
Teypte Nezih Ünen'in, kıymeti yeterince verilmeyen "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları", eşsiz yorumuyla Devrim Kaya söylüyor, "Baba bugün dağlar yeşil boyandı…"
Depremin üzerinden kısa bir zaman geçmişti, yollardaydık…
Hava nasıl kısa zamanda böyle ısınmıştı. Daha kaç gün önce ne soğuktu… Bahar gibi geçen kış, güneşin önüne dikilmiş, haşmetini tam da olmayacak bir zamanda göstermişti.
"Sobayı yaktık, öylesine soğuktu ki… Ne bilelim, bilsek yakmazdık, ne bilelim…"
Nereden bilsin insanlar, kim bilebilir neyin, ne zaman olacağını…
Ama olabileceğini bilir değil mi?
Direksiyona sarhoş geçersen birilerine zarar verebileceğini bilirsin misal. Bir bebeği başıboş bırakırsan en akla gelmeyecek hareketleri yapabileceğini bilirsin. Havaya doğru belli bir eğimle değil de yere paralel biçimde ateşlersen, gaz fişeğinin birilerinin başına gelebileceğini bilirsin. Kibriti çaktığında özenle hazırladığın sobanın tutuşacağını bilirsin.
Bilip de umursamayanların ülkesi burası. Yıllardır, çok uzun yıllardır onlar yönetiyorlar ülkeyi.
Derelerin üzerini kapatanlar. Daha büyük, daha uzun, daha geniş binalar yapanlar onlar.
Daha pahalı, daha özel, daha kimsede olmayan arabalara binenler.
Bin ömür yaşasa o kadar para kazanamayacak insanların sırtından birkaç ayda servet sahibi olanlar konanlar.
Biri çıkıp ballı ihaleler için hesap sorsa, "ama vataaaan, ama bayraaak, ama dinimizzzz" diye bağıranlar.
Daha erken yaşta bunun nimetini kavrayanlar.
Onlar mı rantı bir kenara bırakıp güçlendirecekti binaları? Onlar mı engel olacaktı tarım arazilerinin imara açılmasına? Onlar mı denizin doldurulmasına karşı çıkacaktı?
Olur mu hiç?
Onlar kıyıp da yıkar mı hiç o tanesi milyon dolar eden dairelerin bulunduğu binaları? Kaçırırlar mı hiç üzerine bina dikilmesi mümkün olmayan arsaları?
* * *
6 Şubat'tan çok değil on, on beş gün sonra bahar bahçeydi Antakya, Maraş, Adıyaman.
6 Şubat sabahı, termometrenin eksi 20'yi gösterdiği Doğanşehir bile güneşle ısınmıştı.
Orada anlattılar sobayı…
"Bilsek yakar mıydık? Koşuştuk öylece deprem olunca. Daha ilk birkaç saniyede anladık evin başımıza çökeceğini. Biz kaçtık da gelin sıkıştı kaldı orada. Görüyoruz elini, kolunu. Çekmeye çalıştık. Soba devrilmiş o sarsıntıda…"
İnsanlar tanık olduklarından daha azını anlatabildi… Gazeteciler gördüklerinin, duyduklarının çok azını yazabildi. Bazıları yazılacak gibi değildi, bazıları dinlenecek kadar bile değildi. Ve insanlar yaşamışlardı bunları…
* * *
En olmayacak ne varsa bir araya gelmişti 6 Şubat'ta.
Bütün kış kuraklık vardı, yağmur bile yağmıyordu. Bahar gibi geçmişti kış ayları. Tam "kış geç geldi ama geldi" dedikleri gün oldu deprem. Tam da herkesin en derin uykuda olduğu saatlerde. Tam da en hazırlık yapılmayan yerlerde…
Doğru, var adına "kader" denilen bir plan.
Misal yıllarca İngiltere'de oynayan, oradan Suudi Arabistan'a giden Christian Atsu, Hatayspor yerine kendisini isteyen bambaşka bir takıma gidebilirdi.
Haftalardır yedek kaldığı takımın yedek kulübesinde morali bozuk biçimde izlediği Kasımpaşaspor maçında, işler farklı gelişse oyuna alınmayabilirdi.
Son dakikada serbest vuruş olduğunda topun başına geçmeyebilirdi. Ya da topa çok kötü vurabilirdi.
Öyle olmadı.
Hatayspor'a transfer oldu. Günlük güneşlik bir havada oynanan Kasımpaşa maçında sonradan oyuna girdi. Son dakikada kazanılan serbest vuruşta topun başına geçip golü attı ve takımın kazanmasını sağladı. Morali bozuk olduğu için o akşam ailesinin yanına, yurtdışına çıkmayı tasarlarken Antakya'da kaldı ve depremde öldü.
Adına "kader" denilen bir plan var. Kader değil de nedir ki bu?
Ama ölmeyebilirdi. Her şey bu şekilde gelişmiş olsa bile adına Rönesans Rezidans denilen, tel tel dökülen o binada yasalara uygun hareket edilse, birileri bu binaları usulüne uygun denetlese, en baştan tarım arazilerine bu binaların yapımına izin verilmese farklı gelişebilirdi.
* * *
Şimdi de farklı planlar.
Seçim sonrasına kadar Hatay'a uçuşlar kapalı.
Yardımlar büyük oranda durmuş…
Depremden sonra ortalıkta görünmeyen AFAD koordinasyon yerine, bütün alanı kontrolüne almış, en ön sıraları istediği STK dediği tarikatlara ayırmış.
Aralıksız bir propaganda… Akıl almaz seçim hesapları…
* * *
"Ne bilelim. Çekip çıkartamadık gelini. İş makinesi aradık. Sağdı, iyiydi durumu, sıkışmıştı sadece. Ama soba devrilmiş. Yangın. Öyle öldü orada…"
O gece Doğanşehir öyle soğuktu ki depremde evlerinden çıkanların bir bölümü geri dönmek zorunda kaldı. Pijamalarla, çıplak ayakla durulacak gibi değildi. Kimi arabalarına girdi, bütün gece arabayı çalıştırdı. Kimi hasarlı evlerin gölgelerinde ateşler yakıp başında bekledi.
Öğlen saatlerinde böyle yakalandılar Maraş merkezli ikinci depreme. Hasarlı binalar çöktü. Üşüdükleri için arabalarda bekleyenler, evlerin gölgelerine sığınanlar, evlerine geri girenler hayatını kaybetti.
Bir de yakınları dışında kimsenin adını bile anımsamayacağı, "gelin" diye söz edilen o genç kadın vardı.
Akla gelir mi hiç enkazda sıkışıp kalacağı, sobanın devrileceği, yangında hayatını kaybedeceği…
Dağ ikiye yarıldı Doğanşehir'de akla gelir mi hiç?
Akla gelenler için ne yapıldı ki?
* * *
Hesap sormamak merhamet değil.
Merhamet, o genç kadın için hesap sorabilmektir.
Tahtalarda isimleri bile olmayan, "kimsesiz kız çocuğu" diye işaretlenmiş mezarlar için…
Baharı göremeyenler için…
Bahar gelebilsin diyedir merhamet.
"İyi bayramlar" diyebilmek içindir gönlünce…
|
Gökçer Tahincioğlu kimdir? Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı. Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü. Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor. |


