Son gün…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Son gün…

Cumhurbaşkanı seçiminin öngününde iyimser misiniz, kötümser mi? İsterseniz içimizden bir dilek tutalım ve şöyle diyelim: “En kötü yönetimin bile iyi bir günü vardır: Son günü!”

Bazen bir kitabı okurken, kısacık söylenmiş, ama bizde çarpıcı bir etki uyandıran bir söze rastlarız.”Vaay,” deriz kendi kendimize, “daha iyisi söylenemezdi!” Böyle sözler bir romanda da, bir felsefe ya da anı kitabında da çıkabilir karşımıza. Engin bir deneyimin ya da zengin bir yaşamın imbiğinden süzülmüş, derin bir gözlem gücüne yaslanmış sözler. Bir düşünceyi, bir duyguyu kestirmeden dile getiren bu tür özlü sözlerle karşılaştığımızda, bazen önümüzde yaşamın o güne kadar hiç aklımıza gelmemiş bir boyutu boy gösterir, konuya o güne kadar hiç öyle bakmamış olduğumuzu sezinleriz.

Keskin ve kıvrak bir zekânın ürünü olan bu sözler yaşamın, toplumun değişik yönlerine kimi zaman alaycı, kimi zaman yergili, kimi zaman asice yorumlar getirir; şaşırttığı da olur, şöyle bir gülümsettiği de, derin derin düşündürdüğü de.

***

2010 yılında, eski çağlardan günümüze yazarlar ve düşünürlerden aforizmaları içeren Sözün Özü adlı bir kitap hazırlamıştım. O alıntılar derlemesinin bir özelliği de farklı anlayışlar ve değişik yaklaşımlara açık olmasıydı. Bana yol gösteren, Aquinolu Tommaso’nun “Tek kitaplı insandan kork!” sözüydü.

Bugünlerde yine aforizmalarla uğraşıyorum. Yerleşik anlayışlara aykırı gerçekleri hiç çekinmeden dillendirebilen Oscar Wilde’dan Aforizmalar’ı tamamladım. Önümüzdeki günlerde yayımlanacak. Onu Bernard Shaw’un Aforizmalar’ı izleyecek.

Cumhurbaşkanı seçiminin ön gününde bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istedim.     

***

Oscar Wilde

Döneminin tutuculuklarına pabuç bırakmadığı, kendi yaşam tarzından ödün vermediği için iki yıl Reading Zindanı’nda yatan Oscar Wilde’ın adalet konusunda söyledikleri ilk başta katı ve acımasız görünebilir; ama alttan alta bir alaycılık da var bence bu sözlerde:

“İnsan’ın aman bilmez adaleti bildiğini okur. Yolundan sapmaz: Güçsüzleri de tırpandan geçirir, güçlüleri de. Acımasızca atar adımlarını: Demir ökçesiyle ezer geçer güçlüleri. Ne anasını tanır, ne babasını.”

Adalet gerçekten her zaman güçsüzler kadar güçlüleri de “tırpandan geçirir” mi; anasını da babasını da tanımaz mı? Pek emin değilim. Hele ülkemizde özellikle son yıllarda yaşananlara bakılırsa inanmak zor…

Wilde’ın adalet üstüne söyleyecek çok sözü var; eh, az çekmemiş adaletten:

“Adaletsizlikten daha kötü tek bir şey varsa, o da kılıcını kuşanmamış adalettir.”

Benim bildiğim, adaletin bir elinde kılıç varsa, öbür elinde de terazi vardır. Bizdeki heykel ise sanırım yalın kılınç, terazisi yok. Kantarın topuzu kaçmış demek…

***

İngilizlerden söz açılınca Wilde’ın İrlandalı damarı mı kabarıyor? Belki. Ama ne dersek diyelim, dedikleri pek çok toplumdaki politikacılar ve din adamları için geçerli olsa gerek:

“İngilizlerin aklı her zaman karışıktır. Bu milletin aklı ikinci sınıf politikacıların ve üçüncü sınıf ilahiyatçıların beş para etmez ahmakça tartışmaları arasında harcanıp gitmiştir.”

Gerçekten de, bu sözleri okuyunca, saçma sapan konuşan kimi politikacıları ve cemaati silahlarını hazırlamaya çağıran kimi din adamlarını düşünmemek olanaksız.

İnsan bazen bu kadar çok sayıda insanın bu kadar açık yalanlara kanmasına şaşırmadan edemiyor. Wilde da aynı şeyden şikâyetçi:

“Yalnızca ahmakların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. Öyleyse kimse beni anlamıyor diye neden üzülelim?”

***

Wilde, “Bellek… hepimizin yanında taşıdığı güncedir” demiş. Ama geçmişte söylenenleri ne kadar çabuk unuttuğumuza, o sözleri söyleyenlerin de söylediklerini ne kadar çabuk unuttuklarına bakılırsa, bu söz hepimiz için geçerli değil sanırım. Evden çıkarken o “günce”yi yanımıza almıyoruz. Yoksa biz balık hafızalı mıyız?

***

Yıllardır birileri bize kendileri gibi yaşamamızı, kendileri gibi giyinmemizi, kendileri gibi konuşmamızı, kendileri gibi oturup kalkmamızı dayatıyor. Böyle yapmayanları ötekileştirmeye çalışıyor. Wilde bunu “bencillik” olarak tanımlıyor:

“Bencillik insanın yaşamak istediği gibi yaşaması değildir; başkalarından kendisinin yaşamak istediği gibi yaşamalarını istemesidir.”

Aslında burada “bencillik”ten öte “zorbalık” söz konusu. En çok da siyasal iktidarlar herkesin kendileri gibi düşünmesini istiyorlar. Oysa bir insan kendi başına düşünmüyorsa hiç düşünmüyor demektir:

“İnsanın komşusunun da kendisi gibi düşünmesini ve aynı düşünceleri savunmasını istemesi büyük bir bencilliktir. Neden öyle olsun ki? Eğer düşünebiliyorsa büyük olasılıkla farklı düşünecektir; eğer düşünemiyorsa herhangi bir şey düşünmesini istemek zaten çok yanlış olacaktır.”

***

Özellikle şu yaşadığımız “seçimli” günlerde bazı bağımlı gazeteler birbirleriyle yalan yarışına girdiler. Boş bulunup da bu gazetelerden birini okuduğunda insan eziyet çekiyor. Wilde bu durumu iki cümlede özetlemiş:

“Eskiden işkence âletleri vardı. Şimdi gazeteler var.”

***

Wilde’ın pek çok sözü gibi şu sözü de çok hoşuma gidiyor:

“Sırtına afili bir giysi geçirip boynuna medeniyet yularını taktı mı, tefeci bile kibarlar arasına karışır, efendiden sayılır.”

Bu sözü, elbette bütün politikacılar için değil, ama kimi politikacılar için şöyle değiştirebiliriz belki de:

“Sırtına lacileri geçirip boynuna kravatı taktı mı, cahil bile politikacılar arasına karışır, adamdan sayılır.”

***

Şimdi, yarınki seçim için iyimser miyiz, kötümser miyiz? Wilde, “İyimserle kötümser arasındaki fark bir tuhaftır; iyimser simiti görür, kötümser ortasındaki deliği” diyor. Siz karar verin…

***

Bernard Shaw

“Zehirli sözler” söylemekte, başına buyruklukta Bernard Shaw’un da Oscar Wilde’dan aşağı kalır yanı yok.

Bu seçimler öncesinde herkes çok konuştu. Ama ben çoğu kez suskunluğu yeğlerim. Çünkü “Suskunluk aşağılamanın en mükemmel ifadesidir.”

***

Ülkenin geldiği, daha doğrusu getirildiği duruma bakınca, Bernard Shaw’a katılmadan edemiyorum:

“Artık bize birkaç kaçık lazım. Bakın, akıllılar nereye getirdi bizi!"

***

Yarın yapacağımız seçimden sonra da demokrasi —umarım— sürecek. Ama yine de, Shaw’a kulak verelim:

“Demokrasi layık olduğumuzdan daha iyi yönetilmeyeceğimizi güvence altına alan bir araçtır…”

 ***

Shaw, bazı yazarlara yergi okları fırlatırken, “En kötü kitabın bile iyi bir sayfası vardır: Son sayfası!” demiş.

Biz de, sözümüzü, “En kötü yönetimin bile iyi bir günü vardır: Son günü!” diye bitirelim...

Celal Üster kimdir?

Celal Üster, İngiliz Erkek Lisesi ve Robert Academy'yi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenim gördü. 1983'te George Thomson'ın Tarihöncesi Ege adlı yapıtının çevirisiyle Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Çeviri Ödülü'ne değer görüldü. Aralarında Yeni Dergi, Aries, Sözcükler ve Notos'un da bulunduğu birçok dergide çevirileri yayımlandı.

Belgelerle Türk Eczacılığı, National Geographic Fotoğraflarıyla İstanbul, Metropolis: Ana Tanrıça Kenti, Unforgettable/Unutulmaz Dizisi, Ortak Kültürel Miras: Birlik İçinde Çokluk gibi kitapları yayına hazırladı.

Uzun yıllar Cumhuriyet Gazetesi Kültür Editörlüğü'nü, ilk yayımlandığı yıllarda Cumhuriyet Kitap'ın, 1996-2005 arasında P Dünya Sanatı Dergisi'nin, 2003-2008 arasında Can Yayınları'nın yayın yönetmenliğini üstlendi. “Yeryüzü Kitaplığı” yazılarını Radikal Kitap'tan sonra Cumhuriyet Kitap'ta sürdürdü.

Robert Louis StevensonH. G. Wells, Jaroslav HašekJames JoyceLiam O'FlahertyGeorge OrwellJuan RulfoIris MurdochRoald DahlJorge Luis BorgesJohn Berger gibi yazarların yapıtlarının yanı sıra Marx ve Engels'in Komünist Manifesto'su ve Lenin'in Devlet ve Devrim'i gibi Marksist klasikleri dilimize kazandırdı.

Ünlü yazarlardan özlü sözleri Sözün Özü, eski ozanlardan aşk şiirlerini Aşk Olsun! adlı kitaplarda bir araya getirdi. İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları adlı bir antoloji hazırladı. Körün Taşı ve Bir 'Çevirgen'in Notları adlı kitapları yayımlandı.

İlgili İçerikler