“Çağdaş hayat formları güçsüzlükle belirlenmiştir”
Paolo Virno, 2021
Öncelikle Paolo Virno’yu (1952-2025) anmak isterim. 7 Kasım günü bizim dünyamızdan ayrıldı. İtalya’da Operaizm (İşçilik) hareketinden gelen İtalyan Marksist teoriysen ve özellikle “Çokluk” adlı kitabıyla daha da bilenen bir isim olarak yaşadı. Bir nesil gidiyor dünyamızdan; oysa, onlara çok ama çok şey borçluyuz. Son dönemlerde “güçsüzlük” tarafından kapılan çağdaş toplumlarımızı düşünmekteydi.
"Söylem ve eylemler çılgın bir paralize durumunu yaşamakta” diye yazmıştı. Ama bu güçsüzlüğün, tam da iktidarların “güç fazlalığından” kaynaklanmakta olduğu tespitini yapmıştı. Dinamizmin fazlasından kaynaklanan bir hızın içinde evirilip gidiyoruz. Bu anlamda, Virno çağdaş insanı bir “harem ağasına” benzetmekteydi. Gücünü kaybeden bir insanlık. Eğer gerçekleşmeyen bir potansiyel varsa o zaman, uzun vadede, güç bir güçsüzlüğe dönüşmektedir. Yani güçsüzleşen kitleyi kim ve nasıl yönetecek?
Bugün lider kavramı nereye doğru evirilmekte? Kime lider deniliyor günümüzde ve örnekleri kimler? Dikkatimizi çeken dünyasal bir durum 2011’den itibaren görünür olmaya başladı. Bilhassa “Arap Baharı” olarak adlandırılan hareketin 2000’lerin başındaki “öteki-küreselleşmeciler” olarak adlandırılan gruplarla benzer bir yatay çizgiye girmeye başladıklarından beri durum lider kavramına bir başkalık getirmeye başladı.
Karizmatik bir lider değil ama konuşan ve halkıyla veya başka bir şekilde söylersek “çokluk” ile bütünleşmekte olan bir lider direkt olarak tepeden gelen bir iktidarı kullanarak değil, ama bu yatay ilişkilere önem veren, daha demokratik bir lider tipi olarak kabul edilmeye başlandı. Bu kitlesel bir kabulü göstermese de hareketin içinde bulunanların arzularını ve isteklerini ortaya koyan bir yönetim modeli olarak kuramsallaştırıldı. Baştan tek başına kararlar alıp, toplumsal alanı tasarımlayan bir lider pratiği yerini teorik olarak da olsa başka bir modele doğru çevirdi.
Teorik olarak Negri ve Hardt’ın geliştirdikleri model bugünkü gençlerin “demokratik sosyalizminin” isteklerine dokunmakta. Onlara göre 21.yüzyılın “lidersiz” siyaset anlayışının çıkmazlarıyla karşı karşıya gelinmekte. Lidersizlik belki yeni bir kavram olarak kabul edilmekte ama işlev bakımından tam olarak işleyememekte. Bunun farkına varan Negri ve Hardt liderin dikey duruşunun çokluğun yatay duruşlarıyla kesişmesinin altını çizdiler. Merkezi karar verme yetkisinin değil de çokluk olarak adlandırılan grubun istek ve arzuların öne çıkarıldığı bir yönetim modelini öne sürdüler.
Merkezi kararların alınması karizmatik lider ile iktidarı birleştiren “Prens modeli” arkada kalmakta. Daha çok şiddeti meşrulaştıran Weber’in dönemine ait olarak durmakta. Karizmatik lider 1920 ve 30’ların siyasi pratiklerinde bilhassa İtalya ve Almanya’da felaketlere yol açan bir model olarak akıllarda kalmıştı. Bugün biraz unutulmakta değil mi hatta? Negri ve Hardt’ın modern demokrasilerde geçersiz olarak gözüken karizmatik liderlilerin sonrasına doğru geçen,uluslararası küresel post-modern direnme biçimleri ortaya çıktı 2000’de. Emperyalizme karşı çıkmaktan çok “yeni İmparatorluk” olarak adlandırılana karşıtı hareketlerdi bunlar. On yıldan fazla bir zaman geçti aradan. Bugün bu durum tekrar düşünülmesi gereken bir düşünce değil mi? Bir teorik-pratik olarak bizimle buluştu. New York örneği bizi tekrar bu kavramları düşünmeye doğru döndürmekte değil mi acaba?
Bu kavram bugün New York’un Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin tavırlarını ortaya koymakta. Kalabalıkların içinde gezinen, insanların elini sıkan, dokunan, onları dinleyen bir lider konumunu göstermekte. “Çokluk” bu anlamda vatandaş veya halk kavramından farklı bir kavramı ortaya koymakta. Halk ve vatandaş ulus-devlet döneminin içinde geliştirilen bir kavram olarak bugün hala tanımını saklamaya devam etmekte. Ama buna eklenmesi gereken başka bir durum daha var. O da çokluk içinde Amerikan vatandaşı olmayan veya sonradan olan ve New York’ta yaşamayı sürdüren kalabalıklar da var. “Çokluk” o bakımdan hem vatandaşları hem de her türlü dinden, dilden, etnik gruplardan, göçmenlerden ve kalıcı hale gelen mültecilerden oluşmakta. “Çokluk” modern halk kavramının yanında,daha post-modern bir kavramı ortaya koymakta. Halk, daha çok 18.yüzyıl sonuna ait olan bir kavram ve modernliği başlatan Fransız İhtilali döneminden bugüne gelmekte. “Çokluk” ise 21. yüzyıl sosyolojisine ait olarak yerel ve diasporaları yan yana getirmekte. Bütünleşemeyen, heterojen ve fragmanter bir toplumsal içinde yaşamaya başladık. 21. yüzyılda lider kavramı da o anlamda merkezi olmayan, adem-i merkeziyetçi ve herkese açık ve apaçık olan bir sürece dair bir siyaseti göstermekte bizlere. New York örneğinin nasıl işleyeceğini merak ediyoruz. Bize nereye gidildiğine dair bir model ortaya koyacak. İzlemeye devam ediyoruz.


