CHP mutlak butlan kararına Yargıtay bakar mı?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

CHP mutlak butlan kararına Yargıtay bakar mı?

Sakıncaları giderebilmek için usul hukukunda istisnai olarak uygulanan bir kural var. Bu gibi durumlara tüzel kişiliğin hak ve menfaatini yeni temsilcisine karşı koruyabilmek için mahkeme geçici ve sınırlı bir tarafsız kayyım atıyor. Hatta kısmi ve geçici kayyım uygulamasının siyasi partiler dahil tüm tüzel kişiler için uygulanabilmesine dayanak oluşturan bir kanun hükmü de var: Medeni Kanun m.427/4

CHP mutlak butlan kararına Yargıtay bakar mı?

CHP’nin 2023’teki yönetimini değiştiren kurultayının iptaline ve tedbiren önceki K. Kılıçdaroğlu yönetimini geri getiren istinaf mahkemesi kararına karşı Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılıp yapılamayacağı konusu hukuk kamuoyu gündemini meşgul etmeye devam ediyor.

Öncelikle belirteyim ki anılan temyiz başvurusu hakkında kesin ve net bilgiye ulaşmak mümkün olmadı.

Basında çıkan bazı haberlere göre önceki CHP yönetimi (Ö. Özel yönetimi) karar gelir gelmez hemen kararı temyiz etmiş ve tedbir kararının da öncelikle kaldırılmasını talep etmiş.

Yönetim K. Kılıçdaroğlu’na (KK) geçer geçmez de yeni yönetim anılan temyiz başvurusunu ve tedbirin kaldırılması talebini geri çekmiş.

Bunun üzerine de Ö. Özel adına yeniden temyiz başvurusu ve tedbirin kaldırılması talebi yapılmış.

Basında dün çıkan başka bir habere göre ise yeni yönetim temyiz başvurusunu geri çekmemiş; sadece tedbirin kaldırılması talebini geri çekmiş.

Hangi bilgi tam doğru bilmiyorum.

Bu konudaki en kesin bilgi yeni yönetimde ve bu konuda net bir bilgilendirme yapılmamış durumda.

Eğer ilk bilgi doğru ise yani temyiz başvurusu önceki yönetim tarafından yapıldı ve yeni yönetimce geri çekildi ise temyizden feragat edildiği gerekçesiyle Yargıtay bu temyiz başvurusunu ret mi edecek?

Daha doğrusu temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına mı karar verecek?

Bu konudaki geçen haftaki (T24, 28 Mayıs) yazımda böyle olacağını varsaymıştım.

Ne var ki bu konuda yaptığım daha derinlemesine araştırmada usul hukuku açısından farklı bir boyut ortaya çıktı.

Temyizde menfaat çatışması

Bu durumda gelinen son noktada parti tüzel kişiliği ile partinin yeni temsilcisi arasında menfaat çatışması ortaya çıktığı için, mahkemece sırf bu çatışmanın giderilmesiyle, yani temyiz başvurusunun yapılması ve takibi ile sınırlı ve kısmi bir tarafsız kayyım atanması gerekiyor.

Bu kayyımın ise anılan temyizin yapılmasına karar verme dışında seçeneği bulunmayacak.

Nitekim istinafın verdiği kararın parti tüzel kişiliğinin aleyhine olduğunda kuşku yok.

Davada zaten davalı konumda olan tek başına parti tüzel kişiliği.

İstinaf kararında iptal edilen ise partinin yaptığı kurultay.

Yani karar davalı aleyhine verilmiş.

Anılan İstinaf kararının ise partinin yeni temsilcisinin (KK yönetimi) lehine olduğu belli.

Nitekim bu kararla hem 2023 kurultayı ve sonraki kurultaylar iptal edildiğinden, 2023 öncesi yönetim tekrar devreye giriyor. Hem de kararın parçası olan tedbir kararı ile açıkça ve ismen KK, partinin yönetimini hemen devralıyor.

O halde anılan istinaf kararı parti tüzel kişiliğinin aleyhine, partinin yeni temsilcisinin ise lehine olduğundan, bu aleyhe kararı temyiz etmek parti tüzel kişiliğinin lehine ve partinin yeni temsilcisinin aleyhine görünüyor.

Bu durumda yeni temsilci temyiz başvurusunu geri çektiğinde parti tüzel kişiliğinin aleyhine bir tutum sergilemiş oluyor.

Öneri: Sınırlı yetkili tarafsız kayyım başvurusu

İşte bu gibi sakıncaları giderebilmek için usul hukukunda istisnai olarak uygulanan bir kural var.

Bu gibi durumlara tüzel kişiliğin hak ve menfaatini yeni temsilcisine karşı koruyabilmek için mahkeme geçici ve sınırlı bir tarafsız kayyım atıyor.

Bu kayyım tüzel kişiliğin tüm yönetimini devralan klasik bir kayyım değil.

Sadece menfaat çatışması doğuran husus ile sınırlı ve geçici görevli bir yedek temsilci konumunda.

Yani somut olay açısından sadece temyizin yapılmasına karar verecek ve temyiz sürecine vaziyet edecek bir tarafsız kayyım.

Bunu da örneğin önceki CHP yönetiminin ve temsilcisinin (Ö. Özel) başvurusu üzerine asliye hukuk mahkemesi yapacak.

Bunun Yargıtay tarafından karar verilmiş çok sayıda emsal örneği ve uygulaması var.

Örneğin şirket tüzel kişiliği hakkında yeni temsilci tarafından temyizden feragat durumunda böyle bir menfaat çatışması oluşacağı ve kayyım atanması gerektiğine dair Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.09.2025 tarih ve E.812, K.5771 sayılı kararı.

Hatta bu tür kısmi ve geçici kayyım uygulamasının siyasi partiler dahil tüm tüzel kişiler için uygulanabilmesine dayanak oluşturan bir kanun hükmü de var: Medeni Kanun m.427/4.

Bu durumda eğer yeni yönetim önceki temyiz başvurusunu geri çektiyse, parti tüzel kişiliğinin önceki temsilcisi sıfatıyla Ö. Özel’in asliye hukuk mahkemesine başvurarak, anılan menfaat çatışması nedeniyle salt temyiz başvurusunu yapmak ve temyiz sürecine vaziyet etmek göreviyle sınırlı bir tarafsız kayyım atanmasını talep etmesi hem hukuken mümkün hem de gerekli görünmektedir. 

Diğer yandan, istinaf kararının davalı tarafça temyiz edilmeyip bir an önce kesinleşmesinin önceki parti yönetimi için daha uygun olacağı görüşünün pratikte şöyle bir sorunu bulunuyor:

Kararı çok sayıdaki davacılardan hatta müdahillerden biri bile temyiz etse (nitekim bazı davacılar yönünden dava menfaat yokluğundan reddedilmiş), karar bu sürecin sonuna kadar kesinleşmiş olmayacaktır ve dolayısıyla tedbir kararı devam edecektir.

Koltuk hırsının sonuçları

Bu arada burada önerdiğimiz yolla karar Yargıtay’da temyiz edildiğinde ve temyizde istinaf kararı esastan bozulduğunda (normalde hukuken olması gereken budur), tedbir kararı da kendiliğinden kalkmış olacağından, Parti yönetimi hemen tekrar Ö. Özel ekibine geçecektir.

Ancak işbu bozma üzerine istinaf önceki kararında direnirse ve yeniden aynı tedbir kararını da verirse, yönetim yine KK ekibine geçecektir ve bu kez yeni temyizle dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gelecektir.

Bu sürecin ise seçimler normal zamanında yapılsa ve erken seçim olmasa bile 2028’den önce sonuçlanması beklenmemelidir.

Yine de Yargıtay’ın “ipe un sermeden” kararını acilen vermesi, ileride tarih önündeki sorumluluğu açısından son derece önemli ve doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sanırım zaten bu süreçleri planlayan siyaset mühendisliği de yeni seçimlere kadar anamuhalefet partisini bu yolla felç ederek veya parti içi kaosu körükleyerek, seçimlerde mevcut iktidarın kazançlı çıkmasını öngörmektedir.

Anamuhalefetin başında 13 seçim kaybederek dünya siyaset tarihine en olumsuz şekilde geçmeyi garantileyen yeni “atanmış” yönetimin ise salt bir koltuk hırsıyla (!?) gayrimeşru bu siyaset mühendisliğinin değirmenine su taşıması ise ayrıca hayret vericidir.

Yargının bu illegal mühendisliğe alet olması ise zaten lafın sözün bittiği yerdir.

İlgili İçerikler