Bugün öznelliğimiz nerede?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bugün öznelliğimiz nerede?

Herkes tekil bir öznelliğe sahip; ama yan yana yaşamaktaysak, toplum diye bir şeyin içinde büyüyorsak, ortak bir durumu paylaşmaktayız. Bu ortak sosyal durum sağlıklı mıdır? Yoksa acılarla mı dolu sorunları yaşamaktayız?

Bugün öznelliğimiz nerede?

Bugün nasıl bir dünyada yaşıyoruz? sorusunu sormak bize ne verir? Bu soru olan biteni kendi bedenimizde anlamak için sorulan bir sorudur. Kapının arkasından bakarız anlayabilmek için. Nasıl bir ortamda sağlıklı bir şekilde yaşamaya çalışmaktayız? Bizi biz yapan nedir? Bu sorular belki soyut sorular gibi gözükmekte bazılarımıza; ama tam da ne olduğumuzu, neler hissettiğimizi ve nasıl hareket ettiğimizi anlamamız açısından önemli durmakta. Nasıl bir toplumda yaşamaktayız? Etrafımızı saran insanlar ve nesnelerle ilişkilerimiz nasıl oluşmakta? Sosyal alan bizi nasıl davranmaya itmekte? Davranışlarımız ve nasıl düşündüğümüz bizi nasıl bir forma sokmakta? Aile ilişkilerimize bağlanan sorunlarımızın nasıl sosyal ve siyasi öğelerle dolu olduğunun farkında mıyız? Siyaset nasıl bir hastalık üretmekte kafalarımızda? Cinnet toplumu bireysel sorunlardan değil sosyal ortamdan türetilmekte.

Bu soruları sormak zorunda mıyız? diye sorulabilir. Bana göre, bu soruları sormak bizi insan yapan sorular. Hangi tip insanlarla yaşamakta olduğumuzu bize ifade eden sorular olduğu için, akıl ve ruh sağlımızı korumak açısından önemli sorular olarak karşımıza çıkmakta. Bu soruları birçok insan başka sorularla birlikte sormakta zaten. Bunu haberlerden öğreniyoruz. Bu sorularla birlikte daha yakın mesafede duran maddi sorular da var ve zaten maddi sorular bize yukarıdaki bu soruları sormaya yönlendiriyor.

Neyle besleneceğim? Bu akşam ailede nasıl yemek yenebilecek? Yeterli besin almakta mıyız? Çocukları iyi besleyebiliyor muyuz? Pazardan veya herhangi bir marketten alışveriş yaparken nelere dikkat etmeliyiz? Hangi besinlerin daha ucuz hangilerinin daha pahalı olduğunu bilmek zorundayız. Ay sonunu nasıl getiriyoruz? Yeteri kadar protein alabiliyor muyuz? Temiz bir hava soluyabiliyor muyuz? Kirlenen şehrin havası, egzoz gazları bizi ne kadar zehirliyor? Yediğimiz yemeklerle, beslenmekten çok artık zehir mi alıyoruz?

Bu sorular bizim öznelliğimizi oluşturan sorular. Özne bazılarına felsefi bir kavram olarak gözükebilir. Öznellik ise aynı şekilde anlaşılmaz bir kavram olarak algılanabilir. Öznenin kim olduğu sorusu toplumda sorulan bir soru olmayabilir. Biz bu kavramı kullandığımızda ne anlatmak istemekteyiz? Gündelik yaşamda herkesin kullandığı dilde bu özne kelimesini açmaya kalkarsak şunları ileri sürebiliriz. Bizi biz yapanın ne olduğu sorusu herkesin sorabileceği bir soru; ama herkes bu soruyu sorar mı? Sormayabilir elbette. Ama başka yollardan aynı soru sorulmakta. Her yaptığımız eylem, aldığımız yemekler, içtiklerimiz, yakın olduğumuzu hissettiğimiz zevkler, siyasi görüşler ve partiler, attığımız oylar, soluduğumuz hava bizim tarafımızdan yapılıyorsa burada biz denilen bir öznedir. Dilbilgisi böyle anlatılmakta: “Ahmet makarna satın aldı” cümlesinde Ahmet öznedir.  Veya havanın nasıl olduğunu sorarsak “hava” öznedir. Bir kitap kahramanı da öznedir. Kişiye özel olduğu zaman ise öznellikten söz ediyoruz demektir. Kişinin fikirleri, görüşleri, duyguları öznelliğini verir.

Bunlar özneldir; çünkü herkesinki başka olabilir. Bir yeri sevmek başka birinin sevmeyeceği yeri sevmek anlamına gelir. Kişiden kişiye değişendir. Ama başka bir şey daha ilave edebiliriz. Bugünden yarına ve düne göre de öznellik değişebilir. Dün sıcak sevebiliriz ama daha sonra da daha ılık bir havayı tercih edebiliriz. Koşullar ve kendimiz aynı anda değişmektedir. Değişkenliğe göre öznellik de değişir.   

Üçüncü paragrafta sorulan sorular herkesin sorduğu sorulardır. Kaç paraya ne kadar yiyecek satın almak imkânım var? Ne kadar kazanıyorum? Bu yeterli mi? Çocuğu okula yollamaya, ona elbise almaya, gündelik harçlık vermeye yetmekte midir? Öznelliği bu şekilde anlayabiliriz. Ve doğduğumuz zaman bu sorularla doğmadığımızı en azından bilebiliyoruz. Bu soruları genelde yetişkin bir hayatta sormaktayız, aile kurup, çocuk sahibi olunduğunda bu sorular gibi sorular bizim karşımıza çıkmakta.

O halde zaman içinde hayata dair soruları sormamız için belli hayat koşullarını yaşamak zorundayız. İş bulunamadığında, kira ödeyemediğimiz zaman, yemek bulamadığımızda vb. bu sorular karşımıza çıkmakta. Bu soruları sormak için, belki, belli hayat koşullarıyla ve belli kurumlarla karşılaştığımızda yaşadıklarımızı görmemiz gerekmekte. Okuduklarımız, mecburi olan okullara gittiğimizde öğrendiklerimiz bizi biz yapmakta. Biz o zaman öznellik sahibi olmaya başlıyoruz. Bu, doğuştan edinmeyle gelmiyor, yaşayarak, tecrübe sahibi olarak özne haline gelmekteyiz.

O halde herkesin bir öznellik hikayesi var. Herkes tekil bir öznelliğe sahip; ama yan yana yaşamaktaysak, toplum diye bir şeyin içinde büyüyorsak, ortak bir durumu paylaşmaktayız. Bu ortak sosyal durum sağlıklı mıdır? Yoksa acılarla mı dolu sorunları yaşamaktayız? İki ayrı durumda öznelliğimiz değişkendir. Heterojen vaziyetlerden geçen hayatlar ayrı ayrı insanları ortaya koyar; belli noktalarda aynı hislere kapılırız, ama bazen de çıkarlar tezat olarak karşımıza çıkabilir. O zaman çelişkili bir ilişki ağı içine girmeye başlarız. Hayata bakışımızı belirleyenler de ayrı ayrı ve çıkar çatışması içinde gelişenlerden ibarettir.

Sağlıksız bir toplumun değerleriyle yaşamaktaysak, sağlıksız düşünürüz. O zaman nevrotik veya psikotikdeneylere girmeye başlanabilir. Eğer toplum bir cinnet toplumu haline girdiyse, herkesin bundan alacağı pay hayatı zorlaştırır. Kendilik olarak doğmayız sosyal bir ortamda yaşayan birisi olarak başkalarının etkisinde kalırız ve biz de başkalarına etki veririz. Modellerimiz olabilir, onlara benzemeye uğraşırız. Bu bir film yıldızıysa çok kişi ona benzemeye çalışır. Hareketleri, konuşma tarzı, mimikleri ve kıyafetlerine kadar benzerlik söz konusudur.

Ama bugün teknoloji çağında Yapay Zekâya nasıl benzeyebileceğiz, Yapay Zekânın kendisi ona verilen verilerle bir benzerlik kurmaktadır. Makinenin kendisi bir insan taklidi haline geldiğinde ise öznellik değil nesnellik ortaya çıkmaya başlar. Bu ayrım belki de insan ve makine arasındaki en büyük farkı oluşturur. Özne olan insan nesne olan makine kendi öznesini kurabilir mi? Cevaplamak zor sanki! Makine yemek yemez, çocuğunu okula götürmez. Ama belki daha mükemmel bir hale sokulduğunda bunları da yapabilecektir. Yapabilecek midir?

Bunun cevabını verene kadar şimdi öznelliğimizin ardında yatanın çoğul bir insan yığını olduğunu görmeliyiz. Kalabalıklara göre hareket eden, duygulanan, kızan, hep birlikte ayağa kalkan ve saldıran veya müdafaaya çekilen grubun içindeki insandır. O zaman insanın kendisi kolektif bir öznelliğe sahiptir. Kurumlar, kanunlar, ruh halleri, sosyal ve siyasi olan her şey insanın bugünkü öznelliğini oluşturmaktadır.

Bir grup insan nasıl karar verir? Neye göre oy atar? Neye göre tepki verir veya her şeyi kabul eden pasif bir özne haline gelir? Öznellik o halde bugün içinde yaşadığımız toplumsal durumun içinde şekillenmektedir. Haksız ise haksız haklıysa haklı olarak öznelleşirler. Bu birliktelik içinde yaşadığımız hem dünyayı hem de kendimizi açıklamaktadır. Geriye kalan ise artık, öznelliğin kendisi ve mümkünse vicdanı ve bilinci olmaktan başka ne olabilir?          

İlgili İçerikler