Bu fotoğrafta gördüğünüz çocuğun gözlerindeki ışıltıdan daha önemli bir iktidar, makam, kavram ve kutsal yoktur.
O makamları işgal edenler, o iktidar sahipleri, o sadece kendi kutsallarına saygı isteyip geriye kalanı zerre umursamayanlar aksini söyler.
İnanmayın.
Bu fotoğrafta gördüğünüz çocuğun gözlerindeki ışıltıdan daha mühim bir şey yoktur hayatta.

* * *
Ancak onlar bize öğretmeye çalışıyorlar.
Veysel, bundan yedi yıl önce 10 Ekim sabahı, babası, "hadi gel" dediğinde, çağla yeşili gözleriyle gülümseyerek koşturdu ardından.
Terörist diye stadyumda, üstelik milli takımın maçında, üstelik öldürüldüğü günün hemen sonrasında diğer ölenlerle birlikte, Barış Mitingi'nde öldüğü için yuhlanan Veysel.
Gitmesini istemeyen annesinin kalbini, "Gülümse yeter" diye tavlayıp, kocaman gülümsemesiyle ısıtıverip çıktı evden.
Babası İbrahim'in eline yapıştı evden çıkar çıkmaz.
Tamamını "dinsiz, imansız" diye nitelerler onlar elbette ama Veysel'in babası İbrahim Atılgan, hacca gidip geldiğinden, ailenin "hacı abisiydi."
Üç kız çocuğunun ve Veysel'in babası.
* * *
Veysel'i o sabah götürmeyecekti Ankara Garı önüne aslında. Ama Veysel babasına kanmadı.
Erkenden kalkıp anahtarı sakladı saksıya, sonra babasıyla gidemeyeceği için yeşil yeşil ağladı.
Babası dayanamadı, kim dayanabilirdi zaten o çocuk ölümünden bile düşmanlık çıkartanlardan başka.
"Çabuk giyin" dedi, Veysel, uçtu uçtu kanatlandı.
8 yaşında bir erkek çocuğunu mutlu etmek pek kolaydır.
Kolayca mutlu oluverdi Veysel.
* * *
Ankara Garı önünde davullar çalıyordu, renk renk bayraklar, halaylar…
Bütün dertleri "çatışmalar bitsin" diyebilmek olan insanlar, kalabalık.
Babasının elinde, etrafı izliyordu Veysel, küçük bir oyun, çocuklar öyle yapar, küçük bir oyun arıyordu belli ki.
Babası, arkadaşlarıyla konuşurken eli elindeydi, yeşil gözleri dört bir yanda.
* * *
Türkiye'de bir yerden bir yere kontrole takılmadan gitmek imkansızdır neredeyse.
Yüzlerce kilometre yolu, üzerlerindeki bombalı yeleklerle gelen iki canlı bomba alana girdi aynı saatlerde.
Gelecekleri biliniyordu.
Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün istihbarat raporunda böyle yazıyor, bu eyleme yönelik terör saldırısı istihbaratının alındığı.
Ancak hiç olmadığı kadar hafifti güvenlik önlemleri. Sıradan bir 1 Mayıs eylemindeki önlemler kadar bile önlem yoktu.
Ankara'da bırakıldıktan sonra taksiyle Ankara Garı'nın önüne gelmiş iki canlı bomba, saniye farkıyla üzerlerindeki bombayı patlattı.
10 Ekim 2015'te Ankara'da Gar Meydanı'nı görmemişseniz, acıyla ilgili bütün tarifleriniz inanın eksiktir.
* * *
"Veysel de mi?" diye sordular telefonda, "Sadece İbrahim Atılgan değil, oğlu da mı?"
"Veysel de…"
Videoları çıktı sonradan. Meğer avukat olmayı, tablet almayı istiyormuş Veysel.
Büyümek istiyormuş. Annesi hep gülsün istiyormuş.
Ölmelerine bile bu kadar nefret duyulacağını ne bilsin. Dünyayı bilmek istiyormuş.
* * *
Öyle değil o işler.
Mühim adamlar bilir bu işleri.
"Kokteyl terör" der mesela ülkenin başbakanı. Doğru olmadığını bile bile söyler. Yakında seçim var. Gerekir böyle sözler.
Yüzlerce, hayır binlerce, hayır milyonlarca kişi, ölen insanların, bomba patlamadan önce, bin yıllık bir marş eşliğinde halay çektiğini belirterek, "Bombanın patlayacağını biliyorlar, marşın sözlerinde var" der misal.
Kötülüğün tarifini aramayın, budur.
Ve ciddi ciddi bunu söylediler.
* * *
Ölenler haindir onların gözünde. Sevmedikleri bir mitinge gitmişlerdir. Anıtları dikilemez, makbul değillerdir.
Altını çizerek söyleyelim:
Veysel, bu ülkenin karar vericilerinin gözünde makbul bir çocuk değildir.
Bu yüzden istihbarat raporuna rağmen önlem almayan kamu görevlileri yargılanmaz.
Bu yüzden Gar Meydanı'na anıt dikilmez.
Bu yüzden onlarca IŞİD'li yakalanmasına rağmen, katliamın asıl sorumlularından olan 16 firari IŞİD'liden bir tanesi tam yedi yıldır yakalanmaz.
Ve bu yüzden, bir sene olsun yakınlarının o meydanda o insanları anmasına izin verilmez.
Ve bu yüzden, bir sene olsun, büyük büyük yetkililerden biri bile kıymetli mesajlarından birini yayımlamaz.
* * *
Bu ülkenin bir düzlüğe çıkamamasının nedeni o miting alanında ölenler değil, tam da bu düzenin sürmesini isteyenlerdir. Sloganlara, hamasete prim verenler, Veysel'e üzülmeyen, içi yanmayan, komplo teorileri ile ölümün üzerini örtmek isteyenlerdir.
Yedi yıldır insanları mahkemelerde perişan eden, yakalanan IŞİD mensuplarını serbest bırakan, elinde tuttuklarının 10 Ekim'le ilgili bilgisini almayan, Türkiye'deki örgüt hücrelerine konjonktür uygun değilse dokunmayan kimse, bu ülkenin düşmanı onlardır.
Fikrini söyleyen, mitinge katılan, farklı fikirlere katılmadığını açıkça söyleyenler değil.
Yedi yıl olmuş Veysel gözlerini kapatalı.
Ankara Gar Katliamı'nın üzerinden yedi yıl geçmiş.
Yedi metre yol gidilememiş, yedi yılda.
Altılı masa, Cumhur ittifakı, seçimler, iktidarlar, muhalefetler, koltuklar.
Çağla yeşili o gözlerin ışığının sönmesinden önemli değil, hiçbiri inanın önemli değil.
Bunca insan, bunca aile, bunca sevda, bunca hayat…
Bütün kelimeler, mevsimler, geçen yıllar, hayal bu ya, bir gün bütün bir ülke bunu anlayabilir ve gerçekten hesabını sorabilirse hep birlikte, o zaman bir anlam bulacaklar.
|
Gökçer Tahincioğlu kimdir? Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı. Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü. Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor. |


