23 Haziran 2012

Mültecilerin dramı savaş kadar ağır

Perşembe günü Alman gazeteleri Malavi’de Etiyopya’dan kaçan 50 kadar mültecinin boğularak öldüğünü yazdı...

 

2011’de mülteci sayısında rekor kırıldı. Beş mülteciden sadece biri zengin Batı’ya ulaşabiliyor. Batı kendi yarattığı mülteci sorununu Türkiye’ye yıkmayı başardı. Karşılığında vizeyi kaldıracakmış. Buna kim inanır?

Perşembe günü Alman gazeteleri Malavi’de Etiyopya’dan kaçan 50 kadar mültecinin boğularak öldüğünü yazdı. Bu ve benzeri haberler aslında çok sık karşımıza çıkıyor ama gündemde çok az kalıp unutulup gidiyor. Oysa Avrupa’nın yaşadığı mali krize eş değer hatta daha önemli bir konu mültecilerin dramı. Çünkü  Batı’nın da açtığı savaş, iç savaş, rejim baskısı yine Batı’nın da sebep olduğu ekonomik sıkıntı ve açlık gibi nedenlerle ülkelerinden kaçıp kendine yer arayan insanlar hayatlarını kaybediyor. Sonuçları savaş kadar ağır.  Yapılan istatistikler 2011 yılı içerisinde 1500 mültecinin göç yolunda öldüğünü gösteriyor. Bu tahmini bir rakkam, her beş mülteciden sadece birinin gelişmiş bir ülkeye kaçabildiğini, diğerlerinin yoksul ülkelerde kaldığını ve Libya, Tunus gibi Avrupa ile para karşılığı geri kabul anlaşması imzalayan ülkelerde yaşananları da düşününce ölü sayısının çok daha yüksek olduğu aşikar. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 20 Haziran dünya mülteciler gününde yaptığı açıklamaya göre, sadece 2011 yılında 4,3 milyon insan hayatını başka bir yerde sürdürmek daha doğrusu hayatta kalabilmek için evlerini terketmiş ya da sürülmüş. Şu anda dünya üzerinde 42,5 milyon kayıtlı mülteci var, kayıtlara girmeyenler cabası.

 

Mültecilerin çoğu aslında yoksul ülkelerde

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un şu sözleri mültecilere ufak bir mali destek karşılığında asıl kimin kucak açtığını çok net bir biçimde ortaya koyuyor: "Bu mülteciler, oldukça kısıtlı imkanlara sahip ülkelerin yaptıkları yardımlar sayesinde hayatlarını idame ettirebiliyorlar. Pakistan ve İran en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkeler. İki ülkedeki toplam mülteci sayısı 2,5 milyonu aşıyor. Tunus ve Liberya, kendi ulusal sorunlarına rağmen açık sınır politikası uygulamaya devam ediyor, kendilerinin su ve toprak gibi kısıtlı kaynaklarını silahlı çatışmalardan kaçanlarla paylaşıyor. Kenya'nın en büyük üçüncü kenti yarım milyondan fazla Somalilinin yaşadığı bir mülteci kampına dönüştü. Bu kamptaki Somalililerin bir kısmı üç kuşaktır sürgünde yaşıyor. Mali'de yaşanan çatışmalardan kaçan 175 bin mülteciye kıtlık ve kuraklıkla mücadele eden Burkina Faso'nun yanındaki Nijer ve Moritanya ev sahipliği yapıyor.” Her on Afganlıdan birinin ülkesini terk etmesine neden olan başarısız savaşı 2001’de başlatan ya da “Arap Baharı” adı altında Mağrip ülkelerini karıştıran hatta müdahale ederek yüz binlerce insanın vatansız kalmasına neden olan ABD, NATO ve AB ülkeleri ne yapıyor dersiniz? Sınırlarını daha güvenli hale getirmenin yollarını arıyor tabii.

 

Almanya daha üç milyon mülteci almalı

 

Yoksul Afrika ülkelerinden Çad 365.000 göçmeni barındırırken, Almanya’nın 571.700 kişiye kapısını açıyor olması aslında utanç verici. Şu anda bir iç savaş yaşayan Çad’da kişi başına düşen milli gelir yıllık sadece 747 Dolar. Almanya’da bu rakam elli katından daha fazla. Eğer mültecileri ülkelerin kişi başına düşen milli gelire göre dağıtacak olsak, Almanya’nın en az 3 milyon daha mülteci kabul etmesi gerekiyor. Varlıklı sanayi ülkelerinden en fazla mülteciyi barındıran ülkenin Almanya olduğunun altını çizmekte fayda var. Almanya bugünlerde mülteciler konusunu bir başka nedenle daha gündemde tutuyor. Mültecilere ayni ve nakti olarak ödenen gelirin insani olup olmadığına Federal Anayasa Mahkemesi karar verecek. Almanya’ya bir şekilde ayak basmış mültecilere ödenen gelir, Harz IV adı verilen aylık sosyal yardımın %40‘ı, yani sadece 220 Euro. Çocuklara ödenen miktarsa daha az. Bazı eyaletler bunu nakdi değil ayni olarak ödemeyi tercih ediyor. Yaklaşık 20 yıl önce Almanya’nın mülteciler için cazibesini yitirmesi amacıyla yasal bir değişikliğe gidilmiş ve önce ödenen para azaltılmıştı. Sonra mülteciler toplu halde yaşanan kamplara gönderilmiş, bu kampların sağlık ve hijyen koşulları pek fazla gözetilmemeye başlanmıştı. Ayrıca yasal değişiklik, Almanya’ya bir başka AB üyesi ülkeden gelen mültecileri o ülkeye geri gönderme hakkı da tanımıştı. Dolayısıyla Almanya geçen yıl alınan prensip kararına kadar, binlerce mülteciyi koşulları insani olmayan Yunanistan’a ya da kendisine gelen mültecileri Libya’ya gönderen İtalya‘ya yolladı.

 

Almanya topu AB’ye atıyor

 

Federal Anayasa Mahkemesi’nden mülteciler lehine bir karar çıkması biraz zor görünüyor. Çıkarsa da bunun konuya eleştirel yaklaşan siyasetçi ve gazetecilerin ağzına bir parmak bal sürmekten öteye gidemeyeceği meydanda. Anayasa Mahkemesi‘nin diğer kararları, mültecilere ödenen yardımın miktarını belirlemeyi siyasetçilere bırakmak yönünde olmuştu. Ayrıca mahkemenin AB normlarına uygun davranması, diğer AB ülkelerinin maliyeti düşürmeye çalıştığı bir uygulamayı daha pahalı dolayısıyla Almanya’yı daha cazip bir hale getirmemesi gerekiyor. Kaldı ki, Alman kamuoyunda hakim olan düşünce Almanya’nın mülteciler konusunda diğer AB ülkelerine oranla daha cömert ve insani olduğu yönünde. Geçen hafta, Leibzig Belediye Başkanı’nın kentteki mültecileri farklı semtlere dağıtma kararı protestolara neden oldu. Komşusunun mülteci olmasından endişe duyan sadece Leibzigliler değil, başka kentlerde de benzer tepkilere şahit olundu. Bütün veriler istese de Almanya’nın kapılarını daha fazla mülteciye açamayacağı, mültecilere daha insani koşullar sağlayamayacağını, sorunun AB çapında çözülmesi gerektiğini gösteriyor. Peki ya AB istekli mi?

 

AB kendi içinde vize mi koydu bile

 

Bu soruya kısaca „hayır“ yanıtını vermek için geçen haftalarda AB’nde çıkan Schengen tartışmasına bakmak yeterli. AB içişleri bakanları Schengen’e üye ülkelerin kendini mülteci akınından koruyamayan diğer Schengen ülkelerine olan sınırlarını iki yıl boyunca koruyabilmesini istiyor. Bu cümleden, Türkiye ile sınırını korumayan Yunanistan’a diğer AB ülkelerinin bir anlamda vize uygulamasının mümkün olabileceği anlaşılıyor. Ayrıca içişleri bakanları diğer ülkelerin Şengen anlaşmasına uyup uymadığını ülkelerin kendilerinin denetlemesini istiyor. Yani istediği zaman Almanya haber vermeden Yunanistan sınırını denetleyip Schengen’e uyduğuna karar verirken Fransa bunun tersine kanaat getirebilir. Sınır kontrollerinde AB’nin kurumlarını safdışı bırakmak isteyenler, elbette, mülteci başvurularının dörtte üçünün yapıldığı Almanya, Fransa, Avusturya ve Hollanda gibi ülkeler, Akdeniz ülkeleri ise, sınır güvenliğinde diğerlerinden yeterli destek alamadıklarından şikayet ediyorlar. İçişleri bakanlarının aldığı bu karar nedeniyle kendini aldatılmış hisseden Avrupa Parlamentosu ise yetki derdinde. Bu nedende konuyu mahkemeye taşımak istiyor. Anlayacağınız AB para birliğine evrilirken parlamento dünya üzerinde yaşanan insanlık dramını değil ciddiye alınıp alınmamayı dert ediniyor. Aslında AB sınır kontrolleriyle kendi içinde dolaylı olarak vize koydu bile. Sakın bunda mali krizin etkisi olmasın?

 

Kaddafi de geri kabul anlaşması imzalamıştı

 

Öte yandan Avrupa Adalet Divanın’da olan iki önemli konu var: Biri İtalya’nın başvurularını değerlendirmeden mültecileri Libya’ya göndermesi yani onları vatansız kılması. İkincisi de diğer AB ülkelerinin Yunanistan’daki insani olmayan koşulları bile bile mültecileri bu ülkeye geri göndermesi. Daha bunları çözmeden AB bir başka yılana daha sarıldı bence. Türkiye ile vize muafiyeti karşılığı imzalanan “geri kabul anlaşması”. Türkiye’deki insan, kadın ve azınlık hakları konusunda olumsuz raporlar yazıp duran AB’nin sırf kendi ülkelerine gelmesin diye mültecileri Türkiye’ye teslim etmesini anlamak mümkün mü?  Avrupa kendi yarattığı ateş topunu Türkiye’ye atarak mülteci sorunundan uzak kalarak affedilmez bir insan hakları ihlalinde daha bulundu. Üstelik bunun hesabı hiçbir zaman sorulamayacak. Şimdi Türkiye’de hükümet, tıpkı bir zamanlar Libya Lideri Kaddafi gibi mültecilere karşı para yerine elde edeceği vize muafiyetini ön plana çıkarıyor. Kaddafi’nin aldığı yanıt belli. Üye ülkelerine bile dolaylı yoldan vize koymaya çalışan AB’nin üç yıl içinde Türkiye’ye vizeyi kaldıracağına siz inanıyor musunuz?  Ya Türkiye’nin de Libya gibi davranıp mültecileri perişan etmeyeceğinin garantisini kim verecek? 

ETİKETLER

fulya canşen

Yazarın Diğer Yazıları

Aşırı sağın Almanya’da artan ayak sesleri

AfD hem Doğu hem de Batı’nın partisi

Almanya'da Erdoğan'ın gönüllü ordusu!

Berlin’de özellikle Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı Kreuzberg, Mitte ve Neuköln gibi semtlerde Türk Özel Harekatı’na ait otomobillerin dolaştığı iddia ediliyor

Wegloben: İstemiyorsan öv, gitsin

Alman istihbaratının başındaki Hans-Georg Maaßen, görevden alınmak yerine, maaşına zam yapılıp içişleri bakanlığına müsteşar olarak terfi edildi