"Şiir resim gibidir"
Horatius
Bu hafta elime yeni çevrilmiş bir kitap geçti. Okudukça, benim (ve birçok kimse) için, ne kadar önemli bir kitap olduğunu düşünmeye başladım ve bu kitabın üzerine bir iki kelime etmeyi arzularım. Kitabın yazarı Fransız. Antoine Compagnon Fransa'da çok bilinen, kitapları cep kitapları olarak satılan bir isim. Kendisinin başka kitaplarını okumuştum (bilhassa 1990'ların hemen başlarında, post-modernizm üzerine dersler verdiğim sıralarda, post-modern meseleleri üzerine olan "Modernliğin Beş Paradoksu"nu). Ama bu yeni çevrilen kitabını daha evvel okumamıştım. Başka bir kitabı Türkçeye çevrildi mi diye baktım. Türkçede "Montaigne'le Bir Yaz" olarak geçen kitabı 2015 yılında Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış (Fransızca baskısı 2013).
Şimdi ise, Metis Yayınları'ndan yeni çıkan Metis Eleştiri dizisinin bu kitabının adı: Teorinin Cini. Alt başlık olarak da Edebiyat ve Sağduyu (sens commun) olarak gösterilmekte. Aslında mantık olarak doğru karar veren biri olarak anlaşılan bu kelime (Türkçedeki sağduyu) başka bir şekilde "sens commun" olarak düşünüldüğünde "vasat akıl" olarak da anlamlandırılmıştır; aynı zamanda içinde yaşadığı bir kültürdeki bilgilerin toplamından oluşan bir kavramdır. Türkçede "sağduyu" olarak verilmiş. Tabii, buradaki yazım asla sağduyunun ne olduğu hakkında yazmak değil. Ama ister istemez diller arasındaki genel geçişler sırasında nelerin katıldığı veya nelerin eksildiğini görmek zorunda kalınıyor. Ancak kitabın teori üzerine odaklanmasının nedenlerinden birisi, teorinin bu sağduyuya (ortak vasat akıl) ve popülerliğe karşı örgütlenmesinden dolayıdır. Bunların yerine büyük edebiyat yazarlarının eserlerindeki "değeri" ve "nesnel özelliği" yerleştirmektedir. Popüler bir "ortak duyguya" yenildik mi? Roland Barthes'ın "okunaklı metin ile yazılabilir metin" arasında kurduğu ayrımı hatırlayabilecek miyiz? Tıpkı" yazar" ve "yazan" arasındaki ayrım gibi bir şeyden söz etmekteydi.
Kitabın bir yandan edebiyat teorileri üzerine olduğu belli, ama bir başka yandan da teorinin bu kadar arka planda kaldığı günümüzdeki haline ışık tutan bir kitap olduğunu düşünmeden geçemiyorum. Bir kere kitabın Türkçeleştirmesinde çok başarılı olduğunu ve çevirisinin çok güzel okunduğunu söyleyebilirim. Kitabın çevirmeni Savaş Kılıç konusunun ehli olduğunu kitabı okuyanlara hissettiriyor bana kalırsa. Antoine Compagnon'un "Giriş" niteliğindeki "Ne Kalır Aşklarımızdan Geriye?" bölümü, bugün bizim birçok alanda yaşadığımızın aynısının Fransa'da da yaşandığını anlatarak başlamakta. Daha sonra bölüm bölüm geliştireceği "edebiyat, yazar, dünya, okur, üslup, tarih, değer" olarak devam eder bölümlere.
Aşklarımızdan kasıt, tabii ki 1960'larda başlayan ve 1970'lerde devam eden ve birdenbire kesintiye uğrayan teoriye gönderme yapmakta. Teori deyince de ister istemez Louis Althusser gelmekte akla. Maspero Yayınları'ndaki dizisinden söz edilmekte elbette. Fransa'daki "kış yıllarının", sıkıntılı dönemlerin atlatılma çabası sürecinde, edebiyat teorisi ve "yazınsal kuram" arasındaki farka dokunurken, kitabın yazarı aynı zamanda teoriye olan merakın da geride kaldığından söz etmekte. Antoine Compagnon'a göre (ne güzel bir soyadı! Yoldaş anlamını taşımakta), bu ikisi (yazınsal kuram ve edebiyat teorisi) arasındaki ayrım yapay bir ayırımdı ve ikisinin de beraberce kullanma imkanları vardı.
Göstergebilim, Yapısalcılık ve Yapısalcılık sonrası olarak gelişen ve nerdeyse çok gerilerden gelen Fransız düşüncesinin bir sıçramayla dünya merkezine oturmasının süreci anılmakta: Roland Barthes, Michel Foucault, Jacques Derrida, Julia Kristeva, Tzvetan Todorov ile birlikte Yeni Eleştiri'nin bir kenara bıraktığı teoride, "edebiyat tarihi" bu şekilde geri gelmekteydi. Compagnon nedense bu arada Gilles Deleuze ve Félix Guattari'nin "Proust, D.H. Lawrence, Franz Kafka (ve de kısa alıntılarla da olsa James Joyce, Antonin Artaud, Henry Miller, William Faulkner, Leopold von Sacher-Masoch ve Marquie de Sade, F. Scott Fitzgerald vb.) üzerine yazdıklarını zikretmekten kaçınmış gözükmekte. Sadece 93. sayfada Deleuze'ün bir kitabına gönderme yapılmış: "Fark ve Tekrar" kitabındaki (1968) "Borges'in Babil Kitaplığına".
Yine de teorinin ister edebi (yazınsal) ister edebiyat için olsun keyfini andığında, Compagnon ile birlikte benzer bir durumun sadece edebiyat ve dilbiliminde değil ama plastik sanatlarda da var olduğunu ve eleştirel teorik bakışın es geçildiğini söylememek elde değil. Burada elbette anmadan geçemeyeceğim: "Toplumbilim" dergisini kapattıktan sonra yeniden ele aldığımız "Teorik Bakış" dergisinin ne anlama geldiğini de burada hatırlatmak isterim. Eski aşkımızın devam etmesi arzusundan başka bir şeyden söz etmiyoruz: "Bahtsızlığımız teoriden kopuştur beyler!" Compagnon'un bu kitabı teorinin canlanmasına yeni bir ufuk açabilir mi? Bu soru kanımca meşru bir sorudur. Sanatlar ister edebi ister görsel olsun, yaşanmışa ve davranış biçimlerine öncelik verdikçe, teorik olan arka planda kaldığında, aslında belki de esas düşünme imkanları kısıtlandı. Ve düşünmeyen ve sadece yaşayan veya ne yazık ki böyle kriz dönemlerinde "yaşamaya çalışan" bir toplum birikintisi haline gelmeye başladık. Compagnon şu şekilde ifade etmiş: "…teorinin modası 1980'de geçmişse bugüne ne demeli? Teoriyi yeniden arzulayacağımız cehalet ve can sıkıntısına ulaştık mı? Çünkü "teori bir tekniğe indirgenemez, bir pedagojiye de…". Ne "metafiziğe ne de dine" indirgenebilir.
Bugün bu kadar vurdumduymaz bir şekilde "cinnet toplumu" içinde yaşamaya uğraşıyorsak, akıl almaz ve ipe sapa gelmez meselelerle zamanımızı harcıyorsak; bu belki de, teorinin bu kadar geride kalarak, bizim yeni bir şeyler söylemekte zorlanmamız yüzünden midir? Vasat akla (sağduyuya) hizmet eden onca senenin basınına ait bir hata mıdır? "Top On"laşan taponlaşan bir topluma ait popüler kültürün bu kadar etrafımızı sarmasından mıdır? Halbuki Paul de Man'ın ileri sürdüğü gibi "teori direnişten ayrı tutulmaz".
|
Ali Akay kimdir? Ali Akay Paris'te, 1976-1990 yılları arasında Paris VIII Üniversitesi'nde Sosyoloji, Felsefe ve Siyaset Bilim okudu. 1990 yılından beri İstanbul'da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesidir. Aynı Üniversitenin Resim Bölümü'nde 1992 yılından beri doktora derslerini sürdürmektedir. Yurt dışında Paris, New York ve Berlin'de dersler vermiştir. Türkiye'de ve yurt dışında birçok kurumsal ve kurum dışı sergilerin küratörlüğünü yapmıştır. 1992 yılında Toplumbilim dergisini kurmuş ve 2011 yılına kadar bu dergiyi sürdürmüştür. 2011 yılında, Toplumbilim dergisinin yeni ismiyle şu anda devam etmekte olan Teorik Bakış dergisini kurmuştur. Yurt içinde ve yurt dışında yazıları yayımlanmıştır ve sanat, sosyoloji ve felsefe üzerine birçok kitabı vardır. |


