04 Ekim 2019

Tartışılması gereken sistemin bütünüdür

İktidar cephesinin, Erdoğan’ın yeniden seçilmesini kolaylaştıracak birtakım değişiklikler önermesi olmayacak iş değil.

AK Partili Faruk Çelik’in, cumhurbaşkanının yüzde 50 artı 1 ile seçilmesinin halkı yorduğunu, yüzde 40 artı 1 seçilmesinin daha doğru olacağını söylemesi tartışmalara yol açtı.

Cumhurbaşkanlığı-hükümet sistemi geçen yıl yürürlüğe girmesine karşın deneyimli bir AK Partili eski bakanın barajın yüzde 40 çekilmesini önermesi ilgi uyandırdı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki görüşü sorulduğunda, kesin bir dille konuyu kapatmayıp, “anayasa değişikliği gerekir” diyerek kapıyı açık tutması, tartışmaları daha da alevlendirdi.

Cumhurbaşkanı, “bu konuda teklif vermek muhalefetin işidir, halk daha yeni onay verdi, asıl bu konuyu gündeme getirmek halkı yorar" dediyse de tartışmalar sonlanmadı.

Muhalefetin, Faruk Çelik’in önerisini, “Cumhur ittifakının yüzde 50 artı 1 oy alamayacağını bildiği için” gündeme sürülen bir öneri olarak değerlendirmesi, iktidar cephesinden yeni açıklamalara neden oldu.

Nitekim Ömer Çelik, gündemlerinde böyle bir konu olmadığını söyleyerek konuya sahip çıkmadı. Faruk Çelik de önerisinin kişisel görüşü olduğunu ve kimseyle konuşmadan duyurduğunu söyleyerek konuyu üstlendi.

Bu açıklamalara rağmen tartışmanın devam etmesinin nedeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu oldu.

CHP sözcüleri Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını iki şekilde yorumladılar. Birincisi, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın AK Parti'nin çekirdek oyunun en düşük seviyesinde olduğunu açıklamasında görüldüğü gibi, iktidar partisinin oylarında düşmenin devam etmesinin, seçim barajını düşürme ihtiyacını ortaya çıkardığı yönündeydi.

İkincisi ise yüzde 50 artı 1 barajının AK Parti’yi MHP’ye bağımlı kıldığı, MHP’ye sorulmadan adım atılamadığı ve bunun da partide giderek büyüyen bir rahatsızlığa yol açtığı yolundaydı.

Sonuçta rahmetli Turgut Özal’ın zaman zaman yaptığı gibi bir konu ortaya atılmış, partiler ve kamuoyu yoklanmış oldu. Rüzgâr barajı düşürmekten yana esmeyince AK Parti konuyu sahiplenmedi ve öneri şimdilik Faruk Çelik'in “kişisel” önerisi olarak kaldı.

Bir süre gündemden düşse bile, 31 Mart ve 23 Haziran İstanbul yenileme seçimlerinin ortaya koyduğu tabloda, Cumhurbaşkanı’nın seçilme oranı veya dar bölge, daraltılmış bölge gibi önerilerin canlanması mümkündür.

Sorun oran değil

Yüzde 50 artı 1 sisteminin AK Parti’yi sıkıştırdığı ve özellikle de MHP’yi güçlendirdiği bir sır değil. Buna karşın bugünkü koşullarda Cumhur İttifakı’nın yüzde 50 artı 1’e ulaşması da garanti değil. Bu bakımdan iktidar cephesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesini kolaylaştıracak birtakım değişiklikler önermesi olmayacak iş değil.

Keza yine bu süreçte Millet İttifakı’nı dağıtacak,  en azından zayıflatacak yönde politika izleyeceği de anlaşılıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri devlet Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı-hükümet sisteminden vazgeçeceklerini sanmıyorum. Erdoğan ve AK Parti’nin çabası Cumhur İttifakı’nı daha da genişletmek yönünde olacaktır.

Bu süreçte ittifaklar genişleyebilir, daralabilir, değişebilir ama Cumhurbaşkanı Erdoğan her zaman başkanlık benzeri bu sistemi tercih edecektir.

Ancak Türkiye’nin sorunu cumhurbaşkanının seçilme oranı değil, bir bütün olarak cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir.

MHP’yi iktidar ortağı sayarsak, geriye kalan muhalefet partilerinin ortak teşhisi de bu yöndedir.

Bu nedenle CHP ve İYİ Parti, Türkiye’nin güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmesi gerektiğini savunuyorlar.

Ortak yaklaşım cumhurbaşkanlığı-hükümet sisteminin Türkiye’de demokrasiyi geri götürdüğü şeklindedir.

Türkiye’nin demokratik karar ve denetim mekanizmaları, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusu, dış politikada başta Suriye olmak üzere sorunların ağırlaşması, ciddi bir ekonomik krizin yaşanması cumhurbaşkanlığı-hükümet sisteminin bir bütün olarak sorgulanmasını gerektiriyor.

Bu sisteme geçildiğinden beri Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda ileriye gitmedi, aksine geriledi.

Veriler gösteriyor ki, Türkiye’nin sorunu cumhurbaşkanının seçilme oranı değildir,  cumhurbaşkanlığı-hükümet sistemidir.

Şunu da söylemek gerekir ki, bugünkü sandalye dağılımı dikkate alındığında Cumhur ittifakı için de Millet ittifakı için de Meclis’te bir anayasa değişikliği yapılmasına uygun değildir.

Millet ittifakı açısından anayasa değişikliğini halkoylamasına götürecek sayıya ulaşmak da mümkün değildir.

Bir seçim daha geçirmeden iki tarafın da anayasa değiştirecek bir tablo yakalamaları pek mümkün görünmüyor.

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Önce devlet üzerine düşeni yapmalı

Bağış kampanyaları felâketle, ekonomik ve sosyal çöküşle mücadelede ancak bir yan unsur olur. Asıl kaynağı ayırması ve mücadele etmesi gereken vatandaş değil devlettir

Sağlık tam kamu hizmeti olmalıdır

Bir virüs bu çılgın neoliberal gidiş karşısında şapkayı önümüze koyup yeniden düşünmemiz gerektiğini ağır bir maliyetle önümüze koyuyor

Hayat eve sığar mı?

Bir devlet memuru, "devlet, evde kal, OHAL’ini ilân et, hayat eve sığar dedi, ben de buna inanıyorum ve işe gitmiyorum, evdeyim" diyebilir mi? Derse ve hakkında soruşturma açılırsa veya işten atılırsa, "ben devletin tavsiyesine uydum" diyerek işine dönebilir mi, sorumluluktan kurtulabilir mi?