kaynağına yakın konumlanmış onlarca pilot tesisin kurulması önerilmektedir. Tesisler, 500 kg – 10 ton/gün işleme kapasitesinde, paylaşımlı kullanıma açık, bileşen başına 1–3 milyon dolarlık yatırım gerektiren birimler olarak tasarlanmalıdır. Diğer yandan programdaki analitik altyapı yatırım yoğunluğu, her pilot tesise tam donanımlı laboratuvar kurulmasını ekonomik açıdan uygunsuz kılmaktadır. Bunun yerine beş bölgesel eksen üzerinde Marmara (İzmit–Gebze), Ege (İzmir), Akdeniz (Adana–Mersin), Karadeniz (Trabzon–Samsun) ve İç Anadolu (Ankara–Konya) konumlanmış standardizasyon merkezleri kurulabilir. Bu merkezler, ürünlerin saflık tayini, bileşen profili, mikrobiyolojik ve toksikolojik doğrulama ile çapraz kalibrasyon protokollerini yürütür. Ayrıca pilot tesisler ve standardizasyon merkezleri, kamu–özel ortaklığı modeli üzerinden işletilebilir.”

İlgili İçerikler