Seza Paker ve Ambiente
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Seza Paker ve Ambiente

Her zaman sanat tarihiyle çalışan bir sanatçı olarak Seza Paker’in sergisi, yine şiir dilinin ses ile karışımından yola çıkarak bu sefer duyguya hitap eden kavramsal-sonrasını kendi sanatına taşıyor

Seza Paker ve Ambiente

"Sadece sanatla toplumu iyileştirmek mümkündür”

Joseph Beuys

Seza Paker’in, Ambienté adlı sergisi; resmin kendi alanında kalarak, çizgiler, renkler ve ışık rejimiyle bugüne ait gündelik yaşamda rastladığımız malzemeleri birleştiriyor. Bir anlamda, resmin kendine ait olan sorularını ve malzemelerini başka yeni malzemelerle karıştırarak hem çağdaş sanatın içinden geçiyor hem de bu yeni malzemelerle eskiden var olan ışık ve renk dünyasını zenginleştiriyor.

“Ambienté” bir havadır. Çevredir, ortamdır, ışıktır. İlk göndermede, Seza Paker, Marcel Duchamp’ın “Paris Havası”nı (Air de Paris) cam bir fanus içinde sergilenmesinden esinlendiği gibi, bugün de sanatçının “Ambienté” adlı OG Galerideki sergisi bir havayı ortaya çıkarmaktadır. 1913 yılında koleksiyoncu Arensberg’e bir hediye götürmek üzere Duchamp’ın düşündüğü bu eser, Blomet sokağındaki Eczaneden satın alınmıştır. Duchamp burada eczacıya şunu rica eder: Cam bir ampulün içindeki fizyolojik serumu boşaltmalarını ve de ucunu kilitlemelerini. Ve koleksiyoncusuna bunu hediye eder. “Ready Made” eserdir. Bugün eser Georges Pompidou Kültür ve Sanat Merkezi, Modern Sanatlar Müzesinin koleksiyonundadır.

İkinci gönderme de Joseph Beuys’e aittir.  Londra’da Anthony Offay Galeri için gerçekleştirdiği Plight [Vaat] (1985) adlı eser, piyanonun üzerindeki termometreye odaklanmaktadır. Havadaki ısının belirlenmesi ve sesin maddileşmesidir.  Görsel olan optik sesle ve tınılarla akustik alana yayılır. Seza Paker’in, Beuys’un bu eserinin iki odaya yayılmasına olan gönderme gibi, OG Galeride yaptığı eserler iki alana yayılır. Ana espas ve koridor olarak ikili bir birleşmeyi ortaya çıkarır. İkisi de aynı konu ve estetik üzerinden işlemekte ve birleşmektedir. Eser, adları farklı olsa da tektir bu anlamda. Beuys’ün klostrofobik espasına nazaran Seza Paker’in espası açıktır ve hatta galerideki diğer odalara açılmaktadır. Seza Paker havayı ortaya sermektedir.  Ses maddileşmektedir. Madde ve madde olmayan birbirleriyle birleşmiştir.  Sergisi, bir espastaki şeylerin ve fikirlerin arasındaki bir güç ilişkisinden ortaya çıkmaktadır. Objeler ve fikirlerin arasından geçerek, sanatın temele ait sorularını ve kavramlarını kullanmaktadır. Hava, su, derece, ışık, çizgiler ve renklerle…

Seza Paker, şeritleri yapışkan kâğıtları berberlerin üç renk olarak kullandığı bugün kendi simgeleri olmuş aletleri değişikliğe uğratarak, çeşitli renklerle yeniden örgütlüyor. Hem sosyal alan hem kimlik alanını ele almakta. “Gökkuşağı renklerinden” yola çıkarak başladığı projesi, “Rainbow in curved air” (Kavisli bir havada Gökkuşağı) adlı 1969’a ait bir parçayla birleşiyor. Sergide ses enstalasyonu kompozitör Terry Riley’den yola çıkarak yeniden kurgulanıyor. Seza Paker (ses mühendisi Berk İçli’nin desteğiyle) ses enstalasyonunu serginin nesnelerinin ve desenlerinin kendileri gibi Minimalist bir şekilde, bu espasla ilişkiye sokuyor. T. Riley, bilenlerin bildiği gibi Minimalist ve psikedelik bir müzisyen.

Ekolojik bir sanat anlayışını başından beri sürdüren Seza Paker, daha önce tarihi geçmiş makyaj boyalarını kullanmaktaydı. Veya daha önce çerçevelerini kullandığı eserlerin çerçevelerini yeniden başka bir anlayışla yeniden kullanmıştı. “Changing İnstallation” (Değişken Enstalasyon) olarak adlandırdığı ve eserin her gittiği ülkede o ülkeye has malzemelerle yer değiştiren anlayışı burada yeniden gündeme gelmekte. Renklerin anlamlarını başka yere çekerek renkleri ve eski malzemeleri berber lambalarında kullanıyor; böylece renkler kendi içlerinde bir hareket kazanıyor. Bir bakıma 19.yüzyılda kromatik tekniği kullanan ve ressamların ve hatta sinematik hareketin ortaya çıkmasında katkı sağlayan Michel-Eugene Chevreul’ün dönen ve birbirleri içine giren renklerini, dönen berber lambaları içinde tekrar kurguluyor.

Madem ki, dünyamız dönmektedir ve uydudur; o zaman sabit bir tuvale sıkışmış olmaktan çıkan renkleri kendi içinde yeniden kurguladığında Seza Paker, o renklere bir hız kazandırıyor ve bu şekilde renkleri devinime sokuyor. Dönüp duruyorlar. Sanatçı renkleri birbirine karıştırıyor ve birbirlerinden ayırıyor: Işığı arıyor ve ışığın renklerle ilişkisinin tarihinden geçerek renkleri ortaya koymayı tercih ediyor.

Seza Paker; resim alanının özerkliği ilkesinden yola çıkarak, bu alanı bugünkü hareket ve madde dünyası içinde düşünüyor.  Dönmekte olan berber lambaları içinde, Seza Paker’in kullandığı renkler ve formlar kendi içlerinde bir devinim sağlarlarken aynı zamanda motorun etkisiyle dönmekteler. Dışarıdan bakıldığında Seza Paker izleyicinin algısını kendi bilincinde algılamasına bırakıyor. Bu, hayal gücünün çalıştırılmaya başlamasıyla, her zaman düşündürücü sorular sormakta olan Seza Paker, bu sefer de soru sormayı hareketin kendisine bırakıyor. Böylece onun seçtiği renk paletinin hareketi, izleyicinin hayal gücünde çeşitli anlamlara doğru açılıyor.

Sergi alanının yan koridorunda ise, Untitled (İt is all about light) adlı enstalasyonunu görüyoruz. Türkçesi “İsimsiz (Her şey Işığa Dair)” olarak adlandırılan enstalasyon zümrüt yeşili renkte parıldayan kağıtlara çiçek formları ve ışığın yansıma araçlarını on tabloda yan yana koyuyor. On birinci, kırmızı rengin üzerine çoğalmış yukarı çıkan kalp formlarıyla tüm enstalasyonu bitiriyor. Seza Paker, bu tabloların hepsini, duvarda ayrı ayrı dikey, soluk ve pastel renk çizgilerinden yapılı kağıtların üzerine yerleştiriyor.

Seza Paker, malzeme için “kendini tanı” düşüncesine doğru dönerek, resim alanının kendi içindeki sorunlarının bugünün dilinde nasıl yeniden örgütleyebileceğini sorguluyor. Resmin; çizgilerinin, renklerinin, ışık rejimlerinin bugün nasıl yeniden düşünülüp gösterilebileceği üzerine bir söz dizimi ortaya çıkarıyor. Bazı sanatçılar eczanelerin kendi işaretlerini nasıl kullanmaktaysalar ve ecza sanatının ve ilaçların renklerinin yan yana gelmesiyle nasıl bir ansiklopedi oluşturduysalar, Seza Paker, dönen berber lambaları üzerinden tasarımlanan haliyle renkleri yeniden göstermeyi ve bunların formlarını tasarlamayı ve yeniden sunmayı oluşturan tekniğiyle resmin öğelerini yeniden konuların içinde kullanıyor. Klişelerden ve ezbere yapılan sanat eserlerinden uzaklaşmayı, uzun zamandan beri kurgulamakta olduğu aşikâr.

Seza Paker; burada, bugün ender düşünülen ve sanat tarihinin örneklerinden beslenen ve yola çıkan “bugün ışık nedir?” sorusunu soruyor. Kullandığı malzemelerde, çeşitli dalga boyutlarındaki ışıkları emerek bitkilerde fotosentez olayının meydana gelmesine sebep olan yeşil rengindeki pigment üzerindeki ışığı buluyor ve gösteriyor.  Tabiat bilgisine has olan güneş ışığının soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan bitkilere yeşil rengini veren madde olarak klorofilin rengini ele alıyor.  Renk, ışık ve tabiat arasındaki dengeyi yakalayarak, renkler üzerine kurulu olan bir motif tertibatını, düzenlemesini ortaya koyuyor.

Seza Paker’in sanatsal bakışı, kariyerinin en başından beri beyin-renk ilişkisinde “Ready Made”lerle ve minörleşen atık malzemelerle ifadeye dönüştürülen bir dille ele alınır. Bir yalnızlık olarak başlayan beyin-renk formunu belirledikten itibaren bir kolektif düzenleme ortaya çıkarılmakta. Burada yaratı süreci, beyin-renk ve ardından malzeme-ses olarak ilerlemektedir. Müzikal dili plastik dille harmanlayarak üretimini gerçekleştiren Seza Paker, form ile içeriği birleştirmektedir.

Duvarlarda sütunlar gri renkteler. Gri bir yandan siyah ve beyaz diğer taraftan ise renk-ışık haline girmektedir. Dolayısıyla sergide gri ile başlayan renk-ışık arkada klorofil ile devam etmekte ve on bir tablonun zemininde pastel renklerle griden gelen renkler burada soluk ışığı yakalamakta. Işık desenlerini altındaki pastel renkler de Dada pratikleri gibi sanayi malzemeleriyle değil, elle kesilerek üretilmiştir.

Serginin çarpıcı şiirselliği renk, ışık rejimi gibi plastik sanatların öğelerini sosyal alan ile birleştirerek düzenlemeyi bir bakıma sanat tarihinin Minimalist dönemine doğru çevirmekte. Her zaman sanat tarihiyle çalışan bir sanatçı olarak Seza Paker’in bu sergisi yine şiir dilinin ses ile karışımından yola çıkarak bu sefer duyguya hitap eden kavramsal-sonrasını kendi sanatına taşıyor.

Seza Paker yıllardır bu sorular üzerine eserler üretmektedir. Video, fotoğraf, arşiv, desen ve asamblajlar ile birlikte yazıyı, şiiri sergilerinde kullanmaktadır. O.G. Galeri’deki sergisi “Ambienté” bizi bugünün kullanım araçlarından geçerek bu sanata ait soruların cevaplarını değil ama sorularının çoğaltılmasını hareket halinde düşünmekte ve düşündürmek istemektedir. Eserler bir ifade biçimi olmaktan çok algıya, düşündürmeye ve hissettirmeye yöneliktir.  

 

  

İlgili İçerikler