Bölgeler arası kalkınmadaki eşitsizliği ölçecek bir terazi olsa Bingöl ön sıralara yerleşir mi diye baktım ve yanılmadım. Bingöl Sanayi Bakanlığı’nın ‘Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması’ verilerine göre (2017) 5 ve 6. kategoride. Altı en alt kategori.
Kalkınma siyasetinin sırtını çevirdiği bu bölgeler, tamamlanmamış yatırım projeleriyle dolu geçmişi ile bugünlere gelirken Bingöl’de farklı bir şey olmuş.
Hayvancılığın, güvenlik politikaları nedeniyle gerilediği Bingöl’de 2021 yılında bir tesis açılmış ki model yarattığını söylemek abartı olmaz.
Bütünleşmiş bu tesis gübresini, yemini kendisi üretiyor. Gübre (metan gaz) ve güneş enerji panelleriyle de elektrik üretiyor. Ar-Ge merkezleri de var. Burada nesil ıslahı araştırmaları yapılıyor.

Yereldeki süt üreticilerini sisteme dahil eden bu model, hem büyükbaş hayvan sahiplerine uygun fiyata yem sağlarken hem de sütçülük ve hayvancılık konusuna ilgili gençleri eğitim burslarıyla sisteme entegre etmiş. Gelecekte üreticilere, öğrencilere, girişimcilere eğitim hedefleniyor.
Sözünü ettiğim modelin sahibi SÜTAŞ… 2021’de Bingöl Entegre Tesisleri’ni açmış. Kamuoyuna ise dört yıl sonra duyurmayı tercih etmişler.
Aralarında benim de olduğum bir grup gazeteci, SÜTAŞ’ın davetiyle Bingöl’deki tesislerini gezdik. Sorularımla modeli hem anlamaya çalıştım hem de yerel üreticilerin bu modelden nasıl etkilendiğini sorguladım.
Modelin özü şu, kendin üret, birlikte üret ve el değmeden üret!
Bu modelde dışa bağımlılık azaltıldığı için pandemi gibi kriz dönemlerinde tedarik zincirindeki bozulmaya karşı dirençli hale geliyor gıda sektörü. Bu nedenle kendi kendine yeten üretim modelleri olası kriz dönemleri için de önemli.
Konuyu SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’dan dinleyelim…
“Elazığ’da yer arıyordum. Kısmet Bingöl oldu. Döngüsel bir ekonomi olsun dedik. Burası kendi elektriğini, kendi gübresini ve yemini üretiyor. İneklerin gübresi organik atık olarak elektrik üretiminde kullanılıyor. Güneş enerjisi panellerimiz de var. Böylece elektrik ihtiyacımızın yüzde 92’sini üretiyoruz.
Sanayi ile tarım kesimini bir araya getiren, birlikte çalışmaya onları yönlendiren bir organizasyon kurduk. Kolay bir iş değil. Sözleşme yaptık yerel üreticilerle. Geçen yıl Bingöl’deki çiftçiler hububat sapı, yonca ve silajlık mısır üretimi karşılığında 250 milyon TL kazandı.”
Muharrem Yılmaz’ın sözünü ettiği organizasyon şöyle…

Hayvan sahipleri ürettikleri sütü belirli süt toplama merkezlerine ulaştırıyor ve o merkezlerdeki süt tankerlerle tesise taşınıyor. Sütü tankerlerle toplayan şoförlerin bir de ellerinde çantalar oluyor ve sütün kalitesi ilk olarak süt toplama merkezlerinde test ediliyor. Bir tür ön test. Numunelerde antibiyotik kalıntısı var mı, sütün içine herhangi bir yabancı madde karışmış mı bu tespit ediliyor. Eğer varsa üreticiye cezai yaptırım uygulanıyor. Entegre tesise alınan süt de bu kez laboratuvar testinden geçiyor. Laboratuvar testi sonrası da bir sorun çıkarsa o numunenin nereden alındığı bilindiği için sorunu kaynağından çözebilmek mümkün hale geliyor. Tesislerde de el değmeden üretim yapılıyor.
Bingöl’de yaratılan modelin yerel üreticiyi nasıl desteklediğini, küçük üreticiye köstek olup olmadığını da sordum Muharrem Yılmaz’a. Yanıtı şu oldu:
“Küçük üreticiyle beraber büyümeye çalışıyoruz. Sanayi toplumuna entegre oluyorlar. Bingöl sanayi toplumuna entegre oldu. Sözleşmeli üretim yapıyor. 2.5 ton ürettiği mısır 5.5 tona çıktı. Zengin oluyor. Yerini bilmediği tarlasının değeri 10 ya da 20 katına çıktı. Süt üretirsen de her ay maaş alır gibi süt parası alırsın ve namerde muhtaç olmazsın. Bu nedenle kapsayıcılık çok önemli.”
Kent hayatıyla birlikte gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu Tarım Bakanlığı’nın ara ara açıkladığı utanç listesi teyit ediyor. Kaldı ki ekonomik krizle birlikte üretim kalitesinin kâr amacıyla düşürüldüğünü biliyoruz. Kendi kendine yetme modeliyle gıdaya ulaşmak bir güvenlikse ne yediğimizi bilmek de gıda güvenliğinin bir parçası.
Tesislerde el değmeden üretimin yapıldığını gördük. Artık yapay zekâ çağı. Üretimde otomasyon dönemi. Tabii makinaların çalışmasını denetleyen, bilgisayarları kontrol eden hâlâ insan.
Muharrem Yılmaz otomasyonun işsizliğe neden olmayacağını savunanlardan.
“Otomasyonla üretim verimliliği artarken, bu kez başka iş kolları da genişleyecek. Mesela daha fazla nakliyeci olmak zorunda” diyor.
Tesislerde şu an 893 kişi istihdam ediliyor. Üretim kapasitesinin artmasıyla birlikte hedef 1012 kişiyi istihdam edebilmek.
İstihdam edilenlerin çoğu genç… Hayvancılıkla ilgili yüksekokul okuyan bu gençler arasında Bingöllü de var, Vanlı da…
SÜTAŞ bir model yaratmış Bingöl’de… Yereldeki üreticinin de sürece dahil edilmesi kentin sosyo ekonomisini nasıl etkileyecek, göreceğiz…
*Permakültür: Sürdürülebilir tarım anlamına gelen permakültür, doğadaki insan yerleşimlerini, doğal ekosistemlerden örneklenen ziraat uygulamaları ve sürdürülebilirlik görüşüne göre uygulayan bir ekolojik tasarım anlayışıdır.


