Belarus Cumhuriyeti, Türkiye’nin dörtte biri büyüklüğünde. Polonya ile Rusya arasında yer alıyor, Kuzeyinde Litvanya, güneyinde de Ukrayna var. Toprakları 10.-13. yüzyıllar arasında Rus Kiev Prensliği egemenliği altında kalmış; 14.-18. yüzyıllar arasında Lehistan-Litvanya Birliği hâkimiyetine girmiş; 1795-1918 arasında Rus İmparatorluğu’nun bir parçası olmuş; 1918-1921 arasında Beyaz Rusya Halk Cumhuriyeti ilan edilmiş; 1921-1991 arasında Sovyetler Birliği’nin Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak varlığını sürdürmüş; 25 Ağustos 1991’de de ilk kez bağımsızlığına (işin doğrusu Rusya Federasyonu himayesi altındaki yarı bağımsızlığına) kavuşarak Belarus Cumhuriyeti olmuş. Yani karşımızda “bağımsız” ömrü 34 seneden ibaret, bir demokrasinin ilk adımı olması icab eden serbest seçimler ve siyasi partiler geleneği hemen hiç bulunmayan bir ülke var. Ve bu ülke 1994’ten bu yana (yani 34 senelik bağımsız varlığının 31 senesi boyunca) Aleksandr Lukaşenko’nun tek adam rejimi altında.
Tek adamın yargı sistemi
Belarus’taki yargı sistemi genel olarak Adalet Bakanlığı ve Başsavcılık gözetiminde işliyor. Hâkimlerin büyük çoğunluğu cumhurbaşkanı tarafından atanıyor, görev süreleri de onun kararıyla bitirilebiliyor. Siyasi davalarda mahkemelerin neredeyse daima iktidar lehine karar vermesi, muhaliflere yönelik tutuklama ve yargılamaların rutin hale gelmesi bunun en somut göstergeleri arasında.
Aleksandr Lukaşenko
Mafyavari ağlar ve oligarklar
Belarus’ta siyasal iktidar ile ekonomik güç, bir mafyavari ilişkiler ağıyla iç içe geçmiş durumda. Devletin ekonomik kaynakları, rejime sadık iş insanları ve oligarklar aracılığıyla kontrol ediliyor. Bu durum, rejim ile ekonomi arasındaki sınırların neredeyse tamamen ortadan kalkmasına yol açıyor.
Bu ağın en bilinen isimlerinden biri Yuri Çij. Devlet ihalelerinin en büyük kazananlarından olan Çij, sıkça “Lukaşenko’nun cüzdanı” olarak anılıyor. Aliaksandr Şakutsin, Kremlin’e yakınlığıyla öne çıkan bir diğer oligark. Medya ve ekonomi alanlarında devlete yakın bağları var. Silah ticareti ve telekomünikasyon sektörlerinde etkin olan Vladimir Peftiev ise rejimin finansörü olarak biliniyor. Offshore şirketler üzerinden maden anlaşmalarından büyük servet elde eden Viktor Şeiman, Lukaşenko’nun en eski müttefiklerinden. Mikalai Varabei de, petrol sektöründeki yasa dışı transit ilişkileriyle milyarlarca dolar kazanan bir iş insanı. Bu isimler, Belarus’ta devlet ile mafyavari çıkar ağları arasındaki ortakyaşam ilişkisini gözler önüne seriyor. Siyasi otorite, ekonomik ayrıcalıkları sadık oligarklara dağıtarak rejimini güçlendirirken; oligarklar da elde ettikleri servet ve kaynaklarla bu yapının devamına hizmet ediyor.
Medya üzerindeki tekel
Belarus’ta medya, tamamen devletin propaganda aygıtına dönüşmüş durumda. Devlet kontrolü yalnızca geleneksel medyayla sınırlı değil; sosyal medya ve bağımsız platformlar da sürekli gözetim altında. Halen kırk beşe yakın gazeteci ve sosyal medya habercesi (blogger) hapiste tutuluyor. Mesela Telegram uygulaması üzerinden çalışan popüler Nexta kanalının kurucusu Roman Protaseviç, 2021’de uçağı Minsk’e zorla indirilerek tutuklandı.
Roman Protaseviç, 2021’de uçağı Minsk’e zorla indirilerek tutuklandı
2020 seçimleri ve Lukaşenko karşısındaki üç aday
Belarus’ta 2020 seçimlerine doğru kamuoyunun dikkati üç muhalif şahsiyet üzerinde yoğunlaşmıştı: YouTube’daki “Ülke İçin Başkan” kanalıyla popülerleşen blogger Sergey Tihanovski, Belgazprombank’ın uzun süreli yöneticisi olarak öne çıkan Viktor Babarıka ve ülkenin bilişim sektörünü modernleştiren Valery Tsepkalo. Bu üç isim farklı toplumsal kesimlere hitap etse de ortak özellikleri, Lukaşenko’nun yirmi altı yıllık iktidarına karşı gerçek bir alternatif sunmalarıydı. Kısa sürede topladıkları imzalar, mitinglerindeki kalabalıklar ve sosyal medyadaki görünürlükleri, halkın değişim arzusunun güçlü işaretlerine dönüşmüştü.
Valery Tsepkalo’nun başına gelenler
Valery Tsepkalo Sovyet sonrası Belarus’un en tanınmış teknokratlarından biriydi. Diplomasi kariyerinde öne çıkmış, bir dönem ülkesini Amerika Birleşik Devletleri’nde büyükelçi olarak temsil etmişti. Asıl ününü ise 2005’te Minsk’te kurulan ve Belarus’un bilişim sektörünü küresel ölçekte rekabete hazırlamayı hedefleyen Yüksek Teknoloji Parkı’nın kurucusu ve uzun süreli yöneticisi olmakla kazanmıştı.
2020 seçimlerine gelindiğinde Tsepkalo, yılların deneyimi ve teknokrat kimliğiyle Lukaşenko’ya karşı adaylığını açıkladı. Belarus yasalarına göre aday olabilmek için en az 100 bin imza toplanması gerekiyordu, ekibi bu sayıyı fazlasıyla aştıklarını duyurdu. Ancak Merkez Seçim Komisyonu, 160 binin üzerinde imza teslim edilmesine rağmen bunların yalnızca 75 binini geçerli saydı ve Tsepkalo’nun adaylığını reddetti.
Sergey Tihanovski’nin başına gelenler!
Sergey Tihanovski, 2019’da açtığı “Ülke İçin Başkan” YouTube kanalıyla kanalıyla köy köy, kasaba kasaba dolaşarak halkın sorunlarını kayda alıyordu. İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk hikâyelerini kanalında yüzbinlerce kişi izliyordu. Sıradan insanların sesi olmuş ve kısa sürede bir siyasi figüre dönüşmüştü. 2020’de başkanlık seçimlerinde adaylığını koyacağını açıklamış ancak daha başvurusunu bile yapamadan defalarca gözaltına alınmıştı; nihayet 29 Mayıs’ta Grodno’daki bir miting sırasında “kamu düzenini bozmak” suçlamasıyla tutuklanarak yarış dışı bırakıldı. Devlet medyası, çevresinden bazı kişileri itirafçı olarak kullandı ve onu şiddet kışkırtıcılığıyla suçladı. Uzun süre tutuklu kalan Tihanovski, 2021 sonunda 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bugün hâlâ cezaevinde.
Viktor Babarıka’nın başına gelenler
Viktor Babarıka, Belarus’un en tanınmış bankacılarından biriydi. 12 Mayıs 2020’de yaptığı açıklamayla Belarus cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağını duyurdu ve Belgazprombank’taki görevinden ayrıldı. Mayıs sonu ve Haziran başında Babarıka’nın adaylığı için başlatılan imza toplama süreci adeta kitlesel bir seferberliğe dönüştü. Bağımsız adayların seçimlere katılabilmesi için gereken 100 bin imza, birkaç hafta içinde katbekat aşıldı. 19 Haziran’a gelindiğinde Babarıka’nın ekibi 435 bin imza toplandığını açıkladı. Şehir merkezlerinde imza kuyrukları oluşuyor, insanlar gönüllü gözlem ağlarına katılıyordu.
İtirafçılar iş başında
Ancak bu yükseliş rejim açısından tehlikeli bulunmuş olacak ki. 11-12 Haziran’da Belgazprombank’a bir polis baskını düzenlendi ve 15 çalışan gözaltına alındı. Çok geçmeden devlet televizyonunda gözaltına alınan kişilerden bazılarının itiraf videoları yayınlandı. Kamera karşısına çıkarılan çalışanlar, bankanın yasa dışı fon aktarımında kullanıldığını ileri sürüyor ve Viktor Babarıka’yı suçluyordu. Ancak insan hakları örgütleri ve bağımsız gözlemciler, bu ifadelerin özgür iradeyle verilmediğini; gözaltındaki kişilerin ya baskı altında tutulduğunu ya da serbest kalma karşılığında konuşmaya zorlandığını bildirdi. Nitekim bu beyanları veren bazı çalışanlar kısa süre içinde serbest bırakıldı veya haklarındaki suçlamalar hafifletildi.
17 Haziran’da Babarıka, verdiği röportajlarda kendisine siyasi sebeplerle suçlamalar yöneltildiğini ve gözaltına alınmasının an meselesi olduğunu vurguladı. 19 Haziran’da ise kampanyasının tarihi başarısı açıkladı: adaylığı için 435 bini aşkın imza toplanmıştı. Aynı gün, Merkez Seçim Komisyonu’na imzaları teslim etmeye giderken e kampanya sorumlusu oğlu Eduard’la birlikte gözaltına alındı.
4 Temmuz 2020’de Merkez Seçim Komisyonu (CEC), “yolsuzluk ve kara para aklama” suçlamalarıyla hakkında dava açıldığı gerekçesine dayanarak Babarıka’nın cumhurbaşkanlığı adaylığını reddetti. Bundan bir yıl sonra da 6 Temmuz 2021’de 14 yıllık hapis cezası kesinleşti. Bugün hâlâ cezaevinde.
Svetlana Tihanovskaya’nın ağır yükü
Svetlana Tihanovskaya aslında siyasetçi değildi; öğretmenlik geçmişi olan, kamuoyunda fazla tanınmayan biriydi. Ancak eşi Sergey Tihanovski’nin tutuklanması üzerine onun yerine başkanlık için aday oldu. Başlangıçta sembolik görülen bu adaylık, kısa sürede bambaşka bir anlam kazandı. Zira Viktor Babarıka ve Valery Tsepkalo gibi güçlü rakiplerin de tasfiye edilmesinden sonra muhalefetin bütün enerjisi Tihanovskaya’nın etrafında toplanmıştı. Onun yanında sahneye çıkan Maria Kalesnikava (Babarıka’nın kampanya yöneticisi) ve Veronika Tsepkalo (Valery Tsepkalo’nun eşi), seçim kampanyasında “üç kadın ittifakı” olarak simgeleşti.
Viktoria Tsepkalo, Svetlana Tikhanovskaya ve Maria Kolesnikova
Başkanlık seçimleri
Tihanovskayanın mitingleri kısa sürede on binlerce kişiyi çeken kitlesel buluşmalara dönüştü. Maria Kalesnikava ve Veronika Tsepkalo ile birlikte sahneye çıkması, “üç kadın ittifakı” olarak anılan güçlü bir hareket yarattı ve toplumda moral üstünlük sağladı. Kamuoyu araştırmalarının yayınlanması yasaklandığı için kesin rakamlar bilinmese de bağımsız ölçümler ve sivil toplumun yaptığı çevrimiçi anketler, Tihanovskaya’nın en azından Lukaşenko ile başa baş durumda olduğunu, hatta bazı şehirlerde açık farkla önde görüldüğünü ortaya koyuyordu.
Merkez Seçim Komisyonu’nun, Aleksandr Lukaşenko’nun oyların yaklaşık yüzde seksenini aldığını, Svetlana Tihanovskaya’nın ise sadece yüzde on civarında kaldığını ilan etmesi ülkede bir şok etkisi yarattı. Oysa seçim günü ortaya çıkan sandık tutanakları, sızdırılan veriler ve uluslararası raporlar, resmi sonuçların gerçeği yansıtmadığını, Tihanovskaya’nın özellikle şehirlerde çok daha güçlü olduğunu gösteriyordu.
Protesto dalgası ve devletin tepkisi
Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Belarus sokakları günlerce kitlesel protestolara sahne oldu. Yüz binlerce kişi Minsk başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında barışçıl gösterilere katıldı, “Bizim başkanımız Svetlana” sloganları atıldı. Ancak Lukaşenko yönetimi bu dalgayı şiddetle bastırmayı tercih etti. Güvenlik güçleri protestoculara coplarla, tazyikli sularla ve plastik mermilerle müdahale etti. On binlerce kişi gözaltına alındı; aralarında gazeteciler, aktivistler ve bağımsız gözlemciler de vardı.
Tutuklananların çoğu kötü muameleye ve işkenceye maruz bırakıldıklarını açıkladı. Cezaevleri hızla doldu, gözaltı merkezlerinden gelen işkence ve tecavüz iddiaları uluslararası basına yansıdı. Muhalefetin önde gelen isimleri ya hapse atıldı ya da ülke dışına çıkmaya zorlandı. Bu baskı dalgası, Belarus’ta muhalefeti fiilen sustururken, aynı zamanda rejimin meşruiyetini de daha fazla sorgulatır hale getirdi.
Üç kadının akıbeti
Svetlana Tihanovskaya 2020 seçimlerinden sonra doğrudan hapsedilmedi, fakat çok ağır tehditlerle karşı karşıya kaldı. Seçim gecesinin hemen ertesi günü güvenlik güçlerince saatlerce sorgulandı; kendisine ve çocuklarına yönelik tehditler nedeniyle ülkeyi terk etmeye zorlandı. 11 Ağustos 2020’de Litvanya’ya geçti. O tarihten bu yana sürgünde yaşıyor. Vilnius merkezli olarak “Belarus’un demokratik güçlerinin geçici lideri” gibi hareket ediyor.
Babarıka’nın kampanya yöneticisi olan ve Tihanovskaya ile birlikte “üç kadın ittifakı”nın en güçlü seslerinden biri haline gelen Maria Kalesnikava, seçimlerden sonra Belarus’ta kalmayı seçti. Eylül 2020’de güvenlik güçleri onu Ukrayna sınırına götürüp ülke dışına çıkmaya zorladı; fakat o pasaportunu yırtarak sınırı geçmeyi reddetti. Bu eylem sembolleşti. Ardından tutuklandı ve 2021’de “komploculuk” ve “rejimi devirmeye çalışmak” suçlamalarıyla 11 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Bugün hâlâ cezaevinde.
Veronika Tsepkalo, seçimlerden sonra baskılar artınca çocuklarını da alarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bugün hâlâ yurtdışında, sürgündeki Belarus muhalefetinin sözcülerinden biri olarak faaliyet gösteriyor.
Zorla sürgün: Otoriter rejimlerin bir yöntemi
Otoriter rejimler için yalnızca yargı yoluyla tasfiye değil, aynı zamanda muhalifleri fiziksel olarak ülke dışına çıkarmak da etkili bir strateji. Bu yöntem, genellikle “zorla sürgün” olarak adlandırılıyor. Amaç, iktidara meydan okuyan aktörleri halkın gözünün önünden uzaklaştırmak, onları kendi toplumsal tabanlarından koparmak ve muhalefeti diaspora sınırları içine hapsetmek. Bunu yapan rejimler içeride muhalefeti neredeyse sıfırlarken, dışarıdaki muhalefeti “yabancıların kuklası” gibi sunarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
Sürgünde “özgür” olmak yerine hapiste kalmayı tercih eden adam: Statkeviç
2020’de Maria Kalesnikava’ya uygulanan sürgün yöntemi günümüzde de devam ediyor. 11 Eylül 2025’te (yani daha geçen ay) Belarus rejimi, uluslararası pazarlıkların da etkisiyle 52 siyasi tutukluyu sınır dışı etmeye kalkıştı. Bunların büyük kısmı Litvanya’ya geçti. Ancak muhalefetin simge isimlerinden Mikola (Mikalai) Statkeviç, sınırı geçmeyi reddedince yeniden tutuklanarak hapse tıkıldı. Onun bu tavrı, zorla sürgüne razı olmayan bir siyasi direnişin güncel örneği olarak kayda geçti. Statkeviç sürgünde “özgür” olmak yerine hapiste kalmayı seçerek rejimin muhalefeti sınır dışı etme stratejisini boşa çıkaran değerli bir örnek oluşturdu.
Lukaşenko rejiminin sefaleti
Belarus’un 2020 seçimlerinden bugüne uzanan hikâyesi, tek adam rejimlerinin doğasını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Yargı bağımsızlığını kaybetmiş, büyük yolsuzluklara gömülmüş, medyası tümüyle susturulmuş rejimler bunlar. Halk değişim iradesini sandıkta ve sokakta ortaya koyduğunda da karşısına tutuklamalar, işkenceler ve zorla sürgünler çıkarılıyor. Buna rağmen Svetlana Tihanovskaya’nın sembolleşen adaylığı, Maria Kalesnikava’nın pasaportunu yırtarak sürgünü reddetmesi ve Statkeviç’in Litvanya’da “özgür” olmaktansa Belarusta hapis yatmayı tercih etmesi, otoriterliğe karşı mücadele sürecinde derin izler bıraktı.
Bugün Belarus hâlâ Lukaşenko’nun demir yumruğu altında nefes almaya çalışıyor; fakat aynı zamanda tek adam rejimlerinin sonsuz olmadığını, en katı baskıların bile toplumun özgürlük arzusunu tamamen silemeyeceğini kanıtlayan bir laboratuvar işlevi görüyor.
Gördüğünüz gibi tanık olduğumuz her şey daha önce yapılmış!
Şark cephesinde yeni bir şey yok!


