Türkiye’ye özgü siyaset, iki vahim “hafıza” ve “hakikat” örneği
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Türkiye’ye özgü siyaset, iki vahim “hafıza” ve “hakikat” örneği

AKP yönetiminde, AKP’nin kurucu kadrosundan Erdoğan dışında neredeyse kalan isim yok. AKP’ye yakın isimler, CHP’nin çıkardığı adaylar ve CHP seçmeni ile eğlenmeye çalışırken anımsamaz elbette. Ama tarihten gördüklerimiz öyle değil. Misal 2003 yılına ya da AKP’nin değiştirdiği gömleği yeniden değiştirmeye başladığı yıllara dönelim

Türkiye’ye özgü siyaset, iki vahim “hafıza” ve “hakikat” örneği

Günler öylesine hızlı geçiyor, olaylar o kadar sık birbirine karıştırılıyor ki hafızayı diri tutmak elbette kolay değil.

Ancak eski Yeşilçam filmlerindeki gibi ani bir hareket, bir tokat, bir kaza, şoke edici herhangi bir davranış gözlerin açılmasını da sağlayabiliyor.

Belki ihtiyacımız olan tamamen budur, bu filmlerdir.

***

İlk şoklardan birini bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan yarattı.

Görevden alınan, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve İBB çalışanları hakkındaki iddialarla ilgili olarak CHP’nin aldığı tutum ortada.

İstanbul Başsavcısı’nın siyasetin güdümünde hareket ettiğini her fırsatta söyleyen, yargının siyasetin aparatı haline geldiğini sıkça vurgulayan CHP lideri Özgür Özel, geniş ve tutkulu bir destek de alıyor.

AKP’lilerin ve AKP adına televizyonlarda sıralanıp aslında aynı cümleleri farklı tonlarda söyleyenlerin de bu durumdan çok rahatsız olduğuna kuşku yok.

Yargının yaptığı iş ve işlemler konusunda kesin bir kabul bekliyorlar ve bulamıyorlar.

Benzer sahneleri yaşadık elbette, o kadar da hafızasız değiliz.

Her gün insanların özel hayatını deşifre eden yayınları, özel hayata dair istihbari dinleme kayıtlarını, video kayıtlarını bütün Türkiye izledi.

Bu kayıtları yasadışı olduğu ya da özel hayatı ilgilendirdiği gerekçesiyle yayımlamayan gazeteciler için “terörist, hain” diyenleri de anımsıyoruz elbette.

***

CHP’nin İmamoğlu tutumu ile ilgili yaşanan rahatsızlığı Cumhurbaşkanı Erdoğan dillendirdi.

Erdoğan, "Şiir okuduğumuz için ceza aldığımız davada da partimize açılan kapatma davasında da duruşumuz bellidir. Haksızlığa uğrasak da kimseyi tehdit etmedik, kimseye hakaret etmedik yargıyı tanımıyorum demedik. Savunmamızı yaptık, yargının verdiği karara teslim olduk. CHP'nin pusulası bozulmuş, siyasi kıblesi şaşmıştır" sözleriyle, en zor zamanda dahi yargıya teslim olduklarını anlattı.

Türkiye’deki parti kapatma davaları birbirinden vahimdir, buna kuşku yok. Ancak AKP’nin tarihinin de “yargıya teslim olma” tarihi olarak anılamayacağı ortada.

***

Misal, 2003’e dönelim.

Okuduğu şiir nedeniyle hapis cezası alan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bırakmak zorunda kalan Erdoğan’ın, cezasını yatıp çıktığı yılların hemen sonrasına.

Milli Görüş geleneği ile olan bağlarını, “gömlek değiştirdik” söylemiyle keserek, geniş bir ekiple AKP’yi kuran kadro, 2002’deki seçimi açık ara kazanmayı başardı ancak Erdoğan’ı Meclis’e sokamadı.

Yüksek Seçim Kurulu, Erdoğan’ın seçilme yeterliliğine sahip olmadığına karar verdi. Erdoğan, aynı günlerde İBB Başkanı olduğu dönemde hakkında açılan onlarca dava ile de boğuşuyordu. Yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma gibi iddialarla açılan davaların herhangi birinden hüküm giymesi durumunda yolları yeniden kapanacaktı.

Ancak CHP’nin desteğiyle yollar açıldı, Siirt’teki yenileme seçimiyle Erdoğan vekil seçildi ve başbakanlık koltuğuna oturdu.

AKP’nin o dönemdeki en önemli vaatlerinden biri milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılmasıydı.

Ancak 28 Şubat sürecinin hemen sonrasıydı ve başta Erdoğan olmak üzere AKP’lilerin büyük bölümünün hakkında açılmış davalar vardı.

Bu vaat yerine getirilmedi.

AKP’li vekiller, “Yargıya güvenmiyoruz” diyerek, o dönem oluşturulan komisyonda vaatlerinin aksi yönünde tutum aldı.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de Erdoğan'ın önünü kesmek için yargıda nasıl 'özel' gayretler gösterildiğini hatırlatarak bunun milletvekillerinde "güvensizlik" duygusu yarattığını söyledi.

***

Gülen cemaatinin yargıya egemen olduğu dönemde yaşananları zaten biliyoruz. AKP’nin Gülen cemaati kendisine yöneldiğinde verdiği tepkiyi de…

Oraları da geçelim.

Yakın tarihe gelelim.

Erdoğan, 2018’de, Danıştay’daki sempozyumda, doğrudan Danıştay’ı eleştirerek şunları söyledi:

“Yeni sistemin en önemli özelliği yürütmede çift başlılığı sona erdirmektir. Merak ediyorum, yerindelik görevi veya hakkı idareye mi ait yoksa yargıya mı ait? Bunun kavgasını 16 yıldır hep verdik, hâlâ veriyoruz.  Türkiye’nin ayağına pranga vuran ne kadar köhne alışkanlık varsa bunları ortadan kaldırmakta kararlıyız. Bunu da yıkan, yok eden, reddimiras yapan bir anlayışla değil gelenekten beslenen bakış açısıyla gerçekleştireceğiz.”

2024’te, 15 Temmuz sonrası görevden alınan bazı yargı mensuplarının göreve iadesine karar verilmesi üzerine Danıştay kararının nasıl can sıkıcı olduğunu da vurguladı.

Ancak tarihe geçen sözü 2016’daydı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bireysel başvuru kararı üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

“Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum. Niye? Çünkü ortada bir gerçek var. Bakın bu bir beraat kararı değildir. Bu bir tahliye kararıdır. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi. Eğer kararında direnmiş olsaydı bu bireysel başvuru veya Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar boşa çıkacak veyahutta şu anda tahliye edilmiş olan bu kişiler AİHM'ye gideceklerdi."

Mümkün değil mi? Yargı eleştirilmez değil. Türkiye’de hiç değil. Verilen kararlara güvenmemek, bu kararları eleştirmek de suç değil… Demek ki öyleymiş, tarihten bunu görüyoruz.

***

Bununla sınırlı değil elbette.

AKP’ye yakın bazı isimlerin, “Erdoğan aday yapılsa onu da destekleyecekler” sözleriyle muhalefeti destekleyen seçmenle dalga geçtikleri açıklamalar düştü önümüze.

Türkiye’de siyasi partilerde büyük bir demokrasi şöleni yaşanıyor, katılımcı, tabandan tepeye ilerleyen bir demokratik siyaset yöntemi varmış gibi haller.

Üstelik, demokratik çatışmanın en yüksek perdeden yaşandığı CHP ve CHP seçmeni kastedilerek söyleniyor bu sözler.

***

AKP’nin değiştirdiği gömleği yeniden değiştirmeye başladığı yıllara dönelim.

2006, 2007, 2008 yılları AKP için çok da rahat geçmedi.

Bir yandan kapatma davası ile boğuşuluyordu bir yandan e-muhtıra ile…

Ancak bir yandan partinin iktidarda kalacağı anlaşılmış, erken seçim açık farkla kazanılmıştı. Partiye ilgi günden güne büyüyordu.

Doğal olarak AKP’de siyaset yapmak isteyenler de yarışa giriyordu.

Ancak iktidar partisi, pek de yarış sevmiyordu.

O dönemde, il ve ilçe kongrelerinin tek adayla yapılması yönünde bir karar çıktı parti yönetiminden…

Baştan yarış reddedildi.

Buna rağmen bazı kentlerde bu karara uyulmadı.

Ağrı’da misal il başkanlığı için yapılacak seçim öncesi 20 isim adaylığını açıkladı.

Dönemin AKP yönetimi önce aday sayısını indirmek için mesai yaptı, sonra kongreyi ertelemek için.

İstanbul’da da benzer sıkıntı yaşandı.

Ankara’da iki adaylı kongre ertelendi.

Ardından sıkıntılı kentlerde il başkanlığına merkezden atama yapılması gibi bir yöntem geliştirildi.

Sonuçta, 899 ilçe kongresinin yaklaşık yüzde 79’u tek listeyle tamamlandı. Kongrelerin sadece yüzde 21’inde iki ve üç aday yer aldı. 14 ilçede problemler nedeniyle kongre yapılamadı. 43 ilçe yönetimi de yeni ilçe olmaları nedeniyle atamayla belirlendi.

İl kongrelerinde de benzer bir tablo vardı.

AKP’ye ders oldu.

Alınan önlemler sayesinde AKP’de olağan kongreden il ve ilçe kongrelerine kadar bir hiçbir kongre çok adaylı yapılmadı.

Bir demokrasi şöleni.

AKP yönetiminde, AKP’nin kurucu kadrosundan Erdoğan dışında neredeyse kalan isim yok.

Erdoğan’ın liderliği “tartışmasız” olduğu için burada sorun yaşanmadı ama çok kişinin hevesli olduğu hiçbir alanda bir seçime de olanak tanınmadı.

AKP’ye yakın isimler, CHP’nin çıkardığı adaylar ve CHP seçmeni ile eğlenmeye çalışırken anımsamaz elbette.

Ama hafıza ve hakikat var.

Ve bir de özlediğimiz, saf Yeşilçam filmleri.

İlgili İçerikler