I
İsrail, Aksa Tufanı sonrasında Gazze’de büyük bir operasyon başlattığında ülke içinden yükselen itirazlar hemen dikkatleri çekmişti. Bazı İsrailliler sokaklara dökülerek savaşı durdurmaya çalışıyordu. İlk kıvılcım Nasıra’da çakmış, ardından başka şehirlere sirayet etmişti; İsrail vatandaşı Arapların da katıldığı küçük ama etkili gösterilerdi bunlar. Gazze’deki sivillerin ve Hamas’ın elindeki rehinelerin hayatına dikkat çekmeye çalışan bu eylemler polis engeliyle karşılaşsa da durdurulamadı.
Sonra Tel Aviv’de bambaşka bir şey oldu, rehine ailelerinin öncülüğünde başlayan protestolar, kısa sürede hükümetin savaş politikalarını sorgulayan geniş bir harekete dönüştü. Yaz aylarına gelindiğinde Tel Aviv sokaklarında binlerce kişi “Ateşkes, şimdi,” “Sivilleri öldürmeyi durdurun!” diye haykırıyordu.
En çarpıcı olan da birçok gencin vicdani ret hakkını kullanarak orduya katılmayı reddetmesiydi. Yaklaşık 200 genç, Gazze operasyonunun ardından yayınladıkları “Gençler Diktatörlüğe Hayır Diyor” başlıklı mektupla askere gitmeyi reddettiklerini açıkladı. Bu gençlerden 18 yaşındaki Tal Mitnik, kendisine celp geldiğinde asker olmayı reddettiği için 30 gün hapis cezasına çarptırıldı. Sofia Orr, Ben Arad, Oryan Mueller, Behar Tsalik ve Yuval Moav da art arda cezaevine girdiler. En çarpıcı örnek ise asker olmayı reddeden Itamar Greenberg’in toplam 197 gün hapis yatması oldu; bu, son yirmi yılda bir vicdani retçiye verilen en uzun ceza olarak kayda geçti. Yani savaş karşıtı muhalefet yalnızca kitle eylemleri olarak değil, bireysel tavırlar olarak da kendini gösterdi.
197 gün hapis yatan vicdani retçi Itamar Greenberg kendini şöyle tarif ediyor: “Ben soykırıma, işgale ve zulme karşı çıkan İsrailli bir retçiyim.”
Savaş karşıtı eylemlerin en etkililerinden biri ise rehine ailelerinin Tel Aviv’de Kaplan Geçidi ve çevresindeki sokakları “Rehineler Meydanı”na dönüştürmesi oldu. Tıpkı Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nı bir hafıza mekânına çevirmesi gibi, onlar da her hafta sonu burada toplanıyor. Göstericiler Gazze’de ölen çocukların fotoğraflarını taşıyarak “Soykırımı durdurun” diye sesleniyor, hükümetlerini suçluyor ve anlaşma yapılana kadar dağılmayacaklarını ilan ediyor.
“Rehineler Meydanı”nda “Soykırımı durdurun” diye haykıran İsrailliler.
Netanyahu hükümetinin kuvvetler ayrılığını zayıflatma girişimi
İsrail hükümeti yargı bağımsızlığını savaş siyasetinin önündeki en önemli engel olarak gördüğünden, meclise (Knesset) bir yargı reformu (nedense hep reform gibi pozitif çağrışımlı kelimelerle yaldızlanır bu girişimler) paketi sundu. Bir kısmı kanunlaşan bu tasarılar büyük protestolara ve hukuki itirazlara yol açtı.
Bizdeki Anayasa Mahkemesi gibi işlevleri olan İsrail Yüksek Mahkemesi bu tip “reformları” ciddiye alarak inceliyor ve bazılarını anayasaya aykırı bularak iptal ediyordu. Netanyahu hükümeti ise bu yüksek yargı freninden rahatsızdı ve 24 Temmuz 2023’te İsrail Meclisinden Yüksek Mahkemenin yetkilerini sınırlayan bir yasa geçirtmeyi başardı. Kısa zamanda büyük çaplı protestoların en önemli odak noktası haline gelen bu yasa, aradan altı ay dahi geçmeden İsrail Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edildi.
İsrail hükümetinin şikâyetçi olduğu konulardan biri de mahkemelerin bir türlü hükümetin dümen suyuna sokulamamasıydı. Hükümetle “uyumlu” bir adalet sistemi yaratmak için yargıç atamalarından sorumlu Yargı Atama Komitesinin yapısını değiştirmek şarttı. 27 Mart 2025’te bunu sağlamayı amaçlayan yasa Knesset’te kabul edildi. Muhalefet ise yasayı “demokrasinin tabutuna çakılan yeni bir çivi” diye nitelendirerek iptali için Yüksek Mahkemeye başvurdu. Mahkemenin karar alma süreci henüz tamamlanmış değil.
Göstericiler, bu yasa Yüksek Mahkeme gündeminde bulunduğu sırada, 26 Ağustos 2025’te “Bozma Günü” adı verilen kitlesel eylemlerle yolları kapattı, meydanlarda oturma eylemleri yaptı ve Ben Gurion Havalimanı’na erişimi engelledi. Protestocular, hükümetin yargının yetkilerini kısıtlamayı amaçlayan reformunun, İsrail demokrasisini zedeleyeceğini ve yasama ile yürütme organlarının gücünü artırarak “demokrasiyi bozacağını” savundukları için bu eylem gününe “Bozma Günü” (Day of Disruption) adını vermişlerdi. İsrail tarihinin en büyük sivil itaatsizlik hareketlerinden biri olarak kabul edilen bu eylemler, özellikle Tel Aviv ve Kudüs gibi büyük şehirlerde yoğunlaşarak ana yolları, meydanları ve önemli kamu alanlarını trafiğe kapattı.
“Bozma Günü”nden bir fotoğraf: “Kanlı Savaşı Durdurun!”
Başlangıçta rehinelerin hayatını korumak için sokaklara çıkanlar, zamanla Gazze’deki sivillerin haklarını savunan daha geniş bir toplumsal harekete dönüştü. Muhalefet, hükümetin baskısına, aşırı sağın tehditlerine ve yargının kısıtlamalarına rağmen varlığını sürdürerek İsrail kamuoyunda hükümetin savaş politikalarını tartışılır hale getirdi.
Hükümetin protestolara yönelik tutumu
İsrail polisi, Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana birçok protesto gösterisini güvenlik gerekçeleriyle yasakladı veya kısıtladı. Özellikle Filistinlilerin yoğun yaşadığı Doğu Kudüs gibi bölgelerde düzenlenen gösteriler, “güvenliğe tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle engellendi.
Haaretz gibi barış yanlısı yayın organları, savaş politikalarını eleştirdikleri ve Gazze’deki insani krize dikkat çektikleri için sert tepkilerle karşılaştı. Hükümet ve aşırı sağcı kesimler, bu tür yayınları “moral bozmakla” ve “düşmana yardım etmekle” suçladı.
Bazı gösterilerde pankartlara el konuldu, protestolar zorla dağıtıldı ve katılımcılar gözaltına alındı. Nasıra’daki bir barış gösterisinde Knesset’in eski üyesi Muhammed Barakeh ve İsrail’in bazı Arap vatandaşları gözaltına alınıp birkaç saat sonra serbest bırakıldılar. Tel Aviv’deki eylemlerde de bazı aktivistler gözaltına alındı, ancak haklarında dava açılmadı.
Netanyahu hükümetine karşı İsrail’de düzenlenen gösterilerde gözaltına alınanlar genellikle birkaç saatle bir gece arasında nezarette tutulduktan sonra serbest bırakılıyor. Çoğu durumda bu gözaltılar “kamu düzenini bozma” gerekçesiyle yapılıyor. Protestocuların büyük bir kısmı hakkında ceza davası açılmıyor; yalnızca bazı olaylarda, polise direnme, yolu kapatma veya izinsiz gösteri gibi suçlamalarla dava açıldığı oluyor. Ancak genel tabloya bakıldığında, bu gözaltılar uzun süreli tutuklamalara veya ceza davalarına dönüşmüyor.
II
Anlaşılan İsrail devleti muhalefetle nasıl başa çıkılacağını bilmiyor!
Kanımca İsrail devleti muhalefetle ve göstericilerle nasıl başa çıkılacağını pek bilmiyor. Muhalefeti ve kitleleri bastırmada başarılı olan ülkeler genellikle modernleşme sürecine geç giren, eski imparatorluk kalıntısı devletler (mesela mesela...durun bir düşüneyim... hah buldum Rusya). Şimdi bu tip devletlerin kullandığı metotları maddeler halinde sıralayarak İsrail devletine bazı tüyolar verelim:
1. Geçici madde mucizesinden yararlanın: Görüyorum ki İsrail Meclisinde (Knesset) can sıkan bazı milletvekilleri var. Netanyahu’ya “Sen 30 yıldır barışın seri katilisin” diyen Eymen Adil Avde veya Gazze operasyonlarını “soykırım” olarak niteleyen meclisin tek komünist milletvekili Ofer Cassif O halde hemen anayasanıza yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasını kolaylaştıran bir geçici madde ekleyin. Eğer Knesset’te “anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” diyecek bir muhalefet partisi lideri bulunursa vallahi tadından yenmez! Böylece bu can sıkıcı milletvekillerini yıllarca içerde tutabilirsiniz.[1] (Ama bu vekilleri Kudüs’teki bir hapishaneye değil de 317 km güneydeki Eilat Şehir Hapishanesine atın ki aileleri eziyet çeksin!)
Netenyahu’ya “seri katil” diyen Knesset üyesi Eymen Adil Avde
İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlayan Knesset’in tek komünist milletvekili, Ofer Cassif
2. Yüksek Mahkemeyi sindirmenin yolunu bulun: Bunları yapabilmek için şu “Yargı Atama Komitesini” hizaya sokmanız şart. Görüyorum ki bu konudaki çabalarınıza Yüksek Mahkeme taş koyuyor. Bu biraz nazik bir mesele. Titiz bir planlama gerektiriyor. İşe önce alt derece mahkemelerin Yüksek Mahkeme kararlarına uymak zorunda olmadığını ilan ederek başlayın. Sonra da önemli bir sözcünüzün Yüksek Mahkemeyi bombardıman etmesini sağlayın: Mesela “Yüksek Mahkeme bednam olmuştur” ya da “Yüksek Mahkeme Arapların oyuncağı haline gelmiştir” gibi. Emin olun bunlar işe yarayacaktır.
3. Tutukluluk sürelerini lastik gibi uzatın: Protestocular birkaç saatte serbest kalıyor diye mi üzülüyorsunuz? Böyle “gevşek” bir ülkede tabii ki sokaklar “ayaktakımıyla” dolar! Hemen “izinsiz gösteri yapmak, dağılın emrine uymamak, yüzünü maskeyle kapatmak, kamu düzenini bozmak gibi suçlamalara muhatap olanlar için yargıçları özenle seçilmiş “nöbetçi mahkemeler” oluşturun. Hani nöbetçi eczaneler gibi, bunlar gece yarısından sonra mahkemeye sevk edileceklerin davalarına baksın. Savcı hangi sanıkları hangi saatte mahkemeye sevk edeceğini bilir zaten! Sonuç öyle olmalı ki birini içeri aldığınızda en az üç ay dışarı çıkamasın. Eğer adalet sistemi kısmen bile olsa size hizmet edecek hale getirilirse tutukluluk süreleri lastik gibi uzayacaktır. Bu da gösterilere katılacakların sayısını yıldırım hızıyla düşürecektir. Yalnız dikkat edin! Halkın ümüğüne fazla basarsanız korku duvarı aşılır ve yüzbinler sokağa iner. Örnekleri çoktur bunun!
4. Hain üretim atölyeleri oluşturun: Öte yandan gösteri için sokakları doldurmuş insanları gözaltına almak yeterli olmaz, aslolan onları sokağa çıkmaktan caydırmaktır. Bunun için, hükümetin Filistinlilere reva gördüğü uygulamaları protesto etmek üzere sokağa çıkanları, mesela “kansızlar” veya “vatan hainleri” gibi yaftalamalısınız. Unutmayın ki göstericilerle “ideolojik mücadele” onlarla sokakta mücadeleden daha etkilidir.
5. Kendi STK’nızı kendiniz yaratın: Ama bunlar da yetmez! Protestocuları protesto edecek protestocular bulmalısınız. Nasıl mı? Çok kolay! Aşırı sağ çevreler arasında hükümete sadık “sivil toplum örgütleri” oluşturun! (Bunlara Government-Organized Non-Governmental Organization / Hükümet Tarafından Organize Edilen Sivil Toplum Kuruluşu, GONGO denildiğini size ben mi öğreteceğim?) Eğer bazı kamu binalarını bu kuruluşlara bedelsiz tahsis ederseniz sadakatlerini sağlama alırsınız.
6. Eski kabadayılara alan açın: Bunlar da yetmeyebilir, o zaman geçmişte suça bulaşmış veya halen bunu sürdüren bazı tipleri, hükümete muhalefet edenleri yıldırmaları için el altından teşvik edin. Mesela bu eski mücrimlerden biri, Filistinli çocukların öldürülmelerini mesele eden vicdan sahibi Yahudilere “Behey Arap hayranları, behey vatan hainleri, behey kansızlar canınıza mı susadınız” diye seslenebilir.
7. Medya organlarına size sadık yeni sahipler bulun: Gelelim basın özgürlüğü meselesine. Önce hükümete yakın iş adamlarını ülkedeki medya organlarını satın almaları için teşvik edin. Bunu kolaylaştırmak üzere kamu ihale bedellerine uygun marjlar ekleyebilirsiniz. Eğer gazetesini sizin adamlara satmak istemeyen patronlar olursa üzerlerine vergi memurlarını salıverin!
8. Basını sindirme pratiğinizi geliştirin: Ama ne yapsanız bu dijital çağda medya üzerinde tam kontrol sağlamak zordur. Burada yine GONGO’lardan yararlanabilirsiniz. Mesela bu “resmî toplum örgütleri” bir sosyal medya linçi düzenleyerek tüm “vatansever” Yahudileri Haaretz gazetesi önünde toplanmaya davet edebilirler ve gazete binasını yakmaya kalkışabilirler. Emniyet kuvvetleriniz de “önleyici bir tedbir olarak” gazetecilerin can güvenliğini sağlamak maksadıyla yeteri kadar gazeteciyi gözaltına alır. Sonra da onları “halkın değerlerini alenen aşağılamak” gibi bir suçlamayla yargılayabilirsiniz. Nasıl? Sizde böyle bir ceza maddesi yok mu? O zaman hemen ihdas edin!
“Ama o zaman demokrasi olmaktan çıkar otokratik bir devlete dönüşürüz” mü dediniz?
Yani hem demokrasi olsun hem kimse sizi protesto edemesin hem de mahkemeler hoşunuza gitmeyen kararlar almasın öyle mi?
Mahallemizin balıkçısı Şakir benden daha dobradır, iyisi mi böyle bir durumda o olsa ne derdi aktarayım size: “Yok öyle üç kuruşa beş köfte!”
Bilmem ki buna benzer İbranice bir deyim var mı?
Baktım, “אי אפשר לרקוד בשתי חתונות” (i efshar lirkod bishtey chatunot) dermiş Yahudiler.
Yani, “iki düğünde birden dans edilmez!”
[1] Eymen Adil Avde’nin milletvekilliği gerçekten de düşürülmek istendi. Ancak Haziran 2025’te yapılan oylamada işbirlikçi bir muhalefet lideri bulunamadığı için teklif yeterli desteği sağlayamadı.


