Boğaz manzaralı bir sahnede izleyebileceğiniz tiyatro oyunları; Müzede Sahne’nin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz anlatıyor
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Boğaz manzaralı bir sahnede izleyebileceğiniz tiyatro oyunları; Müzede Sahne’nin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz anlatıyor

"Sakıp Sabancı Müzesi, Müzede Sahne ile hem fiilen canlı ve aracısız icra edilen gösteri sanatlarıyla kapalı sergi alanları dışındaki farklı mekanlarını ‘canlandırıyor’ ve böylece sanat izleyicisiyle farklı ilişkilenme biçimlerine olanak tanıyor"

Boğaz manzaralı bir sahnede izleyebileceğiniz tiyatro oyunları; Müzede Sahne’nin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz anlatıyor

Karşılaşmalar ve Ötesi temasıyla düzenlenecek Müzede Sahne bu yıl, 4-7 Eylül 2025 tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyiciyle buluşacak. Sabancı Vakfı’nın ana desteğiyle uzun yıllardır devam eden Gösteri Sanatları Günleri, sanat yönetmenliğini Ayşe Draz’ın üstlendiği çok katmanlı programıyla, farklı disiplinleri bir araya getiriyor. Boğaz’a nazır Atlı Köşk’ün tarihi atmosferinde gerçekleşecek programda uluslararası yapımlar, yerli prodüksiyonlar, çocuk oyunları ve genç sanatçılara alan açan bahçe gösterimleri yer alıyor.

Müzede Sahne'nin Sanat Yönetmeni Draz; Müzede Sahne’nin ortaya çıkış hikâyesini, Karşılaşmalar ve Ötesi temasının gerekçelerini, Atlı Köşk’ün tarihî belleğinin dramaturjiye etkisini, Boğaz’a nazır sahnede çalışmanın avantaj ve zorlukları ile 2025 programının öne çıkan yapıtları ve atölyelerini T24'e anlattı.

Ayşe Draz

- Dünyanın birçok yerinde müzelerde tiyatroya rastlıyoruz. Ancak Müzede Sahne farklı; çünkü yalnızca sergilere ev sahipliği yapan bir kurumda değil, aynı zamanda kendi başına müzelik değere sahip yaklaşık 100 yıllık bir köşkün içinde/bahçesinde gerçekleştiriliyor. Böyle bir mekânda tiyatro sahnelenmesi fikri nasıl ortaya çıktı?

Müzede Sahne fikrinin sahibi Sakıp Sabancı Müzesi müze ekibi ve yönetimi ve bu sene de gene Sabancı Vakfı desteğiyle hayata geçiriyoruz. Beni sanat direktörlüğünü yapmam için davet ettiklerinde bu etkinlik zaten 6 yıldır devam ediyordu ve de benden önceki sanat direktörü Emre Koyuncuoğlu’nun çok değerli yönetiminde biz de (Tiyatro Hemhal ekibi) katılımcı sanatçılar olarak Müzede Sahne’nin programlarında yer almıştık. Beni sanat yönetmeni olarak davet ettikleri ilk sene 2023 yılında, müze ekibi ile beraber ve de temamızı “hep yan yana” olarak belirleyerek, karşılıklı olarak birbirimizi tanımamıza imkan sağlayan ilk etkinliğimizi gerçekleştirdik. Benim için Fıstıklı Teras’ta kurulan ana sahnenin imkanları ve imkansızlıklarını bilmek, müzenin potansiyel seyircisini ve müze bahçesindeki farklı açık alanları tanımak çok önemliydi çünkü gösterimlerin içinde yer aldığı mekan ve karşılaşacağı, veya karşılaşmasını hayal ettiğim seyirci ile programı şekillendirmek istedim. Müze tarafı da başından beri bu etkinlik ile gösteri sanatları alanında çalışan gençlere ve sanatçılara bir alan açmak istediklerinin altını çiziyordu. 

Benim yaklaşımıma göre müze, Müzede Sahne ile hem fiilen canlı ve aracısız icra edilen gösteri sanatlarıyla kapalı sergi alanları dışındaki farklı mekanlarını ‘canlandırıyor’ ve böylece sanat izleyicisiyle farklı ilişkilenme biçimlerine olanak tanıyor,  hem de her sene farklı bir tema altında sadece sezondan bir seçkiye yer vermekle kalmayıp potansiyel seyircisi için Müzede Sahne deneyimine özgü bir seyir ve deneyim alanı da kurguluyor. 

- Müzede Sahne’nin her yıl farklı bir tema etrafında şekillendiğini biliyoruz. 2025’teki Karşılaşmalar ve Ötesi temasını belirlerken hangi ihtiyaçlardan, toplumsal veya sanatsal gözlemlerden yola çıktınız?

Çok sevdiğim Semih Fırıncıoğlu’nun sanat disiplinlerine dahil yaptığı bir ayrım var; aracılı ve aracısız sanatlar. Aracısız sanatlar, yaratımın ve alımlamanın aynı anda gerçekleştiği, karşılıklı anlam üreten tarafların söz konusu olduğu disiplinleri kapsıyor, yani canlı icra içeren dans ve tiyatro gibi  tüm gösteri sanatları disiplinlerini. Gösteri sanatlarının mümkün kıldığı ve söz konusu iki tarafın etkileşim içinde olduğu süreçte, karşılıklılık ve dolayısıyla birbirine bağımlılık söz konusu. Bu anlamda gösteri sanatları gerçek bir ‘karşılaşma’ alanı kuruyor. Ben de bu sene Karşılaşmalar ve Ötesi teması ile temelde sahne ile seyir yerinin bir karşılaşma alanı olduğunu, sahne dediğimizin bazen hayatı temsil ederek bazen ise kendi gerçekliğini inşa ederek kurduğu oyun alanlarında aslında seyirci, oyuncu, dansçı, performansçı ayrımına gitmeden  hepimizin birer katılımcı olduğunu ve ortak bir sürece dahil olduğumuzu hatırlatmak istedim. Sanki toplumsal olarak da ihtiyaçlarımız benzer bir doğrultuda. Birbirimiz üzerinde bir iktidar veya hiyerarşi kurmadan birlikte ve dayanışma içinde düşünebileceğimiz alanlara çok ihtiyacımız var. Hatta bu sene Fuayede Karşılaşmalar ve oyun ertesi söyleşileri özellikle birlikte düşüneceğimiz alanlar olarak kurguladık. Karşılaşma, sadece oyun süresiyle sınırlı kalmıyor, ötesine de taşıyor. Fuayede Karşılaşmalar, seyircilerin izleyecekleri işleri kendileri için daha kolay anlamlandırabilmelerine yardımcı olmak üzere alandaki uzmanlar Aylin Alıveren ve Özlem Hemiş’in işlere özgü bağlamları sunmasından oluşuyor.  Oyun ertesi söyleşiler ise, sadece seyircilerin merak ettiklerini sahnedekilere sorması değil, sahnedekilerin de aslında çok merak edip maalesef çok ender alabildikleri geri bildirimleri direk seyirciden almalarına imkan sağlayan bir alan. Sahne ve seyircilerin birlikte seyre çıktıkları ortak bir yolculuğun farklı durakları gibi düşünüyorum.

Atlı Köşk

- Uzun yıllar tiyatroda asistanlıktan yönetmenliğe uzanan farklı deneyimleriniz var. Bu birikiminiz ışığında soracak olursam: Atlı Köşk’ün tarihî belleği, Müzede Sahne’nin dramaturjisine ve genel sanat yaklaşımına nasıl yön veriyor?

Ben aslında oyunculuk kökenliyim; Amerika’da Northwestern Üniversitesi’nde oyunculuk ve karşılaştırmalı edebiyat okudum. Daha sonra Londra’da Middlesex Üniversitesi Gösteri Sanatları Bölümünde ‘devising’ yöntemi ile hazırladığımız performans ve onun üzerine yazdığım tez ile yüksek lisansımı tamamladım. Son olarak da İstanbul Üniversitesinde, Performans Sanatında Dokümantasyon üzerine doktoramı yazdım ve şimdi de Berlin-İstanbul hattında pratik ve akademik yolculuğuma devam ediyorum. Aslında eğitim sürecimin de tanıklık ettiği gibi, sadece tek bir alanda uzmanlaşmakla değil gösteri sanatlarının birçok farklı alanı ile ilgilendim, oyunculuktan yönetmenliğe, eğitmenlikten, sanat direktörlüğüne çok farklı roller üstlendim ve de hep farklı disiplinlerden sanatçılarla işbirlikleri gerçekleştirdim. Özellikle son yıllarda, performans alanındaki araştırma ve üretimlerimi bu ‘akışkan kimliğimle’ sürdürmekle çok barışığım. 

Son yıllarda, özellikle genç tiyatrocular, bize ait, bizim kültürümüz ve gerçekliğimiz içinden şekillenen hikâyeleri büyük bir ustalıkla sahneliyorlar, ancak şahsen beni en çok heyecanlandıran şey aktardığı hikâyenin ötesinde, kendi üzerine düşünen tiyatro, meta-tiyatro. Sanırım farklı kültürlerin üretimlerine de şahitlik ettiğim ve bir kıyaslama zeminine akademik olarak da hakim olabildiğim için tiyatro başta olmak üzere gösteri sanatlarının güncel olarak ‘nasıl’ tanımlandığı, ‘ne’ olduğu , ‘nasıl’ bir işlev üstlendikleri, ‘neler’ yapabildikleri ve önerdikleri yeni ilişkilenme biçimleriyle yakından ilgileniyorum. Ayrıca disiplinler-arası yaklaşımların ve farklı disiplinlerden gelen sanatçılarla işbirliklerinin mevcut tanımları esnetme, genişletme ve alana yeni yaklaşımlar katma potansiyeline sahip olduğunu düşünüyorum.

Benim de programı oluştururken sahiplendiğim bu yaklaşımlarım doğrultusunda, bu sene müze ekibinin de bir süredir hayalini kurduğu bir projeyi hayata geçiriyoruz Müzede Sahne’de. Kalemine ve kurduğu hikâyelere, hikâye kurma biçimine hayran olduğum Murat Mahmutyazıcıoğlu ile sadece koreograf ve dansçı olarak değil oyuncularla gerçekleştirdiği hareket tasarımlarıyla da ön plana çıkan çok sevdiğim Gizem Bilgen, zaten daha önce başka projelerde de birlikte çalışmış olsalar da Bir Gün Buradan Boğaz’ı İzledim  için yeniden bir araya geliyorlar. Atlı Köşk’ün tarihi belleğinden ve müzenin resim koleksiyonundan ilham alan bu mekana özgü performansta, geçmiş ile gelecek, tarih ile şimdi hareketli bir seyrin içinde seyircisiyle buluşacak. İlk olduğu kesin ama son kez olmayacağını umduğum bu projenin şimdilik sadece 4 gösterimi olacak.  Cumartesi ve Pazar günleri ikişer seans olarak ve seyir halinde 45’er dakika sürecek bu gösterimleri kaçırmamanızı öneririm. 

Bu sene de, benim başından beri Müzede Sahne programlamalarıma dahil ettiğim Dr. Oğuz Öner’in Atlı Köşk’ün Ses Manzarası atölyesine yer veriyoruz. Oğuz her sene atölye katılımcılarıyla müzeye özel bir ses haritalaması çıkarıyor ve bu haritaların da müze için geleceğe dönük değerli bir arşiv malzemesi oluşturduğunu düşünüyorum. Ayrıca geçen seneki temamız, gösteri sanatlarının özellikle işitsel ve görsel duyular arasındaki geçişkenliğinin altını çizen Gözler Duyar,  Kulaklar Görür’dü. Bu sene bu geçişkenliğe bir başka duyu, kokuyu da ekledik ve Homemade Aromaterapi işbirliğiyle Kokularla Karşılaşmalar atölyesini gerçekleştireceğiz. Homemade Aromaterapi ekibi müze koleksiyonundan farklı ruh hallerini yansıtan dört ayrı eser seçtiler ve bu performatif atölyede, katılımcılarıyla birlikte bu ruh hallerini ifade eden koku karışımları hazırlayacaklar.

Atlı Köşk

- Bu yıl Efes Antik Tiyatrosu, Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği gibi tarihî mekânlarda temsiller izledim. Tarihî ve açık hava mekânlarında atmosfer çok etkileyici olsa da dikkat dağıtıcı unsurlar da olabiliyor. ‘Boğaz’a nazır’ bir sahne kurulduğunda getirdiği avantajlar ve zorluklar neler oluyor?

Seyir tarafından bakıldığında, arka plana oturan enfes İstanbul Boğazı, bazen ona eşlik eden ay manzarası, Fıstıklı Teras’taki ana sahnede yer alan işlere ayrı bir boyut daha kazandırıyor. Ancak sahne tarafındaysanız, arkadan gelen tekne müzikleri ve gürültü kirliliğine rağmen, oyuna odaklanmak elbette çok zor. Bu gürültü kirliliği seyirciye kurduğumuz ses düzeni sayesinde çok az yansıyor ancak sahnedekiler için hemen arkalarında gibi duyuluyor. Dolayısıyla katılımcı sanatçıların hepsinin çok çok deneyimli ve iyi oyuncular olmaları, “bir şeylere rağmen” tiyatro yapmaya alışmış olmaları önemli. 

- Son olarak bu yılki programınızı anlatır mısınız, bizi neler bekliyor?

Ana sahnenin açılışını Perşembe günü, gene benim yönetmiş olduğum ve çağdaş tiyatronun en önemli toplulukları arasında sayılan İngiliz topluluk Forced Entertainment’ın Tomorrow’s Parties adlı oyunundan Türkiye’ye ve Türkçeye uyarladığımız Yarın Belki de ile gerçekleştiriyoruz. Minimal bir sahnede söz yarıştıran iki usta oyuncu, geleceğe dair yer yer olası, yer yer ütopik ve distopik ihtimalleri sıralarken bizleri geçmişin izlerine ve bugünün umut ile korkularının şekillendirdiği geleceğe bakmaya davet ediyorlar. Bu oyunu seçkiye alma sebebim, klasik bir tiyatro yapısının ötesinde soyut ve çok basit bir yapıya sahip olmasından, yapısal olarak da tiyatronun canlı ve gerçek bir karşılaşma alanı kurduğunun altını çizmesinden  kaynaklanıyor. İki kalas, bir palet, ışıklar ve iki oyuncu; Şerif Erol ile Aslı İçözü. Aktarılan bir hikâye yok. Seyirci istediği yerde metinden aldığı referanslarla kendi dünyasında kaybolabilir ve istediği yerde aktarılan metne geri dönebilir; kaçırdığı bir hikâye yok. Aslında metnin hedeflediği de bu. Öte yandan yapıt sabit bir metne sahip ancak iki oyuncunun performansı,  belli bir dramaturji doğrultusunda olsa da, seyirciyle beraber şekilleniyor çünkü oyuncuların  arkasına geçebilecekleri karakterler yok; olsa olsa personalardan söz edebiliriz, ve bu personaların kim olabileceği de her bir seyircinin kendi dünyasıyla ilişkilenerek karşılık buluyor.

Aslı İçözü ve Şerif Erol Yarın Belki de oyununda

Bir sonraki güne ise ana sahnemizde, birçok ödül almış olan Özlem Zeynep Dinsel’in tek kişilik oyunu Kızlar ve Oğlanlar ile devam ediyoruz. Bu sefer aktarılan hikâyenin ve aktarımın ustalığının ön plana çıktığı bu yapıt, bir kadının hayat hikâyesi üzerinden belki de şiddettin en tehlikelisi olan aile içi şiddetle karşılaştırıyor bizi. Kadına karşı şiddeti ele alan yapıtların ısrarla programımızda yer alması önemli, çünkü bizler bu karşı duruşumuzda ısrar etmedikçe, toplumsal iklim adeta bizleri bu şiddeti normalleştirmeye zorluyor gibi geliyor bana. 

Ve son iki gecemizde ana sahnede, ilk defa başka kültürlerde şekillenmiş ve başka bir dilde ifade edilen bir oyunla karşılaşıyoruz; L’Addition (Türkçede de adisyon anlamına geliyor). Ben bu oyunu 2023 yazında Avignon Tiyatro Festivali’nde ana programda izledim ve farklı sahnelerle çeşitli sahne olmayan mekanlarda yer almak üzere kurgulanmış, gene iki oyuncu ve basit tasarımıyla ön plana çıkan bu işten çok etkilendim. İçerik olarak tam bir ‘karşılaşma’ işi. Bir garson ve müşteri karşılaşması üzerinden bizi hayata dair de düşündüren o kadar çok durumla karşılaştırıyor ki bu iş; hem de bunu bizleri pek eğlendirerek ve mizahi bir dille gerçekleştiriyorlar. Bu oyunu İstanbul seyircisiyle buluşturabilmek benim için birkaç açıdan çok önemliydi. Öncelikle, büyük prodüksiyonların özellikle son yıllarda çoğaldığı ve İstanbul Fringe Festivali dışındaki oluşum veya kurumların ya da mekanların getirdikleri neredeyse bütün uluslararası işlerin koca koca prodüksiyonlardan oluştuğu bu ortamda, böylesine yalın bir işi seyirciyle buluşturmak, hem de Avignon Tiyatro Festivali’nin programında - ve kendi yapımı olarak -  böyle bir işin yer almış olduğunu göstermek önemliydi benim için. L’Addition, bizde çoğunlukla mecburiyetten olduğu gibi değil de, bir seçim olarak yalın, farklı mekanlara uyarlanabilir ve sürdürülebilir – sanatçıların yönlendirmesiyle dekorun tamamını biz buradan temin ettik -  bir yapıya sahip. Ayrıca işin ortaya çıkış hikayesi de bence çok değerli; maalesef hiç Türkiye’ye gelmemiş ancak çağdaş tiyatronun en önemli topluluklarından biri sayılan ve geçen sene 40.yılını kutlayan Forced Entertainment, 2016 yılında ciddi maddi bir karşılığı da olan Ibsen ödülünü alıyorlar. Daha sonra bu paranın büyük bir kısmını Forced Entertainment ödülleri aracılığıyla genç nesil tiyatroculara dağıtmaya karar veriyorlar. Bert & Nasi ikilisi de, pandemi esnasında, verilen ilk ödülün sahipleri. Hikâye, Forced Entertainment’ın gelecek nesillere karşı yaptıkları bu ince jestle de kalmıyor, ekibin belki de en ön plana çıkan karakteri Tim Etchells daha sonra 2023 yılında bu ikiliyle beraber L’Addition’u ortaya çıkarıyor. Biz de bu hikâyeden ilhamla, gelecek nesil tiyatroculara bir jest olarak her iki gösterim için tiyatro öğrencilerine özel bir davetiye kontenjanı ayırdık. Maalesef daha düşük tutamadığımız bilet fiyatlarımızın da biraz araştırma yapınca Avignon’la müzenin buluştuğu bir deneyim için gayet uygun olduğunu bilmenin de iç huzuruna sahibim diyebilirim.

L’Addition oyunu

Müzeye özgü Bir Gün Buradan Boğaz’ı İzledim ve yer verdiğimiz atölyelerden zaten bahsettim ancak özellikle hafta sonları, bir karnaval ve karşılaşma alanı olarak da kurguladığımız Müzede Sahne’de gene çocukları unutmadık. Bu sene, çocuk tiyatrosu denince vazgeçemediğimiz Atta Festival’in Pezzettino oyununa ve Shakespeare’in 3 oyununu kısa özetler  halinde mutfak malzemeleriyle anlatan bir obje tiyatrosu 3'ü 1 Arada Shakespeare’e  yer veriyoruz. Gerçekten bu tesadüf ilginç oldu çünkü Forced Entertainment’ın yetişkinler için çok benzer yapıda bir işleri var; Table Top Shakespeare. Zaten Tim’e (Etchells) yazdım; belki Forced Entertainment’ı getirmek elimden gelmiyor ancak özellikle sonraki tiyatrocu nesillerin onun işleriyle tanışması için elimden geleni yapıyorum (Gülüyor).

Son olarak da beni gerçekten heyecanlandıran bir başka karşılaşma alanı, Bahçede Karşılaşmalar’dan söz etmek istiyorum. Müze ekibinden sevgili Yasemin Derme ve benim uzun yıllardır birçok projemde beraber çalıştığımız Umut Rışvanlı ile birlikte bahçede yer alacak bir seçki oluşturduk. Bu ücretsiz etkinlikte, maalesef sanatçılarımıza kaşe veremesek de bahçemizi bir gösterim ve paylaşım alanı olarak kullanmaları için onları davet ettik. İris Ergül ve Dila Yumurtacı gibi zaten sanatsal üretimlerini  takip ettiğimiz ve de performanslarının seyircilerini duyusal ve düşünsel anlamda alışkanlıkların ötesinde birer seyre çıkaracağı işlerin yanı sıra, clown gösterileri, oyun okuması, dans tiyatrosu ve kısa oyunlarını sahneleyecek genç ekipler de bahçede bizlerle olacak. 

Seyircilerimizi de bizle bu seyre ortak olmaya bekliyoruz.

İlgili İçerikler