Edgar Morin’i hatırlamak
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Edgar Morin’i hatırlamak

Bugün içinden geçmekte olduğumuz siyasi ve hukuki alanda "Kompleks teorisi"ni düşünmek bazı yeni yolları açabilecek midir? Sanırım düşünmeye değer!

Edgar Morin’i hatırlamak
Edgar Morin

“Ben araştırma yapan birisiyim. Anlamaya çalışırım sadece gerçeğe yaklaşabilmek için

- Edgar Morin

Bu sabah kalktığımda haberi gördüm. 1921’de Yahudi bir aileden gelen Selanik doğumlu olan Edgar Morin bütün bir yüz yılı yaşadıktan sonra bu dünyadan, sevdiği, kuramsallaştırdığı, eko-sistemini yöntem olarak düşündüğü ve doğayı da inceleyerek bir bilimsel bilgi çerçevesinde ele aldığı dünyadan 104 yaşında ayrıldı. Son dönemlerinde hem Amazonlardaki yerlilerin hem de Filistinlilerin davasını desteklemişti.

Bu sosyolog, düşünür, bilim filozofu ve insan bilimci kişi son dönemlerinde yüz yaşının üzerindeyken hayat, aşk, dostluk, doğa ve siyaset üzerine sözleri herkesi etkilemekteydi. Bir bilge olarak durmaktaydı; post-modern bir bilgeydi zaten.

1981 yılında Paris VIII Üniversitesi’nde, Saint-Benoit’dan arkadaşım olan ve Paris’te de birlikte uzun yıllar zaman geçirmiş olduğum arkadaşım Arif Esin ile bir ders izlemekteydik. Aşırı solcu bir düzeni olan bu deneysel üniversitenin derslerinden birisinin adı ilginçti ve dolayısıyla ilgimizi çekmişti: “Niteliksiz Adam”. Dönem tahmin edilebileceği gibi 1979 yılında Jean-François Lyotard’ın çok tartışma yaratan kitabı “Postmodern Durum” çalışmasının hemen sonrasıydı. 1980 yılı her yerde neo-liberal ekonominin baskın çıkmaya ve Refah-Devleti modelinden uzaklaşılmaya başlandığı bir zaman birimiydi. Ama Fransa Sosyalist Parti ile hükümete gitmekteydi. Ve ders bu dönemi ve Musil’in kitabının adıyla ilgili dönemin insanını ele almaktaydı. Hoca Yunan asıllıydı. Elie Theofilakis. Lyotard ile daha sonra Les İmmateriauxsergisi (1985) çerçevesi içinde çalışmıştı. Bize bu aşırı solcu üniversitenin içinde dogmaları bırakmak üzere derslerini sürdürmekteydi. Ve bize önerdiği kitap ise Edgar Morin’in “20.Yüzyıldan Çıkmak” adlı kitabıydı.

Fransa entelektüel tarihi 1970’lerde bir yandan Marx ve Freud’ün üzerinden Nietzsche’yi keşfetmişti. Nazilerin filozofu olarak bilinen Nietzsche burada artık karmaşık bir şekilde okumayla ve bilhassa 1962 yılında Deleuze’ün kitabıyla solun düşünürü haline gelmişti. Edgar Morin ise bu dönemde bilhassa Marx ve Hegel dünyasıyla gelişmiş bir Alman düşüncesinin ötesine doğru düşünceyi taşımaya başlamıştı. Ve 20.yüzyıldan Çıkmak adlı kitabı sol dogmaları aşmak niyetiyle yazılmıştı. Yöntem üzerine kitapları da bu sırada yayınlanmaya başlamıştı. İlki 1977 yılında ikincisi ise 1980 yılında yayınlanmıştı. Daha 1970’li yıllarda Kaliforniya’da Salk Enstitü ile çalışmalarını yürüttüğü sırada 1969-70 yıllarında geliştirmeye başladığı düşüncesi 1977’de “Doğanın Doğası” adlı kitabıyla başlamıştı. 1980 yılında ise “Hayatın Hayatı” yayınlanmıştı. Aynı şekilde derste okumakta olduğumuz kitap ise siyasi bir veriyle başlamaktaydı.

1933 yılında Naziler Almanya’da iktidara geldikten sonra 1939’da Hitler, Stalin ile bir antlaşma imzalamıştı. Buna en çok şaşıranların ise Yahudi entelektüeller olduğunu Edgar Morin yazmaktaydı. Kendisi o sırada Fransa’da Nazi yanlısı hükümete karşı “Direnişe” katılmıştı. Nasıl olur da anti-sağ ve Komünist bir devlet Naziler ile antlaşma sağlayabilirler? Saldırmazlık antlaşması olacak şey değildi. Joachim Von Ribbentrop ve Viatcheslev Molotov bu anlaşmayı imzalayanlardı. Edgar Morin ve diğer entelektüellerde, Yahudileri toplum dışına atan ve tüm hukuki haklarından mahrum eden ırkçı bir devletin Komünist bir devletle yaptığı bu antlaşma şok etkisi yaratmıştı. Bu entelektüel grup ilk olarak Sovyetler Birliği’ne olan güveni yok etmişti. Bu, artık ideolojik olarak karşı kutupta bilinenlerin birdenbire siyasi strateji veya taktiklerle ittifaka girebileceğini göstermişti.

Dolayısıyla “Kompleks düşüncesi” işlemeye başlamıştı bile. Yöntem kitapları ayrı ayrı başlıklarla altı cilt olarak yayımlandı. Marx’ı da burada iki ayrı yöntemden ayrı tutmayı denemişti. Bir yandan Hegel ve Marx birlikteliğinde diyalektik düşüncenin basitliğinden çıkmayı önermekteydi; diğer yandan ise Marx ile Engels’i birleştiren düşüncenin dışına çıkmanın önemini vurgulamaktaydı. Bu tartışma epistemolojik olarak başka bir yönteme geçmeyi zorlamaktaydı.

Kompleks düşüncesi buradan yola çıktı diye düşünebiliriz. Bilim, sibernetik, yapısal antropoloji üzerinden geçerek K. Popper’in her deneyin gerçek ile alakalı olamayacağı düşüncesine de yaslanarak teorinin de önemiyle birlikte ele alınabileceğini düşünmekte ve bunu “karmaşık düşüncenin” çeşitli veçheleri yan yana getirmesiyle mümkün olabileceğini önermekteydi. Marx ve Freud ihmal edilmemişti; ama başka okuma yollarına açılmasının zaruretini ortaya koymaktaydı. Bilimsel epistemoloji de kompleks düşüncenin parçası olarak ele alınmaktaydı. Teori üzerinden bakılarak, teorilerin eleştirel araştırması bunların uygunluğu, ahenkleri ve değerleri ortaya konulmaktaydı. Deney ve gözlem illa bir veri olamazdı; olguların denetimi teoriyi doğrulamak için yeterli değildi Bunlar basit bir veri olmaktan çok uzaktılar. Bilginin ve tanımanın kendilerinin üzerine eğilerek, öznenin araştırmasını oto-analize sokarak, bilgiyi organize eden yorumu da devreye sokmak gerekmekteydi ki araştırılan alan sosyolojik olarak bizi doğru olana doğru yönlendirebilsin; çünkü zihinsel olan, bilginin, kültürün ve sosyal alanın zihinsel yapıları da burada ister istemez devreye girmek zorundaydı.

Burada, o halde, “Kompleks Yöntemine” göre hem üretimin hem teorinin hem de olguların bilimsel pratiklerle işlemesi söz konusuydu. Dolayısıyla bilimsel bilgi ile deney ve olanlar birbirleriyle temas halinde işlemektedirler: Mantık, psikoloji, anlambilim, kültür ve sosyoloji birlikte ele alınmalı. Bu yöntem oto-analize açık olmalıdır. Oto-düşünce, refleksiyon, oto-kritik düşünceyle ancak epistemolojik bir noktadan analiz yapılabilir. Bu yaklaşım biraz Pierre Bourdieu’yü da andırmaktadır. Oto-analiz onun da yönteminin içine alınmıştır. BU iki sosyolog 20.yüzyılı 21 yüzyıla bağlayan sosyal analizlerin içinden geçmiştir, diye düşünebiliriz.

Bugün içinden geçmekte olduğumuz siyasi ve hukuki alanda bu "Kompleks teorisi"ni düşünmek bazı yeni yolları açabilecek midir? Sanırım düşünmeye değer!  

İlgili İçerikler