Gittikçe yaklaşan ve heyecanla bir müsabaka olarak beklenen seçimlere çok az günler kala bir yandan Yapay Zekânın öngördüğü, diğer yandan kamuoyu yoklama şirketlerinin yapmakta oldukları araştırmalardan gelen sonuçlar o kadar farklı bir görüntü ortaya koymakta ki, nasıl bir neticeye doğru gidilmekte olunduğunu öngörmek için heyecandan ve meraktan başka bir şey düşünülemiyor. Çeşitli çevrelerden gelen duyumlarla işleyen ve bu anlamda rasyonel olmaktan çok uzak bir görüntü (söylenti ve dedikodu üzerine kurulu birinci tür bilgi) bizim etrafımızı sarmalıyor. Buna rağmen bu gidişat içinde en rasyonel olan belki de söylemlere bakmak olacak. Burada cümlelerin örtüsünün altında yatan anlamları görmek belki de bizlere imkân sağlama ihtimalini barındırmaktadır.
Bir kere bir proje sunan kesim hangisi sorusunu sorduğumuzda, T24'teki son yazımda yeni "esnek ve yumuşak" olarak nitelendirmiş olduğum iktidar modeli çıkıyor karşımıza. Bu modelde şu projeler sunulmakta: Birincisi, tabuları bir kenara bırakarak, gerçeği konuşmak adına etnik, dini ve mezheplere ait olan bir ayrımcılığın pozitif olarak belirtildiği bir söylemle birlikte "helalleşme" çağırısında bulunmak. İkincisi ise ekonomik olarak tekno-sanayiinin geliştirilmesi ve istihdam olarak yeni teknolojilerin eğitimine doğru odaklanmak. Bunun gerçekleşmesi için ise sanayinin yeni teknolojiler ve nano-teknolojilerle birlikte eko-sisteme uygun bir şekilde gerçekleştirme çabasını önermek. Üçüncüsü ise demokrasinin ve adaletin liyakate ve Anayasal olarak kanunlara uygun bir şekilde gerçekleştirileceğini vaat etmek.
Buna karşın ikincisi; var olan ve eski olarak nitelendirilebilecek "dediğim dedik" iktidar modelinin çağırısına bakıldığında, karşımıza yine vaatler çıkmakta. Vaatler ekonomik olduğu kadar dine dönük vaatlerle birlikte eski bir modeli andırmakta. Daha çok egemenlik söylemi üzerine kurulu bu modern-öncesi sanayi toplumu modeli "geleceğe doğru dönmekten" çok "olan ile yetinmeye ve olmakta olan modeli devam ettirmeye" yönelik bir ses olarak seda yapmakta. Burada da "helalleşme" söylemi çıkıyor karşımıza; ama fark şu ki, toplumdan çok bireysel bir helalleşmeyi görebiliyoruz.
Aradaki farkta bilhassa kadına şiddet sorunu öne çıkıyor. Kadına karşı şiddette sorunlu olarak duran bu ikinci modelin söyleminde, darbe sesini hatırlatarak madun pozisyonuna yaslanmakta olduğunu işitiyoruz: "Bakın darbeci bir zihniyet sarmalamış muhalefeti" önerisinin belirli bir kesime doğru seslenildiğini tahmin etmek zor durmamakta.
Fakat aralarındaki farkın nerden gelmekte olduğunu sorarsak, o zaman belki de şunları görmekteyiz: Birincisi, eskiye dönük ile yeniyi vaat eden bir iktidar ayrımı var. İkincisi demokrasiye seslenen ile demokrasinin bir darbe şekli olacağını söyleyen ve bu anlamda biraz da sıkışmış ve hayalgücü zayıflamış bir söylemi görmekteyiz. İmgelerin nereye bağlanabileceğini düşünmeden öne sürülen önermeleri takip etmekteyiz.
Bilhassa post-modern bir topluma ait olarak ifade bulan etnik, cinsel kimlik, dini ve cinsel referans sisteminin içinden geçen söylemde evlilik ve aile kurumunun şekillenmesinde bugünün toplumsal yapısının verileri içinde bulunan ve normatif hale gelmiş bir cinsel tercihin nerdeyse aşağılanmasının seslerinin harflerini okumaktayız. Hayvan ve insan arasında kurulan ilişkinin bir ev hayvanı değil de bir "cinsellik fantasması öğesi" olarak sunulmasının şaşkınlık verici sesini duymaktayız. Kamuoyuna tuhaf bir seslenme biçiminde hayalgücü işlemekten çok gayri rasyonel bir argüman silsilesine yakalanmış hissini vermekte. Bir de buna demokrasinin darbeyle olan bağını düşünmek nasıl bir demokratik seçim halkasının içinden geçmekte olduğumuz hakkında bir işaret taşımakta sanki?
2 Ağustos 2018'de T24'te yazdığım yazıdan alıntıyla bitiriyorum:
"Demokrasinin bir soru sorma sanatı olduğunu ve kabul görülen yerel yasaların yetersizliği üzerine sorulan sorularla tanımlanabilecek bir düşünce olduğunu vurgulamak gerekecek. Bu ise, bir özerklik sorusu olarak ortaya çıkmaktadır. Heteronomi üzerine oluşmayan bir demokrasi sorusu, en başta gördüğümüz, Yurttaşlık Kitaplarına sığan "halkın kendi kendisini yönetmesi" tanımıyla burada, özerkleşerek, rastlaşmaktadır. Felsefe ile özerklik tarihte o halde iki defa rastlamışlardır birbirlerine ve dostlar arasında bir tartışma ortamı oluşturmuşlardır. Eski Yunan ve Aydınlanma Avrupası ile birlikte var olmuştur: Rasyonellik. Burada; teknik, bilim ve felsefe, sanatlarla birlik içinde anlamlı olarak kabul görmüşlerdir. Demokrasi aslında buradaki son tanımıyla sanatlardaki yaratıcılık sorusuyla birlikte anlam kazanmaya başlayacaktır. Yaratının yeniye doğru yol alması demokrasinin süreç içindeki vaziyetini bize gösterecektir. Bu da demokrasinin" imkanların rejimi" olduğunu bize açıklamaktadır."
O halde, buradan anlaşılır kılınacak olan bir neticeye doğru gidilmekte olunduğunu söylemek imkanına sahip olabiliriz. Demokrasi önü açık, rasyonel tartışmaya yönelik ve geleceğe doğru bakan bir siyasi rejimdir.
|
Ali Akay kimdir? Ali Akay Paris'te, 1976-1990 yılları arasında Paris VIII Üniversitesi'nde Sosyoloji, Felsefe ve Siyaset Bilim okudu. 1990 yılından beri İstanbul'da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesidir. Aynı Üniversitenin Resim Bölümü'nde 1992 yılından beri doktora derslerini sürdürmektedir. Yurt dışında Paris, New York ve Berlin'de dersler vermiştir. Türkiye'de ve yurt dışında birçok kurumsal ve kurum dışı sergilerin küratörlüğünü yapmıştır. 1992 yılında Toplumbilim dergisini kurmuş ve 2011 yılına kadar bu dergiyi sürdürmüştür. 2011 yılında, Toplumbilim dergisinin yeni ismiyle şu anda devam etmekte olan Teorik Bakış dergisini kurmuştur. Yurt içinde ve yurt dışında yazıları yayımlanmıştır ve sanat, sosyoloji ve felsefe üzerine birçok kitabı vardır. |


