Şairleri de vururlar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Şairleri de vururlar

Savaş, geldi, şairi alnının ortasından vurdu. Sanatçı, geldi, şairin yaralarını sarıp sarmaladı. Kurşunların delik deşik ettiği koca bir anıt yepyeni bir sanat yapıtına dönüştü

Şairleri de vururlar
Ukraynalı şair Taras Şevçenko'nun heykeli / Fotoğraf: Serhii Korovainyi

Ben, yakın zamana kadar bir tek Şevçenko bilirdim: Dinamo Kiev, Milan ve Chelsea’nin büyük golcüsü, Ukrayna’nın efsane futbolcusu Andriy Şevçenko. Ama birkaç yıldır, Kiev’de tıp okuyan dostum İhsan Eren sayesinde, on dokuzuncu yüzyılın en büyük Ukraynalı şairi Taras Şevçenko’yu da biliyorum. Kiev’in en büyük üniversitesi onun adını taşıyor.

Taras Şevçenko, Ukrayna ulusal uyanışının önde gelen adlarından. Dünyaya 1814’te bir serf, toprak kölesi olarak gelmiş. Genç yaşta yazmaya ve resim yapmaya başlamış. 1838’de Petersburg Sanat Akademisi’nde okurken özgürlüğüne kavuşmuş, ama yüreği ülkesinin özgürlüğüne kavuşmasının özlemiyle yanmaya devam etmiş.

1840’ta yayımlanan ilk şiir kitabı Kobzar’da (Ozan) folklora ve tarihe dayalı izlekler ağır basıyor. Ama çok geçmeden Kazak yaşamına özlem izleklerinden uzaklaşarak, Çarlık Rusyası’nın Ukrayna üstündeki baskıcı yönetimini yeren şiirlere yöneliyor Şevçenko. 1847’de de, bu tür şiirlerinden dolayı Çar I. Nikolay tarafından sürgün ve zorunlu askerlik hizmeti cezalarına çarptırılıyor. Yazması ve resim yapması yasaklanmış olmakla birlikte, sürgün döneminin ilk yıllarında gizliden gizliye bazı lirik şiirler yazdığı söyleniyor.

1857’de serbest bırakıldıktan sonra, özellikle son şiirlerinde hem yerel hem de evrensel düzeyde tarihsel ve ahlaksal sorunları ele almış. Kimlik arayışına getirdiği yaklaşımla Ukrayna edebiyatı ve kültür yaşamı üstünde derin bir iz bırakmış. Her zaman bağımsız bir Ukrayna’nın güçlü bir simgesi olarak kalmış. Kimilerine göre, William Shakespeare İngilizler için ne ise Şevçenko da Ukraynalılar için o…

***

Şevçenko bir şiirinde ülkesinin bağımsızlık özlemiyle yanıp tutuşuyor:

“Canım Ukrayna’m! / Vatanım, ne zaman aklıma düşsen, / Yüreğim kan ağlar … / Nerede bütün o Kazaklar, / Nerede o kırmızı ceketler? / Nereye gitti mutluluğumuz, / Kutsal özgürlüğümüz nereye gitti?”

“Vasiyet” adlı şiirinde ise halkını zorbalara başkaldırmaya çağırıyor:

“Ölünce, / bırakın uzanıp yatayım / engin bozkırlarında Ukrayna’nın. / Gönlümü çalan / uçsuz bucaksız kırları ve sarp yamaçları / seyre dalayım. / Dinyeper’in kükreyişine / kulak vereyim. / Ukrayna’nın düşmanlarının kanı / denizin mavi sularına döküldüğünde, / işte o zaman / unutacağım kırları, dağları, / her şeyi arkamda bırakıp / Tanrı’ya şükredeceğim. / O güne kadar Tanrı nedir bilmeyeceğim. / O yüzden gömün beni ve ayaklanın, / koparın zincirlerinizi. / Zorbaların kanıyla / sulayın özgürlüğünüzü. / Sonra da / tatlı fısıltılar / ve sevecen sözlerle hatırlayın beni, / özgürlüğüne kavuşanların / dost meclisinde.”  

***

Ukrayna’nın pek çok yerinde Şevçenko heykelleri ve anıtları var. Bunlardan biri, Kiev’deki Taras Şevçenko Üniversitesi’nin tam karşısında. Biri de Kiev dolaylarındaki Borodyanka kentinde. Ukrayna birlikleri 2022 Nisanının başlarında Borodyanka’yı Rus işgalinden kurtardığında, bir de bakmışlar, Rusların bombaları ve kurşunlarından yalnızca insanlar,evler değil, şairin anıtı da payını almış. Şevçenko’nun başına birkaç mermi ya da şrapnel isabet etmiş; büstü ayakta tutan sütun da delik deşik olmuş. Rastlantısal mı, bilerek mi, bilmiyorum; ama çok simgesel olduğu kesin. Savaş ayırım yapmıyor, şairleri de vuruyor. Hele yalnızca o ülkenin modern edebiyatının kurucularından biri değil, aynı zamanda en saygın ulusal simgelerden biriyse, hiç kaçırmıyor…

***

Neyse ki, böyle durumlarda çoğu zaman sanat devreye giriyor, yaraları sarıyor, vandalların kırıp döktüklerini sağaltıp iyileştiriyor. Bu durumda da Kievli bir performans sanatçısı ortaya çıkmış. Yaroslav Halubçik, kalbura dönmüş anıtı görür görmez, dayamış merdiveni, tepesine tırmanmış, şairin “yaralar”ını bandajlamış, sargı beziyle sarıp sarmalamış, kurşunlanan heykel yepyeni bir sanat yapıtına dönüşmüş: “Şevçenko’nun Sağaltılması!”

***

Bizde ise ille de savaş çıkması, ülkenin yabancı bir devletin istilasına uğraması gerekmiyor. Atatürk heykellerinin ikide bir saldırıya uğramasına alıştık da, Muzaffer Ertoran’ın Tophane Parkı’ndaki “İşçi” heykelinin, Gürdal Duyar’ın Karaköy Meydanı’na bakan “Güzel İstanbul” heykelinin, Yunus Tonkuş’un Vişnezade Şairler Sofası Parkı’ndaki “Sabahattin Kudret Aksal” heykelinin, İlhan Koman’ın “Akdeniz” heykelinin ve daha nicelerinin başına gelenlere ne demeli!

İlgili İçerikler