Temmuz devrimleri
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Temmuz devrimleri

Aydınlanma felsefesi etkisi direkt olarak devrimlere yansımaktadır. Hukuki olarak başattır; ama uygulamada pratik sorunlar bu ilişkiyi bozmaktadırlar. Bu nedenle devrimler ile Aydınlanma düşüncesi birliktedir ve bunun reddi düşünce tarihi açısından pek doğru durmamaktadır

Temmuz devrimleri
Fransız devrimi

“Gerçekçi olun, imkansızı isteyin”

- Mayıs 1968’de Sorbonne Üniversitesi'nde Anonim

Devrimlerden pek söz edilmez olundu. Neden? Her biri felaket sonuçlar mı verdi? İngiliz, Amerikan, Fransız devrimlerinin içinden geçen bir tarih ile bağlanan ve burjuvazinin yerine işçi sınıfı ile yeni bir fark ortaya koyan SSCB’nin kuruluşunda Lenin ve Troçki’nin kurguladıkları bir devrim arasında farklar var. Bunlara bakmak belki de hangilerinin kalıcı hangilerini ise geçici olduğu hakkında bize belki bilgi sağlayabilir diye düşünebiliriz. Kısa süreli taktik ve stratejilerle oluşan devrim ile uzun döneme yayılarak kamusal alanda bir “ortak fikir” oluşturan “burjuva kamusal alan” arasındaki fark bu duruma belki bir açıklık getirebilir. Burada ikili bir kavramsal açılım söz konusudur: Halk/ avam ve proleter farkı.  

 “Neden bugün devrimlerden söz açmak akla geldi?” sorusu sorulursa, “temmuz ayına girdiğimizden dolayı” diye bir cevap verilebilir; çünkü kuraklık ve sıcaklık tanrısı olarak bilinen Tammuz Akad ve Babil dillerinden Süryanilere ve onlardan da Türkçeye geçtiği iddia edildiği gibi, bugün modern dönemlerimizde Temmuz devrimlerin ayı olarak akıllarda kalmıştır. 4 Temmuz Amerikan devrimi, 14 Temmuz ise Fransız devriminin tarihleridir. Bunlar modern toplumlarımızın Cumhuriyet rejimi içinde özgürlük temelli siyasi oluşumlarıdır. Özgürlüğe, Fransız devriminde, bir de eşitlik ve kardeşlik de eklenmektedir.

18. yüzyıla ait olarak Amerikan Bağımsızlık savaşına (1775-1783) baktığımızda İngilizlere karşı bir sömürge karşıtı savaş olarak gerçekleşen bu devrim Fransızların yardımıyla gerçekleşebildi. Bunu Fransız Cumhurbaşkanı Macron geçenlerde Amerikan Başkanı Trump’a hatırlatmasını bildi; çünkü Fransa kralı 16.Louis ezeli düşmanı İngiltere’ye karşı Amerikan devrimini finanse etmişti. Fransızların yardımı sayesinde Amerikan halkı olarak görülen çoğu Avrupalı göçmenler devrimi gerçekleştirebildiler. Ama 16. Louis daha başına gelecekleri bilmiyordu.

Amerikan Bağımsızlık savaşı

Amerikan devrimi bir bağımsızlık savaşı olarak kabul edilir. Çay devrimi olarak belki de adlandırabilir. Amerikan Çay Partisi İngiliz çaylarını denize dökerek devrimi ateşledikleri bir hareket olarak tarihe geçer. Birkaç gün sonra yıl dönümü kutlanacak olan 4 Temmuz 1776 tarihi Amerika’nın Bağımsızlık Beyanı ilk ilkeleri sıraladı.1776-1783 tarihleri savaşları Amerikan Anayasası ile neticelenmiştir. Bu devrimin arkasında Aydınlanma Felsefesi (Voltaire, Rousseau, Montesquieu vb.) fikirleri ve ilkeleri vardır.

18. yüzyılın ortalarında yayılmaya başlayan bu fikirler hızlı bir şekilde Bağımsızlık savaşının ilklerini oluşturmuştur. Ancak bu devrimin sekülerliğinin yanında dini değerler yerinde kalmasını bilmişti. Tanrı’nın kurtardığı bir Amerika tarihi bugüne kadar Hristiyanlığın içinden geçerek modernleşmeyi başarmıştır. Bu dönemin arkasından gelen iç savaş ise eski değerlerle yeni özgürlük ve eşitlik değerleri arasındaki mücadeleyle neticelenmiş, ardından da 20.yüzyılın ikinci yarısına kadar bu ikili çatışma sürmüştür. Hakların ve eşitliğin ırksal ve dini değerlerin ötesine geçme imkanları ise modern bir dönemden daha çok post-modern olarak adlandırabileceğimiz bir dönemde gerçekleşebilmiştir. Modernlik kendi paradigması içinde bu mücadeleyi bitirmeye engel olamamıştır. Gümrük vergilerinin bu isyanda bir rol oynamış olduğunu da herhalde bir kenara atamayız. 1765’de çay vergisi olarak adlandırılan vergilendirme “vatansever” Amerikalıların gelen gemilerdeki çay miktarını denize dökmeleriyle sonuçlanan eylem tarihe geçti.

Fransız devrimi daha çok bilinen bir ayaklanma biçimiyle 1789 yılında Amerikan devriminin hemen sonrasında gerçekleşti. Burada “Üçüncüler” olarak adlandırılan kesimin 20 haziranda Jeu de Paume’da yemin ederek Meclis’e girmeleriyle birlikte Aristokratlar ve Ruhban sınıfın yanında burjuvaların yer alması artık dışlanan şehirlilerin sözlerini siyasi olarak kullanma haklarını kendi güçleriyle almalarını gösterdi. Fakat metropol ile sömürgeler arasındaki hukuki fark ikisini birleştirmeyi engellemekteydi; çünkü sömürge toprakları Asya’da, Afrika’da Atlantik’te ve Amerika kıtasında kralın “özel mülkiyeti” ve özel toprakları olarak kabul edilmişti. 1789 tarihinin 14 Temmuz günü ise halk ayaklanması devrimi ortaya koymaktaydı. Bastille hapishanesinin halk tarafından ele geçirilerek suçluların serbest bırakılması ise tarihe “Bastille günü” devrimi olarak geçmişti. Temmuz ayında İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi ağustos ayında, Meclisten geçti ve kabul edildi. Bu şekilde olgu olarak da İnsan Hakları ihlali otomatikman insanların doğal hakları olarak anlaşıldığından dolayı siyahi köleliği kabul edemeyecekti. Devrime ve Anayasaya göre “insanlar hukuki olarak doğuştan hür ve eşit olarak doğmaktadırlar”. Buna rağmen siyahiler arasından kölelerin ve köle olmayan özgür siyahilerin (özgür renkliler) metropolden sömürge topraklarına gidişlerinin engellenmesi kararı alındı ki, sömürgedekiler metropolde olanları duyup da ayaklanmasınlar diye. Yine de 1790 ve 1791 arasında Atlantik’te birçok yerde siyah köle ayaklanmaları baş göstermiş ve askerler tarafından bastırılmıştır. Hatta bazı yerlerde bu bir iç savaş halinde yaşanmıştır.

Toussaint Louverture 1791’de köle isyanına katılarak ordunun başına geçmiştir. 1794’te Devrimci Fransa köleliği kaldırdığında Fransız tarafına geçmiştir. 1801 de otonom bir Anayasa kaleme almıştır. Bonaparte, ondan çekinerek, onu antlaşmaya çağırıp kandırarak yakalatmış ve Fransa’ya getirilerek zindana attırmıştır. 1803 yılında kötü koşullarda zatürreeden dolayı ölmüştür. Buna rağmen isyan devam etmiş ve Fransızlar büyük bir yenilgiye uğramışlar ve 1 Ocak 1804 yılında, büyük dağlar anlamındaki Haiti’nin bağımsızlığına teslim olmak zorunda kalmışlardır. Bu yenilgi Napolyon’u Amerika sevdasından vaz geçirmiş ve Avrupa’ya saldırılarını başlatmasına yol açmıştır. Ama sömürgecilik bitmemiştir.

Fransız devrimi de Amerikan devrimi gibi, Aydınlanma dönemi filozoflarının düşünsel etkisiyle gerçekleşmekteydi. Bu bakımdan halkın vergilerle, siyasi ve anti-feodal aristokrasi karşıtı sorunları yüzünden sömürgelerindeki köle ticaretini ikinci planda bırakmıştı; oysa orada da aynı şekilde devrim yayılmaktaydı. Hatta Tousaint-Louverture devrimi Santa Domingo’da (bugünkü Haiti) daha önce başlatmıştı ve köleliği kaldırarak beyaz ve siyah derililer arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmayı başarmıştı bile. Bunlara tarihte “Siyah Jakobenler” adı verilmiştir. Burada devrimlerin gerçekleştiği dönemin İngiltere, Fransa ve İspanya arasındaki büyük Emperyalist savaşların döneminde olunduğunun altı çizilmelidir. Bu rekabet devrimlerin gerçekleşebilmesi açısından uygun bir döneme denk düşmektedir. Dünya Emperyalizmi içinden çıkan rekabette bir rejim değişikliği doğmuştur. Antillerde İngilizlerin, Fransızların sıkıntılarından faydalanmak istemesi, Tousaint’in’in ölümünden sonra bile bağımsızlık kazanımındaki başarısında büyük bir rol oynamıştır.

1804 yılı bu devrimin bir karşı-devrimle sonuçlanmasını beraberinde getirdi. Napolyon Bonaparte bilhassa şekerkamışı ihtiyaçlarını karşılamak üzere 20 Mayıs 1802’de köleliği yeniden getirmek üzere, Cumhuriyete el koymuştur. “18.Brumaire darbesiyle” başa geçmiştir. Diktatörlüğü geri getirip Konsula rejimiyle (yönetim 3 konsolosa bağlanmıştır), Devlet ve Kiliseyi birleştirmiş ve İmparatorluğu 2 Aralık 1804’te yeniden tesis etmeyi başarmıştır. Bu tarihi vaka dünyada köleliği kaldırıp, yeniden köleliği yerine getiren bir ülke sıfatıyla tarihe geçmiştir.

Ardından, Fransızlar, “Temmuz Monarşisi” olarak adlandırılan dönemde (1830-1848) 1830’da sömürgeciliği Cezayir’in işgalinde sürdürmüşlerdir. Bu dönemde Fransa’da Cumhuriyet askıya alınarak Monarşiye ait Anayasaya geçilmiştir. Kral X. Charles tekrar tahta oturmuş ve her türlü özgürlüğü kısıtlayan sansür dönemini başlatmıştır. Bu sırada basın özgürlüğü de ayaklar altına alınmıştır. Paris halkının hemen 27,28 ve 29 temmuzda ayaklanmasıyla birlikte “Üç zafer günü” ilan edilmiştir. Ancak bu ayaklanma tekrar Cumhuriyete dönüşü sağlamak yerine Meclis’in taktikleriyle halktan korkan burjuvaların siyasi oluşumunu ortaya çıkarmıştır. Böylece bulunan formülle iktidarın sıfatı “vatandaş-kral” olmuştur. Bu şekilde anılan, kral Orelans’lı Louis-Phlippe’i Meclis seçmiştir.

Burada kraliyetin farkı artık Kral “Fransa’nın kralı” olmak yerine “vatandaşların kralı” olarak kabul edilmiştir. Dönem burjuvazinin yükseldiği ve zenginleştiği sanayi devriminin başladığı dönemdir. Tarihçi Guizot’nun deyişiyle: “Zenginliğinizi arttırın” sloganının zamanıdır. Bu hızı ancak büyük ekonomik kriz yüzünden 1848 Şubat ayı ayaklanması kesebilecektir. İşçilerin kötü koşullarda hijyen eksikliğinde koleranın başlamasıyla alevlenen bir halk isyanı ortaya çıkar.  Bir yanda zenginlik ve diğer yanda sefalet “fakirlik dönemi” olarak anılacak bir dönemi ortaya koymuştur. İşçilere grev hakkı yasaktır. Sendikalar lağvedilmiştir. Bir işçi karnesi söz konusu edilmiştir ve burada bir işçinin işten çıkıp başka bir işe girmesi engellenmektedir. Çalışanların iş hayatı kontrol altına alınmıştır. 1847’de açlık baş göstermiş ve ekmek fiyatı aşırı yükselmiştir. Bu krizden fabrikalar bile etkilenmektedir. Bazıları iflas eder ve işsizlik çoğalır.  Çalışanları koruyan hiçbir hakkın olmaması ve 14 ile 16 saat ağır işçilik yapanların ve 6 ile 8 yaşındaki “çocuk emeğinin” sömürüleri bu duruma bir “dur deme” ihtiyacını doğurmuştur. Kral Louis-Philippe tahtı bırakıp İngiltere’ye kaçmak zorunda kalır. Bu devrim sırasında ancak sömürgelerde “özgür renkli insanlara” hakiki medeni haklar verilir ve 1848’de köleliğe son verilir.

Eşitlik, özgürlük ve dolayısıyla kardeşlik her yerde yaygınlaşmaya başlar; en azından hukuki bir şekilde bu kabul edilmektedir. Burada bir yandan devrimler ile Aydınlanma düşüncesi arasındaki yakınlık önemli gibi durmakta; fakat diğer yandan da pratikte bu değerlerin uygulanmasındaki siyasi sıkıntıları görmek doğru olacaktır. Aydınlanma felsefesi etkisi direkt olarak devrimlere yansımaktadır. Hukuki olarak başattır; ama uygulamada pratik sorunlar bu ilişkiyi bozmaktadırlar. Bu nedenle devrimler ile Aydınlanma düşüncesi birliktedir ve bunun reddi düşünce tarihi açısından pek doğru durmamaktadır. 

Bu tarihlerde daha sosyoloji olmadığından ve insani bilimlerin ancak 19.yüzyılda görünür hale geldiğinden Aydınlanma düşüncesi filozofların ve edebiyatçıların elindeydi. İlginç olan edebi bilimlerin “ilahiyattan” (Tanrı bilimi) ayrılıp varlık bilimine (insan genel olarak ele alınmakta) doğru yönelmeleriyle birlikte adetler, ritüeller gibi var olanlara ilgi duymak yerine ideal olan insana, genel olarak her birine, ırk, deri rengi gibi ayrımlarını düşünmeksizin yeni bir dünya gerçekliği düşünmeleridir. Bir taktik ve strateji olarak gerçekleşmeyen, uzun tarihi döneme yayılan Aydınlanma düşüncesinin belki de bugüne gelen mirası; toplumsalda var olanı incelemek ve her seferinde her bir insanı ayrı bir kimlik üzerinden düşünmek yerine, insanları genel bir kategori içinde ele almak ve düşlemek olacaktır. Eşitlik, kardeşlik bu düşünceden türemektedir. Bugünden uzaklaşmak üzere biraz hayalle geleceğe bakmak bize iyi gelmez mi?   

İlgili İçerikler