Opera; dünyada pek çok sanatsever tarafından aşırı süslü, altın varaklı, görkemli opera evlerinde, kırmızı kadife koltuklara gömülüp büyük bir ciddiyetle izlenmesi gereken, yüksek sanatın kalesi olarak kabul edilir.
Temelleri 16. yüzyılın sonlarında saray salonlarında atılan ve aristokratik bir gelenekle harmanlanan opera, bu 'ayrıcalıklı' geçmişi nedeniyle bugün bile yaşayan bir form olmaktan çıkıp 'müzelik bir sanata' dönüştüğü eleştirileriyle karşı karşıya.
Ancak 1991 yılında İspanya'da kurulan dünyaca ünlü tiyatro topluluğu Yllana, bu algıyı yerle bir ediyor. Fiziksel komedi tarzıyla farklı müzikal türleri bir araya getiren Yllana, Joseph O'Curneen ve David Ottone tarafından yaratılan bol ödüllü The Opera Locos gösterisiyle 2019'dan sonra yeniden İstanbul'a geliyor.
Beş çift yetenekli sanatçının hayat verdiği komik opera gösterisinde; La Traviata ve Madama Butterfly gibi opera klasikleri, Whitney Houston'dan Bob Marley'ye kadar uzanan rock ve pop hitleriyle buluşuyor. Operadan rocka farklı türleri harmanlayarak her yaş grubuna hitap eden The Opera Locos, 10-11 Nisan tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde sahnelenecek. Müzikal yönetimi Marc Álvarez ve Manuel Coves'e emanet edilen The Opera Locos, İstanbul'da operanın en eğlenceli hâlini sahneye taşıyacak.
34 yıldan bu yana 41 yapıma imza atarak milyonlarca seyirciyle buluşan Yllana'nın kurucularından, fiziksel komedinin usta ismi David Ottone ile İstanbul temsilleri öncesi The Opera Locos'u konuştuk. Ottone; operanın o 'kutsal' kabul edilen yapısını bozmaktan çekinip çekinmediklerini, hem ses hem de oyunculuk maharetini harmanlayan kadroyu nasıl kurduklarını ve 1993'ten bu yana "ilk görüşte aşk" olarak tanımladığı İstanbul seyircisiyle kurdukları köklü bağı T24’e anlattı.
David Ottone kimdir?
|
- Opera genellikle yüksek sanatların 'ciddi' bir kalesi olarak görülür. Siz The Opera Locos ile bu kaleyi komediyle yıkıyorsunuz. Bu prodüksiyonu hazırlarken, sıklıkla arkaik bir sanat formu olduğu gerekçesiyle eleştirilen operanın o 'kutsal' dokusuna zarar verme endişesi yaşadınız mı; yoksa mizahın operayı kurtarmanın ve canlandırmanın temel yollarından biri olduğuna mı inanıyorsunuz?
Bir komedi topluluğu olarak her konuya her zaman saygıyla yaklaşırız ancak bu, meseleyi kutsallaştırdığımız (reverence) anlamına gelmez. Bu mesafe bize konuya farklı bir yerden, yani fiziksel mizaha ve iğnelemeye dayanan kendi penceremizden bakma alanı tanıyor. Her şeyden önce biz komedyeniz ve opera da bu yaklaşımımızdan muaf değil.
Amacımız operadan olabildiğince fazla mizah çıkarmaktı ve opera -böylesine görkemli, dramatik ve hatta bazen şatafatlı bir kibre sahip olduğu için- bize üzerinde oynayabileceğimiz zengin bir malzeme sundu. Onu farklı müzik tarzlarıyla harmanlarken, daha geniş bir kitleye hitap edebilmek adına o fildişi kulesinden indirmek istedik.
Aynı zamanda, operayı böylesine büyüleyici kılan özü, yani görsel gücünü, duygusal yoğunluğunu, olağanüstü melodilerini ve elbette o muazzam seslerini korumaya da büyük özen gösterdik.
Nihayetinde, operanın yüksek sanatsal değeri ile bizim fiziksel komedi dilimizin birleşiminin, The Opera Locos'a benzersiz kimliğini ve başarısını veren temel unsur olduğuna inanıyoruz.
The Opera Locos gösterisinden
- Bu "çift yetenekli" kadroyu oluştururken hangi kısım sizin için daha zorlayıcıydı? Profesyonel bir opera sanatçısına komedi yapmayı öğretmek mi daha zor, yoksa bir komedyene gerçek bir aryayı layıkıyla söyletmek mi?
En başından beri, şovun başarılı olması için sanatsal icranın çok yüksek bir seviyede olması gerektiğini biliyorduk.
Üst düzey şarkıcılar bulmak esastı. İzleyicinin şovun operatik kalitesini gerçekten hissedebilmesi önemliydi, bu yüzden olağanüstü opera sesleri ilk önceliğimizdi.
Asıl soru şuydu: Bizim tarzımıza uyum sağlayıp fiziksel komedi yapabilecekler miydi?
Oyuncu seçimi süreci zorlu ve oldukça karmaşıktı ancak sonunda doğru sanatçıları bulmayı başardık. Öncelik her zaman seslerdi. Bunun ardından, onları fiziksel mizah dilimiz konusunda eğitmeye odaklandık; ki bu, kıyaslandığında çok daha pratik bir süreç.
Süreci tersten işletmek, yani komedyenlere o seviyede opera söylemeyi öğretmek kesinlikle işe yaramazdı.
Yllana hakkında1991 yılında bir komedi ve fiziksel tiyatro topluluğu olarak yola çıkan Yllana'nın kurucu kadrosunda Juan Francisco Ramos, Marcos Ottone, David Ottone, Joseph O'Curneen ve Fidel Fernández yer alıyor. Odağına tiyatro oyunlarının tasarım, prodüksiyon ve sahneleme süreçlerini alan topluluk, zaman içinde faaliyet alanını bir hayli genişletti. Günümüzde multimedya projelerden kurumsal etkinliklere, tiyatro okulu yönetiminden Madrid'deki Alfil Tiyatrosu'nun işletmeciliğine kadar kültür-sanat dünyasının pek çok farklı kolunda aktif bir figür olarak öne çıkıyor.
|
- İstanbul ve Madrid benzer bir Akdeniz enerjisine sahip olsa da her kültürün kendine has bir ritmi vardır. Kelimelerin olmadığı bir sahne performansında İstanbul seyircisinin reaksiyonlarını nasıl buluyorsunuz? Madrid ile kıyasladığınızda, Türk izleyicisini genel olarak nasıl tanımlarsınız?
Kariyerimizin en başından beri İstanbul ile çok özel bir ilişkimiz var. Bu yıl Yllana 35. yılını kutluyor; 1993 yılında ilk şovumuz olan ve boğa güreşi üzerine fiziksel bir komedi niteliği taşıyan ¡Muu! ile İstanbul Tiyatro Festivali’ne davet edilmiştik. O andan itibaren Türk seyircisiyle aramızda "ilk görüşte aşk" başladı.
Her zaman güçlü bir bağ hissettik. Mizahımız burada çok iyi karşılanıyor ve kolayca anlaşılıyor.
Türk seyircisini tarif etmemiz gerekirse; sıcak, dışa dönük ve oyuna çok açık olduklarını söyleyebiliriz. Cömertçe tepki veriyorlar ve yüksek sesle gülmekten korkmuyorlar, bu da tiyatroda harika bir enerji yaratıyor.
Seyircinin çalışmalarımıza ve dilimize belki de daha aşina olduğu Madrid ile kıyaslandığında İstanbul, bize inanılmaz ilham veren bir keşif ve tazelik duygusu getiriyor. İstanbul'a dönmekten her zaman ayrı bir mutluluk duyuyoruz.
The Opera Locos gösterisinden
- The Opera Locos'u İstanbul seyircisiyle ilk kez 2019'da buluşturmuştunuz. 2026'daki bu yeni temsil için ne gibi değişiklikler veya sürprizler hazırladınız?
Şovun özü aynı kalıyor, çünkü saat gibi tıkır tıkır işleyen bir komedi mekanizması üzerine kurulu. Müzik, karakterler, espriler ve dramatik kurgu tamamen yerli yerinde, çünkü onu bu kadar başarılı kılan şey tam olarak bu.
Bununla birlikte, zaman içinde gösterinin birçok küçük detayını iyileştirerek daha keskin ve daha hassas hâle getirdik.
The Opera Locos gibi bir prodüksiyondaki asıl zorluk, bunca yıldan sonra onu nasıl taze tutacağınızdır. Cevabımız basit: Performansçılar. Oyuncuların ve şarkıcıların şovu yapmaktan keyif almaya devam etmesi esas ve bunun gerçekleştiğini biliyoruz, çünkü bunu sahnede hissedebiliyoruz.
Bu neşe doğrudan seyirciye aktarılıyor ve karşılığında aldığımız şey onların enerjisi, kahkahaları ve coşkusu oluyor.
Nihayetinde bu deneyim, her gece sanatçılar ve seyirci arasındaki o karşılıklı alışverişle yenileniyor. Şovu hayatta tutan da tam olarak bu.
VİDEO HABER | Dünyaca ünlü 'The Opera Locos' gösterisi 10-11 Nisan'da İstanbul'da sahnelenecek
David Ottone
Joe O'Curneen, Fidel Fernández, David Ottone, Marcos Ottone ve Juan Ramos (soldan sağa)


