Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı
ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor.
Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek
çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.
Ursula Le Guin, Sesler
2014: Mansplaining (Üstencil erkekçe açıklama)
2015: Share economy (Paylaşım ekonomisi)
2016: Post-truth (Hakikat-sonrası)
2017: Fake news (Sahte haber)
2018: Toxic (Toksik)
2019: Existential (Varoluşsal)
2020: Pandemic (Pandemi)
2022: Gaslighting (Gaz lambası etkisi)
2023: AI (Yapay Zekâ)
2024: Brain rot (Beyin çürümesi
Prof. Dr. Selçuk Şirin, Bir Mutluluk Reçetesi kitabında, son 10 yılın kelimelerini böyle listeliyor ardından da ekliyor “Her sene farklı sözlükler farklı terimleri seçtiği için aslında sene başına birden çok sözcük düşüyor, ama Türkiye’deki yaygınlığına ve dile geçişine bakarak oluşturduğum bu liste sanırım son on yılda hayatımıza giren yenilikleri anlamak için bize bir fikir veriyor. Bu kelimelerin her biri aslında birer trend değil, dünyanın içinde bulunduğu ruh halinin dildeki izdüşümü.”
Bir yılı daha geride bırakmaya hazırlanırken, Oxford University Press, 2025'in kelimesini çevrimiçi öfkeyi tetiklemek ve bu yolla etkileşim almak amacıyla içerik tasarlamak anlamına gelen “rage bait” (öfke tuzağı) olarak belirledi. Oxford Languages başkanı Casper Grathwohl, kelimenin kullanımının son bir yılda üç kat arttığını, çevrimiçi dikkat çekme yöntemlerinin duygusal manipülasyona dönüştüğü belirtti.
Bizim kültürde “öfke” çatışma değil, iletişim şekli
Akdeniz ve Türkiye kültürlerinde öfke içeriklerine ilgi diğer toplumlara göre daha yoğun ve bunun birkaç nedeni var. Birincisi bu coğrafyalarda duyguların coşkulu ve yüksek yoğunlukta ifade edilmesi normal görülüyor; dolayısıyla öfke, “çatışma” değil çoğu zaman bir “iletişim şekli” sayılıyor. Buna ek olarak günlük hayatlarımızın ekonomik, politik ve sosyal stresle daha fazla iç içe olması, insanların öfkeye kapı aralayan içeriklere daha hızlı reaksiyon vermesine yol açıyor. Aile yapılarının ve mahalle kültürünün duygusal olarak yoğun, tartışmanın ise gündelik bir iletişim biçimi olması çevrimiçi davranışlara da yansıyor. Böylece öfke hem ifade özgürlüğünün bir parçası, hem de kolektif bir “deşarj” biçimi haline geliyor.
Rage bait Türkiye’nin içinde bulunduğu ruh halinin bir izdüşümü
Selçuk Hoca’nın da “rage bait” kelimesini tüm bu saydığım nedenlerden ötürü Türkiye’nin içinde bulunduğu ruh halinin bir izdüşümü olarak göreceğini düşünüyorum. Sosyal Medya algoritmalarından anlamayan, yazdığım yazıları duyurma amacıyla kısa videolar çeken biri olarak ben bile bu gerçeği deneyimliyorum. Sanatmış, sergiymiş, spormuş kimsenin umurunda değil. Bizi öfkelendiren konular, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, deprem ve yangın felaketleri ile ilgili yazdığım yazıları duyurduğum videolar çok daha hızlı yayılıyor. Ben elbette bu yazıları insanların öfkesini manipule ederek erişim almak amacıyla yazmıyorum, ortak duygularımıza tercüman olmaya çalışıyorum. Ancak tabii erişim-etkileşim-trafik-reklam-işbirliği için yaşayan kitle; kişiler ve bazı internet haber siteleri bu gerçek haberleri bir güzel çarpıtarak, “rage bait” usülüyle dolaşıma sokuyor, hali hazırda öfkeli olan insanları kutuplaştıracak korku ve şiddet temelli içeriklere dönüştürüyor.
“Sosyal medyada sinirleniyorsanız, rage bait tuzağına düşmüş olabilirsiniz” başlığının kendisi rage bait
“Rage bait” (öfke tuzağı) ile “click bait” (tıklama tuzağı) arasındaki ince fark merak değil, öfke üzerinden tıklama/etkileşim almaktır ki bunun Türkiye internet medyasında zaten yaygın bir strateji olduğu biliniyor. Ne ironiktir ki, Türkiye’de haber siteleri ve gazeteler Oxford Press’in yılın kelimesini “rage bait” olarak seçmesi ile ilgili haberi “Sosyal medyada sinirleniyorsanız, Rage-bait tuzağına düşmüş olabilirsiniz” başlıklarıyla verdi. Bu toplumsal farkındalığın arttığını göstermekle birlikte, seçilen başlığın kendisi yine bir rage bait’tir ve bazı okurlar için rahatsızlık ve öfke unsuru taşıyabilir.
Depremden sonra X’te HAARP sözcüğünün geçtiği 550 bin paylaşım yapıldı
Türkiye’de özellikle kriz ve afet dönemlerinde “rage bait” ve “post-truth” içeriklerinin çok hızlı yayılabildiğini 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nde acı bir şekilde gördük. Deprem sonrası sosyal medyada yer alan“Hatay’da Yarseli Barajı patladı”, “Deprem sırasında gökyüzünde mavi ışıklar gördüm”, “Depreme HAARP sebep oldu” gibi komplo iddialarını örnek olarak gösterebiliriz. HAARP, High-frequency Active Auroral Research Program’ının (Yüksek Frekanslı Etkin Kutup Işıkları Araştırma Programı) kısaltması. 1990'da ABD Ordusu tarafından kuruldu ve 2014'te Alaska Fairbanks Üniversitesi Jeofizik Enstitüsü'ne devredildi. Verici, Dünya'nın atmosferinin uzayla buluştuğu alan olan iyonesferi incelemek için kuruldu. Depremlerden sonra X’de HAARP ile ilgili paylaşımların sayısında büyük bir artış yaşandı. BBC'nin araştırmasına göre içinde HAARP sözcüğünün geçtiği 550 bin paylaşım yapıldı.
Suriyeli mültecilere yönelik hırsızlık ve yağmalama söylentileri...
Bir diğer örnek deprem sonrası Suriyeli mültecilere yönelik hırsızlık ve yağmalama söylentileri... “600 bin Suriyeli İstanbul’a taşınıyor”, “Yardım kolileri Suriyelilere verildi”, “Kızılay çadırları Suriyelilere dağıtıldı” gibi provokatif haberler yoğun şekilde dolaşıma girdi. Tüm bu içerikler Deprem Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ve ilgili kurumlar tarafından yalanlanmasına rağmen milyonlara ulaştı; çünkü insanlar bilgiye aç, duygusal olarak sarsılmış durumdaydı ve haberleri teyit etme ihtiyacı içindeydi. Bu süreç, hem mülteci düşmanlığını, hem toplumsal kutuplaşmayı artırdı, hem de gerçek yardım ve koordinasyon süreçlerini sekteye uğratarak insani krizin derinleşmesine yol açtı.
“Bir sonraki nesil cahil olduğunu bile bilmeyecek” neslindeyiz
Bu örnekleri çoğaltmak, dünyadan da birçok örnek vermek mümkün. Ama lafı uzatmaya gerek yok. “Rage bait”in mesajı net. Ben şimdiden 2026 yılına hangi kelimenin damgasını vuracağını ve bu kelimenin dünyanın geldiği acayip durumu ne şekilde yansıtacağını merak ediyorum. Ursula Le Guin’in Sesler (2006) romanında yazdığı “Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler,” satırlarını yazının girişine taşımamın nedeni de bu.
Kanıta dayalı bilgi cezalandırılıyor, provake eden bilgi ödüllendiriliyor
Le Guin’in işaret ettiği ilk aşama, bilginin değersizleştirildiği ve cezalandırıldığı dönemdir. Bu aşamada insanlar doğruyu aramanın bir risk olduğunu tecrübe ederek öğrenir ve rasyonel düşünceden vazgeçer. Karmaşık, anlaşılması emek isteyen gerçekler yerine duygulara hitap eden kolay içeriklere yönelir. Bugün “rage bait” tam olarak bu noktada devreye giriyor; öfkeyi tetikleyen içeriklerin daha hızlı yayıldığı bir dünyada, kanıta dayalı bilgi cezalandırılırken; manipülatif içerikler ödüllendiriliyor. “Click bait” ise insanların merak dürtüsünü istismar ederek içeriğin özü yerine yüzeydeki tepkisini besliyor. Böylece bilgi edinme değil, tetiklenme mekanizması çalıştırılıyor.
Gerçeklik kriter olmaktan çıktı, yerini algoritmaların belirlediği hakikat hissine bıraktı
Le Guin’in satırlarının en karanlık tarafı ise ikinci kısımdadır. “Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.” Bu, tam da post-truth’un tanımıdır. Post-truth çağında mesele artık “yanlış bilmek” değil; doğru bilgi ile yanlış bilgiyi ayırt edebilecek kültürel zeminin tamamen yok olmasıdır. İnsanlar artık bilginin ne olduğunu bilmeyecek kadar derin bir karanlığa gömülmüştür. Sorgulama yeteneği, eleştirel düşünce tamamen kaybolur. Gerçeklik bir kriter olmaktan çıkar, yerini duygu ve algoritmaların belirlediği “hakikat hissine” bırakır.
Eğer toplumlar sürekli manipülatif, öfke tetikleyici ve yüzeysel içeriklerle beslenirse, sadece bilgi zedelenmez; bilginin ne olduğuna dair kolektif hafıza da silinir. Tam da Le Guin’in dediği gibi, bir süre sonra cehalet bilinçli bir tercih değil, yapısal bir durum haline gelir.
Bu nedenle, rage bait ve post-truth çağını anlamak, sadece içerik analizinden ibaret değil; aynı zamanda kültürel hafızanın, eleştirel düşüncenin ve kamusal bilginin nasıl aşındığını anlamak demektir. Gönlümüzün distopik romanlarının kraliçesi Ursula Le Guin, yaklaşık 20 yıl önce bugünü görmüştür. Bilgi unutulursa, cehalet fark edilmez; cehalet fark edilmezse toplumsal direnç de oluşmaz. Zaten amaçlanan da budur.


