13 Mayıs 2020

HDP seçmeni

İktidarın, HDP seçmenini İyi Parti veya CHP üzerinden, İyi Parti seçmenini de HDP üzerinden yönlendirmesi çok kolay görünmüyor

Türkiye son birkaç gündür Korona salgını dışında iki konuyu tartışıyor.

Bu konulardan biri "darbe", diğeri HDP…

Darbe tartışmasının kaynaklarından biri CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun bu iktidarın "erken seçimle veya bir şekilde" gideceği ifadesiydi. Diğeri CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel'in, "Saray rejiminin, Saray düzeninin sonu geliyor. O son, Atatürk'ün kemiklerini sızlatacak bütün bu atamaların, bütün bu liyakatsizliklerin sonunu getirecek" sözleriydi.

ÖZel, bu sözleri Türk Tarih Kurumu'nun başına Afyon Ensar Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Prof. Ahmet Yaramış'ın atanmasına tepki olarak söylemişti.

İktidar sözcüleri bu sözlerden bir "darbe çağrısı", "darbe tehdidi" çıkardılar. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da aynı yönde yorum yapınca darbe tartışması gündeme oturdu.

Kaftancıoğlu ve Özel, sözlerinin bu anlamı taşımadığı yönünde açıklamalar yapsalar da iktidar kanadı, "darbe tehdidini" gündemden düşürmemeye çalıştı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise CHP çatısı altında darbeyi savunacak kimsenin olamayacağını kesin bir dille vurgulayarak, tartışmaları salgın ve yol açtığı ekonomik sorunları örtmek için gündem değiştirme çabası olarak değerlendirdi.

İkinci tartışma konusu, İyi Parti lideri Meral Akşener'in "memleket masası" kurulması önerisinde HDP'yi dışarıda bırakması üzerine HDP'den Sırrı Süreyya Önder'in "seçimlerde nasıl yapalım, nasıl davranalım diye bize soruyordunuz" şeklindeki sözleri üzerine çıktı.

İyi Parti lideri Akşener, kendisinin ve arkadaşlarından herhangi birinin HDP'ye hiçbir zaman bir şey sormadığını açıkladı ve Önder'i iddiasını kanıtlamaya çağırdı. İyi Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu da, Önder'in bu sözlerine televizyonda sert yanıt verdi.

Bu tartışma sürecinde Cumhur İttifakı'nın sözcüleri yerel seçim öncesinde yaptıkları gibi CHP'yi darbe istemekle suçladılar.

Hem CHP'yi hem İyi Parti'yi HDP, dolayısıyla PKK saflarında gösteren yorumlar yaptılar.

Şunu belirtmek gerekir ki, Korona salgınıyla mücadele edildiği bugünlerde her iki tartışma konusu da yapay duruyor. CHP'nin darbe istemesi söz konusu olmadığı gibi böyle bir politikasının olmadığını da gösteriyor. Bu yönüyle bu tartışmanın gündem kapatan, değiştiren bir hamleden öteye karşılığı yok.

İyi Parti'ye, HDP'den Sırrı Süreyya Önder'in yaptığı gönderme tartışmasının çözüme kavuşması da çok zor değil. Önder, iddiasının dayanaklarını açıklar ve İyi Parti de bu dayanaklara göre tutum alırsa, sorun çözülmüş olur.

Tartışmanın HDP açısından, "PKK'nın uzantısı" suçlamasına ilişkin boyutu ise başka bir konu. Bu yeni bir konu olmadığı gibi HDP'nin, Abdullah Öcalan'la ve Kandil'le ilişkisini reddeden bir söylemi ve tavrı yok. 

Kaldı ki, çözüm süreci boyunca İmralı'da Öcalan'la devlet görevlileriyle birlikte ve yine devletin bilgisi dahilinde Kandil'e yapılan ziyaretleri HDP yöneticilerinin gerekleştirdiği bir sır değil.

Bu boyutuyla bakıldığında, iktidar zaten HDP-PKK ilişkisini dayanak göstererek HDP'li belediye başkanlarını görevden aldı ve haklarında soruşturma yürütülüyor. İşin hukuki yönü konu edildiğinde muhalefet partilerinin bazı sözcüleri, "o zaman HDP'ye niye kapatma davası açmıyorsunuz" karşı çıkışını yaptılar.

HDP seçmeninin tavrı

Bu tartışmaların arka planında kuşku yok ki Cumhur İttifakı'yla, Millet İttifakı arasındaki seçim hesapları yatıyor.

Cumhur İttifakı, 31 Mart yerel seçimleri ve 23 Haziran İstanbul yenileme seçimleri öncesinde de bugün olduğu gibi, CHP'yi darbecilikle, Millet İttifakı'nı da HDP'yle ittifak yapmakla suçladı. Seçim kampanyasını bu iddialar üzerine kurdu ancak 31 Mart seçimlerinde kazanan Millet İttifakı oldu. 

Bu sonucun alınmasında HDP seçmeninin Millet İttifakı adaylarına verdiği desteğin önemli olduğunu düşünen Cumhur İttifakı, 23 Haziran İstanbul yenileme seçiminde bu kez Abdullah Öcalan'dan mesaj getirterek, kardeşi Osman Öcalan'ı TRT'de konuşturarak, HDP oylarının Ekrem İmamoğlu'na gitmesini önlemeye çalıştı. Ancak bu taktik ters tepki ve 23 Haziran 2019'da İmamoğlu İstanbul seçimini 800 bin oy farkla kazandı.

Bu sonuç HDP seçmenin, iktidar kaynaklı mesajları dikkate almadığını ve bilinçli bir şekilde oy kullandığını gösteriyor. HDP seçmeninin telkinden çok konjonktürel koşullara göre bilinçli tercihler yaptığı daha önceki seçimlerden de biliniyor.

Bilinen bir diğer gerçek de son yerel seçimler ve özellikle İstanbul seçiminde AKP adayı Binali Yıldırım da dahil adayların HDP seçmeninin oyuna da talip olduklarını kampanya boyunca dile getirmiş olmalarıdır.

Bu durum da iktidarın, HDP seçmenini İyi Parti veya CHP üzerinden, İyi Parti seçmenini de HDP üzerinden yönlendirmesi çok kolay görünmüyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Tam bağımsız Türkiye

"Tam bağımsızlık" diye yola çıkanlar Türkiye'nin bugünkü halini görseler bu kez herhalde kahırlarından ölürlerdi

İktidar sorunu

Ekonomide, çalışma hayatında, sağlıkta ve dış politikada hareket alanını kaybeden Türkiye çok ciddi bir iktidar sorunu yaşıyor

Ne akıl kaldı ne de hukuk

İktidarın seriye bağladığı hatalı ve saçma kararları satış yasaklarıyla da sınırlı değil